410 ) TARİHTE VE EDEBİYATTA HAYVANLAR !…

    

   Yarın 4 Ekim.. Hayvanları Koruma Günü.. Bu yazının konusunun insanlar değil hayvanlar, hem de çok meşhur hayvanlar, olması bu yüzden..
   İçlerinde tanrıları görenleri mi istersiniz, adları imparatorlarla beraber anılanlar mı, heykelleri dikilenler mi, romanları yazılanlar mı ? Hepsi burada !..
   Üstelik bunların bazıları cennette. Mesela Hz. Muhammed’i miraca çıkaran kanatlı at Burak gibi. İslam kaynaklarının anlattığına göre Burak katırdan küçük, merkepten büyük, beyaz, yıldırımdan yaratılmış, kanatları ışıl ışıl yanan bir cennet atı.. Gerçi kanatları açısından Yunan mitolojisindeki Pegasos‘a benziyor ama ondan daha fazla kutsallık ve değer veriliyor.. 
   Hz. Ali’nin atı Düldül de tarihte kendisine esaslı bir yer yapmış. O bir cennet atı olmadığı için ölümlü ama yüzlerce yıl sonra Pir Sultan Abdal onun için şu şiiri söylüyor : “Yemen’den öte bir yerde / Düldül hala savaştadır..” 
   At denildiğinde Büyük İskender’in Bukephalos’unu ve Köroğlu’nun Kırat’ını anmamak olur mu hiç ?.. 
   Bukephalos’un başı inek başıymış. Bu yüzden ona Yunanca bo ve kefal kelimelerini birleştirip “inek başlı” demişler. İstanbul Boğazı’nın Yunanca adı olan Bosphoros da “inek geçidi” demektir. Hera’nın gazabından kaçmak için inek şekline giren İo adlı kız canını bu sulara attığı için Boğaz’a bu isim verilir…
   Köroğlu’nun Kırat’ı ise büyülüdür. Sahibi ölünce dağlara gider ve kaybolur..      Elia Kazan’ın Viva Zapata filminin sonunda da Emiliano Zapata’nın atı dağlara gidip kaybolur. Filmin senaryosunu John Steinbeck yazmıştır ama finali bulan Elia Kazan’dır. Usta yönetmen, bu finali nereden bulduğunu soran arkadaşı Yaşar Kemal’e, “Elbette Köroğlu’nun Kırat’ından !” cevabını vermişti..

  

   Günümüz Türkiye’sinde birisine hayvan adıyla seslenmek suç değildir ama illa ki bu iş bazı hayvanlarla sınırlı tutulsun. Mesela çocuğunuza aslan, kaplan, kurt, şahin, doğan gibi yırtıcı hayvanların ya da ceylan, gazal, ceren gibi masum yaratıkların adını koymakta bir sakınca yoktur ama tutup da birisine ayı derseniz sizi mahkemeye verir !. Oysa bu hayvanın adı kuzey ülkelerinde pek bir itibar getirir. Aynı isimli ünlü sporcular ( Björn Borg), başbakanlar (Torbjörn Felldin), müzisyenler, işadamları görülmüştür..

   Türkiye’de “hayvan” diye seslenseniz üzerinize yürüyecek olan insanların çoğuna “Senatör Incitatus” diye seslenseniz pek aldırmaz ve bir İtalyan senatöre benzettiğinizi düşünürler. Oysa bu da bir hayvan adıdır !. Roma İmparatoru Caligula, pek sevdiği atını senatoya sürerek hayret içinde bakmakta olan senatörlere, “İşte size eşit bir arkadaş. Büyük Roma Senatörü Incitatus’u takdim ederim. Ona saygı gösterin !” dediğinde kimsenin pek sesi çıkmamıştır..Tam tersine yeni “senatörü” alkışlamışlardır bile ! Bu da politika dünyasının ve lider bağlılığının sayılamayacak erdemlerinden birisidir !..
   Senatör Incitatus mermer bir sarayda oturur, dünyanın en pahalı kolyesini takar ve hizmetini gören on sekiz uşağın hazırladığı, içine altın karıştırılmış yulafla beslenirdi !..
   Daha böyle yüzlerce örnek var tarihte ; ama bunların en garibanı, Resneli Niyazi’nin geyiği olsa gerek. Niyazi Bey’in Balkan dağlarında çetecilerle çarpışırken bulduğu geyiği hiç yanından ayırmaması, caddede, lokantada, toplantıda geyiğin hazır ve nazır olması, bu hayvancağızı “hürriyet sembolü” haline getirmişti. Her kahvede resmi asılıydı.. 
   Unutulduktan sonra Beyazıt’da bir apartmanın kömürlüğüne bağlanmış ve zavallı hayvan orada aç susuz can vermişti.. Hürriyet kahramanı olmak zordu bu ülkede ne de olsa !..

   

   Hayvanlar arasında ayrım yapıldığı için bazı hayvan adları aşağı görülerek hakaret anlamında kullanılıyor. Bunların başında da sevimli dostlarımız şu güzel köpekler gelir.. Dünyada sadakati ve koruyuculuğu ile tanınan köpekler bizde çoğu zaman aşağılanıyor. İnsanlar birbirinin canını yakmak istediğinde köpek” ve “it” kelimelerini kullanıyorlar. 
   Bu nefret ve aşağılama eski Türk kültüründe yoktur. Hatta köpek, şamanların yeraltına inerken bindiği kutsal bir hayvandır. Kırgız, Altay mitolojilerinde insanların köpekten türediği anlatılır.. 
   Köpek nefretinin nereden geldiğini anlamak için İslam kaynaklarına bakmak gerekiyor. Bilindiği gibi İslam’da kedi sevilir, köpek ise pis bulunur, sevilmez. Hele kara köpek !..
   Hz. Muhammed, “Av, tarla, bahçe, sürü köpekleri müstesna olmak üzere köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksilir” demiş. Ayrıca, köpek yaşayan eve meleklerin girmediği yönünde bir hadis de var..
   Dört İslam mezhebi içinde, köpeğe en iyi gözle bakan Maliki mezhebidir. Durum Hanefilerde de pek fena değil ama Şafiiler köpeği çok pis bulurlar ve kendilerine bir köpek değerse abdestlerinin bozulduğuna, dokunan yeri yedi kere yıkamak gerektiğine inanırlar. Hanbelilerde de durum böyledir..
   İslam’daki köpek sevmezliği bazı araştırmacılar eski Mısır’da felaketlerin kaynağı olan, kötülük tanrılarından Seth’e bağlıyorlar. Seth, genellikle kara köpek biçiminde tasvir ediliyor. 
   Ama iş kediye gelince durum tamamen tersine dönüyor. Hz. Muhammed kedileri çok seviyor. Hatta ünlü kedisi Müezza sedirde oturan Peygamberin hırkasının üstünde uyurken, onu uyandırmaya kıyamadığı için hırkanın eteğini kestiği anlatılıyor. 
   Ona namaz kılarken saldıran bir yılanı alt eden kedinin sırtını okşadığı da anlatılanlar arasında. Bu yüzden kediler sırtüstü yere düşmezmiş. 
   Dört bin yıl önce evcilleştirilmeye başlanan kediler Mısır’da kutsal. Bilim insanları evcilleşen ilk kedilerin Nil vadisinde görüldüğünü ve eski Mısırlıların onları, ambarlarını farelere karşı korumakta kullandıklarını söylemekteler. Bu görev, kedinin bolluk, bereket ve şans getiren bir hayvan olarak algılanmaya başlamasının nedenini açıklamaktadır.
   İskandinav kültüründe de bereketi simgeleyen kediler için bir gün düzenlenirdi. Bu tören, çok tanrılı dönemde kedi kafalı tanrıça olan Freyja‘ya ithaf edilirdi. İngilizce’de cuma günü demek olan “Friday” ve Almanca’da aynı güne ad olan “Freitag” sözcüklerinin kaynağı, Norveç dilindeki kutsal “Freyja Günü”dür…
   Orta Çağ Avrupa’sında kediler, veba hastalığının sorumlusu olarak gösterilip katledilirken, peygamberinin kedi alım satımını yasakladığı İslam kültüründe böyle bir kıyım yaşanmamıştır. Kara kedinin uğursuz sayılmasının nedeni de, Adem’in Havva’dan önceki eşi kabul edilen Lilith’in, Tanrı’nın buyruğuna karşı geldiği için siyah kediye dönüştürülmesidir. “Hansel ve Gretel” masalında olduğu gibi cadıların kara kediyle birlikte anılmasının nedeni de bu olaydır..  
   Siyam sarayını da onlar korurmuş. Ama yirmi beş bin yıl önce ehlileştirilmiş olan köpeğe göre insana daha uzaklar. Henüz evrim bitmemiş..
   Zerdüşt’ün kitabının neredeyse her sayfasında, köpeklere kötü davrananlara verilen cezalar sayılmaktadır. 
   Yunan mitolojisinde ise, yeraltı tanrısı Hades’in kapısında bekleyen üç başlı korkunç bir köpek vardır, adı da Kerberos…
   Sümerliler ise, dört bin yıl önce, hayvanların yalnız içgüdüleriyle değil, akılları ile de davrandıklarını düşünerek ; onlar aracılığıyla insanlara örnek olacak sonuçlara varan masallar yazmışlardır..   

        
 
     Bu arada, unutulmaması gereken bir hayvan daha var : Keçi..
   İncil’in çevirisiyle ilk kez 1530 basımında William Tyndale tarafından ortaya atılan ve kefaret için kurban edilen iki keçiden hareketle kullanılmaya başlanan “günah keçisi” kavramı, günahların yüklenip iki hayvanın boğazlanmasıyla sonuçlanan eylemle bugünlere kadar geldi. Olaylar değişti anlam kaldı yadigar. Hatta Tyndale bile zamanla günah keçisi haline getirildi. Dinsiz olmakla suçlanıp çevirisiyle Avrupa’daki dini karşıtlıkların sorumlusu diye gösterildi. 
   Kral ve günah keçisi, toplumun iki zıt ucunda ancak birbiriyle temelden bağlı bulunur. Kral, yenilgisini paylaşması için günah keçisini yaratır ama rolleri her zaman birbirinden tamamen ayrılmış değildir. Bir kral da günah keçisi olabilir ama tersi hiçbir zaman gerçekleşmez. Biri güçsüzdür, diğeriyse tüm güçlerin sahibidir..
   Kralın yaptığına benzer biçimde Hristiyanlığın önde gelenleri de şeytanın varlığını açıklamak ve dünyayı kasıp kavuran felaketlere gerekçe bulmak adına günah keçileri yarattı. Hem korkuları besledi hem de onları yönetti ve her daim eldeki gücü korumak için o günah keçilerine yenilerini ekledi…
   Akla ziyan günah keçisi ilan etme eylemlerinde yargılanan atlar, köpekler ve besi hayvanları da olabiliyordu ! Cinayetle suçlanan ve insan kıyafeti giydirilen bir hayvanın idam edilmesi o gün için “geçerli” ve “mantıklı” idi. Hayvanlar kendilerine karşı işlenmiş bir suç yüzünden de cezalandırılabilirdi. Genellikle bir adam bir hayvanla ilişkiye girmekle suçlanıyorsa, hem o hem de ilişkiye girdiği hayvan yakılabilirdi !..  

   Bir Arap atasözü, “Yol boyunca sana havlayan her köpeğe cevap verirsen menzile ulaşamazsın” der ki doğrudur !..
   Namık Kemal, “Köpektir zevk alan sayyad-ı bi insafa (insafsız avcıya) hizmetten” demiştir.. 
   Bu alandaki en ünlü hiciv ise Nefi’ye ait. Tahir Paşa’nın kendisine “kelb” yani “köpek” dediğini duyan şair, “temiz” anlamına gelen “tahir” sözcüğünü kullanarak,kuşaktan kuşağa aktarılan şu güzel dörtlüğünü yazmış : 

 “Bana Tahir Efendi kelb demiş
  İltifatı bu sözde zahirdir
  Maliki benim mezhebim zira
  İtikadımca kelb tahirdir..”   

(Tahir Efendi bana köpek demiş ama aslında iltifat ediyor. Çünkü benim mezhebim Maliki ve inancımıza göre köpek tahirdir yani temizdir..) 

   Melih Cevdet Anday, “Kedimiz” başlıklı denemesinde bakın ne diyor :
“Çocukluğumda evcil hayvanları tanıma fırsatı bulamamışımdır ; çünkü annem kedi, köpek sevmezdi, pisletirler diyerek eve sokmazdı. Yıllar sonra ; ‘Anne sen hiç hayvan sevmez misin ?’ diye sormuştum da, ‘A..Sevmez olur muyum oğlum ?’ demişti. ‘-Hangi hayvanları seversin ? ‘ ‘-Aslan, kaplan, fil..’ Şaşırtıcı bir yanıttı bu, seviyor ama eve sokulmayacak, okşanmayacak hayvanları..”

   Son olarak, birkaç tanınmış şahsiyetin hayvanlarla ve köpeklerle ilgili sözlerinden örnekler…

“Bir ulusun büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara nasıl davrandıklarına bakarak anlaşılabilir..” MAHATMA GANDHİ

“Eğer bir köpek yüzünüze bakıp da yanınıza gelmiyorsa vicdanınızı kontrol edin” WOODROW WILSON

“Washington’da ( yani politikanın merkezinde) gerçek bir dost istiyor musun ? Bir köpek al !..” TRUMAN

“İnsanlığın şanlı tarihi köpek efsaneleri ve köpek anılarıyla doludur. Köpek tarihiyle insan tarihi iç içe geçmiştir..” MO YAN 

Onu bunu bilmem, ama benim de bu güzel sözlere ekleyeceğim alçakgönüllü bir cümlem var : Köpek ısırığının acısı geçici, insan ısırığınınki kalıcı olur !..

ZÜLFÜ LİVANELİ  yazılarından, M.SADIK ASLANKARA’nın “Çocuk Genç Yazınında Hayvan Karakterler” yazısından, ALİ BULUNMAZ’ın “Aptallığın Dışa Vurumu” yazısından, CHARLIE CAMPBELL’in “Günah Keçisi” kitabından ve SUNAY AKIN’ın “Ay Hırsızı” kitabından alıntılar yapılmıştır…


  

Leave a reply:

Your email address will not be published.