421 ) BEN NEDEN TÜRK’ÜM ?..

  

    Dünya bizi Türk olarak biliyor. Osmanlı pasaportu ile Güney Amerika’ya giden Lübnanlı Araplara da “El Turco” diyorlardı. Limni kökenli bir Rum profesör Osmanlı pasaportu ile göç ettiği New York’da kendisine Türk dedikleri için kavga ettiğini anlatırdı. Cezayirli korsanlar İtalya kıyılarını vurduklarında İtalyanlar onlara Türk derlerdi. Avusturyalılar ve Ruslar hep Türklerle savaştılar. Araplar da Türk derler, çoğulu Etrak’tır. Devşirme Yeniçeri ordusu Türk ordusudur. Marco Polo Anadolu’dan geçerken Türkler vardı. 13. yüzyıldan önce Bizanslı tarihçilerin söz ettiği bütün bozkır göçerleri, değişik adlar altında Göktürkler, Hazarlar, Peçenekler, Kumanlar, Polovziler, Karahanlılar, Selçuklular, Gazneliler, Kuzey Hindistan’ı fethedip devlet kuranlar hep Türklerdir. Babüroğulları da Türkçe konuşuyorlardı. Osmanlı esperantosu da halkın kullandığı bir dil olmadı.. Düşüncemi Türkçe anlatıyorum. Bunun etnik kökenle ilgisi yok. Genetik çok kökenlilik, önemli bir hoşgörü kaynağıdır.
    Bu toplum tarihini öğrenemedi. Birkaç hikaye ile yeriniyor. Oysa dünya tarihinin odağı olan Avrasya tarihinin biçimlenmesinde rol oynayan en büyük aktörler arasında Türkler var. Her fethettikleri, yerleştikleri toplumun kültürünü almışlar. Çin’de Çinli, Hint’de Hintli, Orta Asya ve İran’da İranlı olmuşlar. İslam’ı Araplardan, şiiri ve tasavvufu İranlıdan almışlar. Devlet bürokrasisinin dili Osmanlıca ise, halkın anlamadığı bir Esperanto..
   Türk kökenli göçerlerin ve onların kurdukları devletlerin Avrasya tarihinin ve İslam’ın biçimlenişinde büyük rolleri var. Bu, Cengiz İmparatorluğu gibi, sadece Doğu ve Orta Asya’da kısa süreli bir dönem değil. Zaman ve coğrafi sınır ile çok daha geniş ve günümüze uzanıyor. Çin’de ilk Türk sülalesi olan Wei’ler, Moğollardan 900 yıl önce Kuzey Çin’i işgal ettiler. Hun konfederasyonunun yönetici grubu Türk. Moğolların Batıya akınlarında ordularının yarısı Türk’tü. Bunun kanıtı, Rusya’da Türkçe konuşan Müslüman Altınordu egemenliğidir. 

   Türkler Asya’nın yerleşik bölgelerine yaptıkları akınlar ve işgal ettikleri yörelerde kurdukları geçici devletlerle tanınıyor. Bu tarihin Müslümanlık çağı ise, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı, Memluk gibi yerleşik devlet tarihlerinden oluşuyor. Bütün bu evrensel ve günümüze kadar uzanan, coğrafi olarak Doğu Asya’dan Orta Avrupa’ya uzanan coğrafyada, zaman zaman destanlaşan bir tarihe sahibiz. Türkler İslam dünyasında Selçuklulardan Osmanlı’ya kadar egemen olmuşlar. Türk dendiği zaman Şaman göçerler, Bulgar ve Gagavuz gibi Türk kökenli Hristiyanlar, Hazarlar gibi Yahudi olmuş toplumlar var.
   Selçuklu ve Osmanlılarla birlikte Türk ve Müslüman kimlikler eşdeşleşir. Fakat devşirme Yeniçeri ile, dönme Rum ya da Ermeni, annesi Hristiyan olan sultanlar da Türkleşir. Bugün Asya’da 125 milyon Türkçe konuşana karşın, sadece 25 milyon Moğolca konuşan var. Biz sadece Anadolu’yu Türk dilli yaptık. Burası asıl vatanımızdır. Ertuğrul aşireti de Türk. Osman Bey’in babasınının, kardeşlerinin, oğullarının adı Türk, kendisinin adı Osman olmuş. Beyliğin kuruluşundan 200 yıl sonra uydurulmuş..



   Amerika’nın en büyük üniversitelerinde Türk olarak hocalık yaptım. Yurt dışında insanlar iki tane Türk tanıyorlardı : Muhteşem Süleyman ve Atatürk.. Onlarla övünüyorum. Bugün tarih bilmeyen, yaşları benim çocuklarımdan daha küçük genç birtakım adamlar yetişti. Bunlar Türklük’ten söz edince kem küm ediyorlar. Benim anlayış sınırlarımın dışında olduğu için söylediklerini merak etmiyorum.
   Kazım Karabekir Paşa’nın yaverinin eşi olan Dar-ül Muallimat mezunu annem, küçükken bana Karabekir Paşa’nın bir çocuk şarkısını öğretmişti :
“Çelik gibi kollu
 Tunçtan ayaklı
 Türk hiç yılar mı ?..” 
   1930’lu yıllarda Anadolu’da ilkokullarda tarihi çoktan unutturulmuş bu halkın çocuklarına ne olduğunu anlatmak için, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım !..” söyletiliyordu. Bu yok olan imparatorluğu kuran insanlara kendilerini anlatmak için gerekliydi. O sırada Anadolu’yu anayurt yapanların nefesini yeniden içimize çekmemiz gerekiyordu.
   Türkiye, ulus düşüncesinin zayıflamasına göz yuman bir sakat düşüncenin esiri olarak, dünya gelişmiş ülkeler ailesinden çıkarılmaya çalışılıyor. “Marseilles”i dışlayan bir Fransız, ulusal marşlarını dışlayan Amerikalı, Alman, Rus, İngiliz olmaz.      Bugünün Türkleri kendi tarihlerini öğrenmiyorlar. Dünyaya 1965 sonrası gelenler Türk tarihinin evrensel konumunu hikaye olarak bile bilmiyorlar. Bunlar, eğer özel bir aile ortamından gelmemiş, ya da okulda bilinçli bir hoca ile karşılaşmamışlarsa, kimlik sorununun içeriğini öğrenmiyorlar. Türklerin ve Türkiye’nin tarihsel konumunu da bilmiyorlar. Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür. Bozkır göçeri, dış evlilik yapan bir toplumda yaşar.. Çinli, Moğol, Slav, İranlı her kadın bir ganimettir. Osmanlılar da öyle davrandılar. Savaşta düşmanın karısı, kızı bir ödül oldu. Osman Bey gazilere kentleri ele geçirdikleri zaman Rumların evlerinin ve karılarının onların olacağını söylüyordu. Cengiz Han da askerlerine aynı şeyleri söylemiştir. Bizim sultanlar ise hareme neredeyse hiç Türk-Müslüman kadın sokmamışlardır. Anaları Hristiyan esiridir. 
   Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir. Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey, dil ve o dille üretilen düşünce ve sanattır. 
   Bu toplum kendini Türk ve Müslüman olarak görür, dünyadaki yerini ise öğrenemedi. Fakat arkasındaki tarih ve Osmanlı’nın kozmopolitliği onu, bağnaz olmaktan bir ölçüde kurtarmıştır. Annemin amcasının kara derili bir eşi vardı. Benim gibi yarı Çerkes bembeyaz bir Türk çocuğunun yarı zenci amcaları, kuzenleri memur, subay, öğretmen olarak yaşıyorlardı. Bunu hiç yadsımadım..
   Cahilin özelliği kolay yönlendirilmektir. Bağnaz, kışkırtılan cahildir. Sömürülmek de bunun doğal sonucudur. Batılılar bu etkilemeyi bir bilim yaptılar.. Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek, İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir. Ama Fatih’in sadrazamı Mahmud Paşa bir Bizans aristokratı idi..
   Biz sayısız etnik gruplarla iç içe yaşadık, ve yaşıyoruz. Bu, dünyanın her yerinde böyle. Bilgi, teknoloji ve uygarlık adına her şeyi ithal etmeyi yararcı bir dünya görüşü bağlamında doğal kabul eden bir toplumuz. Bugün de her şeyi ithal ederek yaşıyoruz. Tarihimizin büyük bir özelliği var : Bu, geri kalmış bir uygarlığı aşmaya olanak verebilecek bir özelliktir. Türkler hiç sömürge olmadılar. Her ırkla kardeş gibi yaşadılar..
   Sultan kulluğunu Cumhuriyet ile aştık..
   Yeniden hiç kimsenin ve “para”nın kulu olmamak dileğiyle..

(DOĞAN KUBAN’ın aynı adlı yazısından alıntıdır)      

Leave a reply:

Your email address will not be published.