436 ) DENİZ HAMAMLARI !…

  

   New York’un ünlü Long Beach plajında, 1920’li yıllarda, kumsalı dolduran insanlar arasında ellerinde mezura sallayarak gezinen polislere rastlanırdı. Yanlış okumadınız !.. Cop değil, mezura !..
   Polislerin gözleri kadınların mayolarındadır. Mayosu kanuna uymayan, daha doğrusu kanunun belirlediği uzunluktan kısa olan kadının, keskingözlü polislerin elinden kurtulma olanağı yoktur !..
   
       

   İnsanın denize kavuşması hiç de kolay olmamıştır. Yüzyıllar öncesinde yalnızca kuduz hastalarının tedavi amacıyla denize sokulduğu görülür. Denize giren bir erkeğin 8-12 dakika arasında mutlaka delireceğine inanılırken, bu süre kadınlarda 4 dakikaya iner !.. Orta Çağ kafasından söz ediyoruz ama unutmayalım ki, günümüzde değil 4 dakika, karısını 4 saniye bile denize sokmayanlarla iç içe yaşıyoruz.. Örneğin bu yazıyı hazırlamama neden olan, 27 Ağustos 2013 tarihli bir gazete haberi idi : Başbakan Erdoğan, Rize’de, erkek ve kadınlar için ayrı ayrı yüzebilecekleri olimpik yüzme havuzları açma müjdesini veriyordu !..  

   Denize girmek 1800’lü yılların ilk yarısında yaygınlaşır. Avrupa’da denize giren erkekler, tanıdık birini selamlamak düşüncesiyle başlarından eksik etmezler şapkalarını. Tabii o yıllarda mayo diye bir şeyin varlığından bahsetmek olanaksızdır. Günlük kıyafetten farkı yoktur, denize girmek için giyilenin. 
   Bu yıllarda denize tutkun olan en ilginç insan Düşes Berry’dir. Fransa’nın Manş Denizi kıyılarında yüzen Düşes Berry’nin yünlü kumaştan bol fırfırlı bir deniz elbisesi vardır. Yengeçten çok korktuğu için de ayakkabıları ayağındadır. Düşes dediğin denize yalnız giremez elbette ! Bir elinden Banyolar Genel Müdürü, diğer elinden doktoru tutmaktadır. Tören kıyafetleriyle kendisine eşlik edenlerle birlikte adımını suya atınca da, bir patırdı kopar ki sormayın !.. Tepelere konulan toplardan Düşes’in denize girdiği her yana ilan edilir !..
   Tatil köylerinde karşılaşılan “animasyon”ların ilki, Düşes’in canı sıkılmasın diye düzenlenmiştir. Balina avcılığını merak eden Düşes’i tatmin etmek için denize bir boğa bırakılır. Zavallı hayvan, kıyıya doğru yüzmeye çalışırken, sandallardan atılan zıpkınlarla bir balina gibi öldürülür !.. 

    

   İstanbul’da ise yüzme mevsiminin geldiği, denizden gelen çekiç sesleriyle anlaşılırdı bir zamanlar. Uzun donlu adamlar, denize çakılı kazıkların arasını tahtalarla örmektedirler. “Deniz hamamı”dır hazırlanan !.. 

   Yarışlar dışında yüzme sporunun, deniz banyolarının tesisinden önce İzmir kenti içinde çok rağbette olduğu pek söylenemez. Hele Türklerin ve genelde kadınların böyle şeylere hiç de itibar etmedikleri bilinmektedir. Kentte kıyıdan denize girenler daha çok Rum ve Levantenler, özellikle de bunların çocukları olmuş ve sıcak yaz aylarında özellikle Rum çocuklarının bu serinleme yöntemine sık sık başvurdukları görülmüştür. Ancak, bilindiği gibi rıhtımın inşa edilmesi öncesinde kentte herkese açık durumda olan sahil parçaları çok sınırlıdır ve bunların en belli başlı olanı da Marina diye bilinen kısa bir sahil kordonudur. 
   Bu dönemlere ait bir gazete yazısında, “Her gün ve günün her saatinde düşük tabakadan olduklarından kuşku duyulmayan bazı kişilerin sahilden çıplak olarak denize girdikleri, hatta buna bütün gezintilerin yapıldığı Marina (İngiliz İskelesi) üzerinde de zaman zaman rastlanabildiği belirtilmekte ve yönetimden buna karşı önlem alınması istenmektedir..” 
   L’Echo de l’Orient gazetesinin 13 Temmuz 1844 tarihli bu yazısından, çocukların arasına bazen büyüklerin de katılabildiği anlaşılmaktadır..
   Aslında o sıralarda, İzmir’de denize girilebilecek umumi plaj ya da banyo gibi tesisler henüz kurulmamıştır. Bu nedenle de, gazetede sakıncalı diye belirtilen, çıplak olsun, giyinik olsun, belirli yerlerde denize girme uygulamasının kolaylıkla yasaklanmış olabileceğini sanmıyoruz. Özellikle yasakların çok kısa süreli olduğu anımsandığında, bunun böyle olacağını tahmin etmek de güç değildir. Ancak, banyoların yapılmasından sonra da bu durum pek değişmemiş olmalıdır. Öyle ki, 19. Yüzyıl sonlarına ve 20. Yüzyıl başlarına ait gazete yazılarında da aynı şeyden yakınıldığını görüyoruz.. 
   Bu haberlerden birinde, 20 Temmuz 1898 tarihli Ahenk gazetesinde, “İzmir’de çoluk çocuğun Kordon’da ve başka yerlerde çırılçıplak denize girmesi üzerine, çoğalan şikayetleri dikkate alan belediyenin, deniz banyoları dışında denize girilmesini yasakladığı..” bildirilmektedir. Ne var ki, aynı yakınmaların daha sonraları da tekrarlandığı dikkate alınırsa, (Ahenk gazetesi, 13 Eylül 1900), bu yasaklama da uzun süre devam ettirilememiş olmalıdır..

  

   19. yüzyıl sonlarına doğru İzmir’de açılmış olan deniz banyolarının genelde haziran ayından itibaren işlediği biliniyor. 1890 yılında bir gazeteye verilmiş olan bir ilan, Alsancak burnunda bulunan deniz banyoları konusunda ilginç bir takım bilgiler vermektedir. 10 Haziran 1890 tarihli Hizmet gazetesindeki ilan şu şekildedir :

“PUNTA HAMAMI

Büyükler….. 1 giriş…… 1 kuruş
Çocuklar….. 1 giriş…… 30 para
Büyükler…..30 giriş….. 25 kuruş
Çocuklar…..30 giriş….. 20 kuruş
Büyükler…..30 giriş….. 50 kuruş (Tramvay biletiyle birlikte)
Çocuklar…..30 giriş….. 30 kuruş ( Tramvay biletiyle birlikte)

EDEN HAMAM

Büyükler…. 1 giriş… 2 kuruş
Çocuklar…. 1 giriş… 1 kuruş
Büyükler… 30 giriş.. 50 kuruş (Tramvay biletiyle birlikte ; 70 kuruş)
Çocuklar… 30 giriş.. 20 kuruş ( Tramvay biletiyle birlikte ; 40 kuruş)

   Adı “Eden” (Cennet) olan hamam elbette ki daha pahalı imiş !..

    

   Görüldüğü gibi deniz hamamlarına tramvayla gelecekler için, tramvay biletlerini de içeren kombine bir giriş kartı düzenlenmiş bulunmaktadır. İlanda, hamamların öğleden sonraları hanımlara ayrıldığı ve tramvay seferlerinin gece yarısına kadar sürdürüleceği de açıklanmıştır. 

   19. Yüzyılın sonlarında Alsancak burnundan doğuya doğru uzanan ve bugün liman tesislerinin yer aldığı sahil bölgesinin kumsal olduğu görülmektedir. Alsancak burnundaki deniz banyolarının anlatıldığı bir anı kitabında ise, buranın yüzlerce direk üzerinde denize oturan ahşap bir galerinin çevrelediği ortası açık bir yapı olduğu, soyunma yerlerinin bu kare galerinin etrafında sıralandığı ve kendilerini erkeklerin gözlerinden uzak tutmak isteyen hanımların ortadaki kısımda yüzdükleri ya da yüzmeye çalıştıkları belirtilmiştir. ( RAY TURRELL, “A village Near Smyrna”, Scarp Book 1809-1822) 
   İzmir’de o dönemde Alsancak yöresindeki bu hamamlardan başka ; Karantina’da Sanat Okulu karşısında denizden doldurulmakta olan bahçenin rıhtımına bitişik olarak, bu okulun vakfından olmak üzere, yeni bir deniz banyosu inşa edilmiş ve açılışı yapılmıştır. Açılış haberini veren 22 Temmuz 1891 tarihli Hizmet gazetesi, bu banyoların çok güzel inşa edildiğini, burada deniz suyunun son derece berrak ve temiz olduğunu belirterek banyoların, çevrenin önemli bir ihtiyacını gidereceğini yazmaktadır..
   İzmir’de bir diğer deniz hamamı da Mersinli Darağacı yöresindedir. Kasaba Demiryolu Şirketi tarafından bu banyolara gidip gelmek isteyenler için, gidiş-dönüş olarak 6 meteliğe, indirimli özel biletler çıkarıldığını ise, 23 Haziran 1896 tarihli Ahenk gazetesi yazmaktadır..
   Ne var ki, yukarıda fotoğrafı da görülen, deniz üzerinde ahşap direkler üstünde inşa edilmiş olan Darağacı deniz banyolarının 31 Temmuz 1905 günü öğleden sonra aniden çöktüğü ve içinde yüzmekte olan bir hayli kişiyi enkazı altında bıraktığı, Stanbul gazetesinin 5 Ağustos 1905 sayısında yazar.. Gazeteye göre, hemen yardıma koşulmasına rağmen, iki kadınla bir çocuk ölmüş ve çoğunluğu hafif, çok sayıda yaralı mevcuttur. 
   Yine, Kasaba demiryolu güzergahı üzerinde bulunan Aya Triada yani  Turan deniz banyoları da burasının güzelliği ve havasının temizliğinden dolayı ilgi gören yerlerden biri olmuştur.. 1897 yazında bu ilgiyi artırmak ve müşterileri bir kat daha memnun edebilmek niyetiyle, banyolara yeni oda ve salonlar eklenmiş ve donatılarak kadınların ihtiyaçlarını sağlamak üzere özel görevliler sağlanarak hizmete açılmıştır. Banyolar o yıl, 18 Haziran günü faaliyete geçmiştir.. 
   1905 yılına ait bir kent rehberinde, yukarıda saydıklarımıza ilaveten Karşıyaka deniz banyolarından da bahsedilmektedir..  



RAUF BEYRU’nun “19. Yüzyılda İzmir’de Yaşam”  ve
SUNAY AKIN’ın “Onlar Hep Oradaydı” adlı kitaplarındaki bazı yazılardan derlenmiştir..     

Leave a reply:

Your email address will not be published.