425 ) SON HALİFE..

   

   Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecid Efendi, 1868’de dünyaya gelmişti. Gençlik yılları Ortaköy’deki Fer’iye Saraylarının şehzadelere ayrılan dairelerinden birinde geçti. Daha sonra da Çamlıca’da inşa ettirdiği köşküne taşındı. Amcasının oğlu Sultan Vahdeddin, 4 Temmuz 1918’de tahta geçince, o da veliaht ilan edilip Dolmabahçe Sarayı veliaht dairesine geçinceye kadar, uzun yıllar entelektüel bir yaşam sürdü..
   Birkaç lisan konuşurdu. Resme ve musikiye meraklıydı.. Köşkünü sanatçıların uğrak yeri, hatta bir çeşit akademi yapmış ; İkinci Meşrutiyet sonrası kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin destekçileri arasında bulunmuştu.. 
   Türk resminin önde gelen isimlerinden kabul edilirdi ve besteleri Batı formlarında idi. İstanbul’daki bir yabancı elçilik raporuna göre, “Fes giymediği zamanlarda, iyi yetişmiş bir Fransız’ı andırırdı..”
   Abdülmecid Efendi, Sultan Vahdeddin’in 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk etmesi üzerine, iki gün sonra Millet Meclisinde yapılan bir oylamada 168 milletvekilinden 143’ünün oyunu alarak hilafet makamına getirildi. 
   Şevket Süreyya Aydemir, “Tek Adam” adlı eserinin üçüncü cildinde ; Gazi Mustafa Kemal’in, Halife adayı olan Abdülmecid Efendi’nin de hataları olduğunu, Büyük Millet Meclisi’nin zaman zaman onu da suçladığını, fakat şimdi Abdülmecid Efendi’nin hükumete güvence verdiğini ve seçiminde bir mahzur olmadığını bildirdiğini anlatır.. 
   Refet Paşa’ya hitaben verilen bu yazılı teminatın metni şudur :
“İstanbul’da, BMM Hükumeti fevkalade Memuru Refet Paşa Hazretlerine,
BMM’nin Hilafet ve Saltanat hakkında aldığı kararı, tamamen tasdik ve tasvip ediyorum.. 27 Rebiulevvel 1341 (18 Kasım 1922) Abdülmecid” 
NOT : Bu senet, Gazi’nin Refet Paşa’ya 7 Kasım 1922 tarihi ile verdiği ve 8 Kasım öğleye kadar netice alınmasını isteyen talimatı üzerine alınmıştır..
   Yeni Halife oylama sırasında ve sonrasında bazı garip hevesler göstermişti. Örneğin Fatih Sultan Mehmed kılığına girmek; bazı parlak unvanlar kullanmak istemişti. Gazi, Halifenin bu davranışlarından Ali Fuad Paşa’ya şöyle bahseder : “Ne dersin Paşam ? Halife Hazretleri Fatih’in kılığına girmek istiyormuş, yakışır ya..”
   Hilafet müessesesini, Yeni Türkiye’yi kuran ve yöneten kadro benimsemiyordu. Gazi’ye göre hilafet “zevaitten” (gereksiz fazlalıktan) ibaretti. Zaten Osmanlı tarihinde hilafet, hiçbir zaman etkin bir kuruluş olmamıştı. Aslolan padişahlıktı. Hilafet, bir sığıntı ve bir gölgeydi.. 
   Gösterişli ve eski padişahların selamlık resimlerini andıran törenler, cuma namazları, Fatih biçiminde sarık sarıp padişahlar gibi hil’at giymek istemesi, bu masraflı merakların yanı sıra sarayında çalışan ahçıların, hademelerin aylıklarını verecek kadar bile gelire sahip olmaması, Doğu’da ve bilhassa mezhebinin İmamı sayılan Ağa Han ile Emir Ali’nin “halifenin siyasi durumunun korunması için” İsmet Paşa’ya yazdıkları bir mektubun, İsmet Paşa’nın eline varmadan 24 Kasım’da bir İstanbul gazetesinde yayınlanması, Ali Han ve oğlu Ali’nin İngilizler ile olan alışılmadık yakınlıkları gibi olaylar sonucunda yönetimde hilafetin kaldırılmasının gerektiği fikri gelişti..
   Abdülmecid Efendi, Dolmabahçe Sarayında, o tarihten 3 Mart 1924’e kadar, yani hilafetin kaldırılıp hanedan üyelerinin ülke dışına çıkartılmalarına kadar geçen bir yıl üç buçuk ay boyunca “Halife” olarak kaldıktan sonra, o gece ailesi ile beraber Türkiye’den sınır dışı edildi..

 

   İstanbul’dan İsviçre’ye giden Abdülmecid Efendi, daha sonra Fransa’nın Nice kentine yerleşti. Oradan Paris’e geçti ve 23 Ağustos 1944 günü bu şehirde hayata veda etti.. Tam da Paris’in Alman işgalinden kurtuluşunun kutlandığı günde..
   Naaşı Paris Camii bodrumunda bir odaya yerleştirildi. Halifenin kızı Dürrüşehvar Sultan, cenazenin Türkiye’ye getirilmesi için çeşitli başvurularda bulunsa da, Ankara bunları reddetti. Dürrüşehvar Sultan’ın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ziyaret etmesi bile bunu değiştirmedi. On yıl boyunca Paris’te bekletilen cenaze, 1954 yılı mart ayında Suudi Arabistan’a götürülüp Medine’de toprağa verildi. 
   Son halife, sürgün sonrasındaki ilk siyasi temaslarını, Türkiye’den sınırdışı edilmesinden sonra gittiği İsviçre’nin Territet kasabasında yapmış, Ankara’yı suçlayan bir bir bildiri yayınlamıştı. Ayrıca, bir Hilafet Kongresi” toplanmasını istemiş ve bildirileri ile hilafet konusundaki diğer yazışmalarını “Yeşil Kitap” adını verdiği bir risalede yayınlamıştı..
   Bu risalede beş adet belge vardı : Ankara Meclisi tarafından halife seçilmesinden hemen sonra, 20 Kasım 1922 günü İslam alemine hitaben yayınladığı beyanname, hilafetin kaldırılacağı hakkında söylentiler çıkması üzerine Meclis Başkanlığına gönderdiği 1 Mart 1924 tarihli telgraf, sürgüne gönderilmesinden sonra Territet’de 11 Mart 1924 günü yayınladığı bir diğer beyanname, yine Territet’den Ankara’ya Meclis Başkanlığına yazdığı bir mektup ve göndermeyi Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonraya bıraktığı “İtirazname”..

 

   Murat Bardakçı, bu belgelerden birinin günümüz Türkçesi’ne nakledilmiş şeklini 25 Ağustos 2013 tarihli Haber Türk gazetesindeki köşesinde paylaştı :
   Abdülmecid Efendi, sürgüne gönderilişinden tam bir hafta sonra, 11 Mart 1924 günü İsviçre’de yayınladığı ve “Allah’ın resulü’nün Halifesi Abdülaziz Han oğlu Abdülmecid” diye imzaladığı bir bildiri ile, İslam dünyasının ileri gelenlerini hilafet konferansına çağırıyor ve Türkiye’nin artık “ladini” yani “dinsiz” olduğunu ilan ediyordu..  
   İşte, Halifenin büyük ümitlerle kaleme aldığı ama hiçbir netice getirmeyen bildirisi :
“Kutsal hilafet müessesini kaldırmış olmak iddiasında bulunan ladini Türk Cumhuriyeti’nin kararıyla aziz vatanımdan sürüldüm. İslam alemine, bu gurbet diyarında bu beyannamem ile selamlarımı gönderiyor ve hitap ediyorum. 
“Türkiye Millet Meclisi’nin üyelerinin çoğunluğunun oyları ile alınmış olan ve kutsal hilafet makamının aleyhinde bulunan bu din dışı karar, İslam aleminin yüksek menfaatlerinin de aleyhinedir ; üstelik bu Meclis’i seçmiş olan kahraman Türk Milletinin arzusuna da muhaliftir. İslam şeriatını inkar eden bu kararı tamamen reddedip yok saydığımı İslam alemine bildirmek, benim için kesin ve gerekli bir görev olmaktadır.
“İslam alemi, bundan birkaç yıl önce hilafet makamına seçilmemi bana bey’at ederek kabul ettiğini göstermişti. Ladini Türk Cumhuriyeti milletin gerçek egemenliğine tecavüz ederek itiraz hakkını ve müdahalede bulunmayı önlediği için bundan böyle bu hayati konu hakkında karar vermek görevi, artık sadece İslam dünyasına düşmektedir..
“Müslümanların, içerisinde bulunduğumuz durumun gerektirdiği kararları beraberce alabilmeleri için uygun bir zamanda ve uygun bir yerde büyük dinimiz için bir toplantıda bir araya gelmeleri gerekmektedir. İslam dünyasının en yetkili isimleri ile reislerini, bu mübarek dava uğrunda çalışmaya, gayrete ve önerilerini bana göndermeye davet ediyorum..
“İslam dünyasında bugün var olan birlik, ruhumun bir övünç kaynağıdır. Bana karşı gösterilen sevgiye ve bağlılığa dayanarak, inayeti sonsuz olan Allah’a mukaddes dinimizi bu meselede başarılı kılması için yakarıyorum..”

  

   Son Halife Abdülmecid Efendi, Fransa’nın Nice şehrinde sürgünde yaşadığı sırada, kızı Dürrüşehvar Sultan’ı 12 Kasım 1931’de,o yıllarda Hindistan’ın yarı-bağımsız devletlerinden olan, Haydarabad’ın “Nizam” denen hükümdarı Osman Han’ın oğlu Azam Cah ile evlendirmişti.  
   Haydarabad Nizamı da dünyanın en zengin kişilerinden idi ve hiçbir yerden geliri olmayan Abdülmecid Efendi, Paris’te 1944’deki vefatına kadar dünürünün gönderdiği yardımlarla yaşamış, hayatını bu sayede sıkıntısız bir şekilde sürdürebilmişti..
   Abdülmecid Efendi, Haydarabad Nizamı Osman Han’a 10 Aralık 1935 günü yazdığı mektubunda, bir yardım talebinin derhal karşılanmış olmasından dolayı teşekkürlerini gönderiyor ve Osman Han’a, “Allah senin saltanatını sonsuza kadar devam ettirsin” diye dua ediyor. 

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.