435 ) BİR PADİŞAH VE BİR VELİAHT…

    

   Babası Üçüncü Mustafa 1774’de vefat ettiğinde Selim, daha 13 yaşındaydı. Amcası Abdülhamid’in saltanatı zamanında kendisinden önceki veliaht ve şehzadelere nispetle epey serbest bırakılmıştı. Birinci Abdülhamid, yaradılış itibarıyla yumuşak başlı ve iyi ahlaklı bir hükümdar olduğundan, kardeşinin oğluna biraz serbesti vermiş ve hatta bu yüzden saltanatını elinden kaçırmak tehlikesi bile geçirmişti..
   Selim’in yaşı ilerledikçe bu uygun durumdan yararlanmak için amcasının gösterdiği hoşgörüyü kötüye kullanmayı başladı. Bunun nedeni de işlerin iyi gitmemesi ve aracılar eliyle dışarıdan bilgi almasıydı.
   Birinci Abdülhamid memlekette reformlar yapmaya taraftardı ve bunu bizzat kendisi istiyordu. Bazı tarihçilerin sandığı gibi köşeye çekilmiş, yalnız ibadetle oyalanıp, dünyada olup bitenlerden haberi olmayan bir hükümdar değildi ; bilakis 18. Yüzyılda gelen Osmanlı hükümdarları arasında, Üçüncü Selim hariç, devlet işleriyle en çok ilgilenen ve hatta bunu ayrıntılarına kadar izleyen bir padişah idi. Kendisine sunulan her arz tezkeresini (Sadrazamlıktan gelen bir evrakın yanındaki tanıtıcı pusula) veya telhisi ( Sadrazamdan gelen, konuyu özetleyen yazı) okuyarak kenarına görüşlerini yazar ya da herhangi bir iş hakkında veya kılık değiştirip gezerken gördüğü yolsuzluklara dair doğrudan emir verirdi.
   Arşiv belgeleri arasında, yazılarıyla en fazla faaliyet gösteren ve işleri takipten usanmayan bir hükümdar olarak göze çarpmaktadır.
   Batıl itikatlara bağlı ve basit düşünceli sadrazamların bazı yorumlarını gayet kibarca reddetmek ve yanlış inanışları bir hükümdara yaraşır şekilde eleştirmek adeti idi..
  Fakat Padişah, bu güzel halleriyle beraber, enerjiden tamamıyla yoksun denecek kadar zayıf idi ; etki altında kalarak iyi başlamış olduğu işleri yoluna koyamıyordu.. Cahil Habeş ve Çerkes köle ve cariyeler arasında, babası Üçüncü Ahmed’in hal’inden itibaren yaklaşık elli yıla yakın bir süre, sıkıcı bir kafes hayatı geçirmişti..
   Yönetim sırasında da çoğu zaman Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın gücünün etkisi altında kalan Abdülhamid’in böyle, etki altında kalarak, başladığı işleri bozması bir kısım devlet ileri gelenleri üzerinde kötü etki bırakıyordu. Hasan Paşa’nın her işe karışması, kendilerine tam yetki verilen sadrazamların işlerini bozması huzursuzluk yaratıyordu..
   Hasan Paşa’nın her dediği yapılıyor ve kesinlikle reddedilemiyordu. Çeşme Olayı sonrası Ruslara karşı Boğaz’ı savunma ile ; Mora, Suriye ve Mısır’da önemli hizmetler veren bu savaşçı vezir, tam anlamıyla bir “saltanat atabeyi” 
konumundaydı. İdam etmek istediği bir adamı Padişah bile elinden alamıyordu !.. Nitekim bunlardan biri olan İshak Bey, onun elinden kurtulmak için Avrupa’ya gitmeye mecbur olmuş ve Abdülhamid’in izniyle Fransa’ya gitmişti. 
  

   Devlet adamları arasında Selim’in babası Üçüncü Mustafa’nın ve Veliaht Selim’in taraftarları vardı, bunların başında da Vezir İsmail Raif Paşa bulunuyordu.. 
   Bu sıralarda, 1782’de (1197 Muharrem), samimi olarak reform yapmak isteyen Abdülhamid, takdir ettiği devlet kethüdası Halil Hamid Efendi‘yi sadrazam yaptı. O da, iki buçuk yıl süren sadrazamlığı sırasında önemli işlere girişti ve bir kısmını da tamamladı. Ama yine de, Hasan Paşa’nın etkisi altında tam rahat hareket edemiyordu. Halil Hamid Paşa, başladığı reformları yürütebilmek uğruna, Veliaht Selim taraftarlarıyla anlaşarak, Padişah’ı hal’ etmek istedi fakat başaramadı ve kellesini vermek zorunda kaldı !..
   Bu olayın sonunda, bu girişimi Abdülhamid’e haber veren Cezayirli Hasan Paşa, Padişah’ı tamamıyla etkisi altına almış oldu.. 
   İşte Veliaht Selim bu olay sırasında 24 yaşında bulunuyordu. Bir an önce hükümdar olma umudu suya düşmüştü. Dışarıyla bağlantıları kesildi ve serbestisine sınırlamalar getirildi. Ama o, dışarıyla olan bağlantısını önceden iyi organize etmiş olduğundan, bu haber alma trafiği onun hükümdarlığına kadar devam etti..

 

   Belgelere göre Selim, hükümdarlığa hazırlanıyor ve daha şimdiden devletine dost ve müttefik arıyordu. 
   Abdülhamid, genç veliahdın hükümdar olmak için gösterdiği hırsı ve şiddetli arzuyu çok iyi biliyor ve buna rağmen yine de ona alicenap davranıyordu. Ama tabii yeğeninin Fransa ile yaptığı yazışmalardan haberi yoktu. Selim de, saltanata geçmek için Allah tarafından takdir edilen zamanı beklemeye mecbur olmuştu..
   Selim, elde ettiği adamları aracılığıyla Fransa ile temas kurdu ; zaten reformlar nedeniyle Fransa’dan heyetler de geliyordu ; Selim de devletin selametini Fransa ile iyi ilişkilerde buldu ; esasen durum da bunu gerektiriyordu. 
   İstanbul’da Ruslara karşı savaş ilan edilmesi konusunda bir hava estiği sıralarda Veliaht, İshak Bey’i birtakım mektuplarla birlikte, 1786 Mayıs ayında Fransa’ya gönderdi. İshak Bey’in görevi, Avrupa’daki durumu görmek, anlamak, askeri sanayi ve ilim dallarında öğrenim görmek ve Selim hükümdar olduğunda Fransa ile yapılacak ittifakın esasını açığa çıkarmaktı..
   Ayrıca, Fransa Kralı XVI. Louis ile mektuplaşan, İstanbul’daki Fransa Elçisi Choiseol-Gouffier ile haberleşen Veliaht Selim, elçi tarafından geleceğin yeni Büyük Petro’su olarak görülüyordu ..
   Birinci Abdülhamid’in öldüğü gece Darüssaade Ağası İdris Ağa, dairesine gelerek kendisini tahta davet etti. Kafes dairesinden çıkınca Hünkar dairesine götürülüp beyaz sakalına ağzından kan akmış amcasının naaşı gösterildi. Hırka-i Saadet Odası’na girilip dua edildi. Sabah erkenden her şey hazırlanmış olarak yeni padişah Babüssaade önünde cülus etti..

KAYNAKÇA :

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.