399 ) GELDİ SAİD PAŞA, GİTTİ SAİD PAŞA !…

   

   Osmanlı tarihinden rekor sahibi bir kişiyi tanıtmak istiyorum sizlere.. Mehmed Said Paşa… Tam dokuz kez sadrazamlığa getirilen bir Abdülhamid devri devlet adamı..
   İkinci Abdülhamid’in 1 Eylül 1876’daki cülusunda Mabeyin Başkatipliği’ne atanması kariyerinin dönüm noktası olmuş ama çeşitli dedikodulara da neden olmuştu.. Sultan Beşinci Murad’ın tahttan indirilip yerine Abdülhamid’in geçirildiği olaylarda bir parmağı olduğu muhakkaktı..
   Sonra Said Paşa’nın hızlı yükselişi başladı. Önce 1877’de paşa rütbesi aldı ve vezir oldu, Heyet-i Ayan üyesi yapıldı. Aynı yıl Hazine-i Hassa Nazırı oldu. 1878 yılı başında Dahiliye Nazırı oldu fakat 4 Şubat 1878’de Sadrazam Ahmet Vefik Paşa’nın isteğiyle bu görevinden alınarak Hazine-i Hassa Nazırlığına geri döndü. 
   Yaklaşık iki yıl içinde sırasıyla ; Heyet-i Ayan Başkanlığı, Ankara ve Bursa valilikleri, yeniden Hazine-i Hassa Nazırlığı ve Adliye Nazırlığı görevlerinden sonra, 18 Ekim 1879’da ilk kez Sadrazam oldu…
   1879 yılındayız. Bakanlar heyetinden Saray’a bir “ıslahat mazbatası” sunulmuştur. Sadrazamlığının henüz 22. günü. Geceyi kuruntu içinde geçiren padişah onu Saray’a çağırır ve öfkeyle söylemediğini bırakmaz. Yetmez, belindeki hançeri çekerek üstüne yürür ! Fakat Sadrazam hemen çekilmek isterse de kabul etmez. Ertesi gün bir mabeyinci padişahın el yazısı ile bir hat getirir. “Sizi bugün pek meyus ve mükedder gördüm. Bu haliniz bana pek ziyade tesir edip mucib-i esefim oldu. Cenab-ı hakka kasem ederim ki, size muhabbetim vardır ve severim- Abdülhamid.”
   Artık sadrazamlığa gelip gitme trafiği başlamıştır paşanın !.. O sıralar, bir süre sonra Bahriye Nazırlığına geçecek olan bir İngiliz Lordu İstanbul’a gelir, sadrazama giderek, “Bazıları sizin kötülüğünüzü isteyerek ıslahat yapmayınız derler. Hatta yabancı uyruklu tebaanıza adalet ve hürriyet üzerine muamele etmenizi menfaatlerinize aykırı gösterirler. Bu gibi aldanışlarla kazanacağınız zaman pek azdır” der. Sadrazam İngiliz’in söylediklerini yazıp Saray’a gönderir ve ertesi gün de azledildiğini öğrenir !.. Aslında Sultan’a verilen ıslahat projesinde şu doğru teşhis vardır : “Bundan 25 yıl önce devletimiz, Rusya gibi ilerleme ve kalkınma işlerine kendini vermiş olsaydı, şimdi Rusya kadar kuvvetli olurdu..”
   Mısır’da olaylar patlak verip İngilizler donanma göndererek müdahale edince, Padişah ona sadrazamlık mührünü tekrar verir..
   Bir aralık İstanbul’da ihtilal kımıldanışları vardır. Padişah hakkında niyetler bozuktur söylentileri üzerine Abdülhamid yeniden kuruntuya düşer. Bir gece vakti sadrazamı Saray’a çağırır.Kendisi ayaktadır, onu da ayakta tutar. On beş dakika onu payladıktan sonra, Saray’da hapsettiği müşir Fuat Paşa’ya yüklenen suç hakkında tutulmuş bir soruşturmayı kendisine verir. Said Paşa daha okumaya başlar başlamaz padişah yanına kadar sokulur. Aralarında bir adım vardır. Öfkeyle ona bakmakta ve çabuk tarafından bir cevap beklemektedir. Konu şudur : Sözde padişahı tahttan indirmek için Dağıstanlılardan bir cemiyet kurulmuş, müşir Fuad Paşa ve başka bazı şahsiyetler cemiyetin üyeleri imişler. Said Paşa da cemiyet reisi imiş. Sadrazam daha okumayı bitiremeden padişah elinden kağıtları çekmiş almış, “Buna ne diyeceksin ?” diye sormuş. “Aslı astarı olmayan şeyler” yollu cevap verince, tekrar birkaç defa “Ne diyeceksin ?” diye haykırdıktan sonra : “Ver mührümü !” der. 
   Said Paşa’nın bir ağası vardır ve dışarıda beklemektedir. Sadrazamlık mührü de ondaki çantanın içindedir. “Mabeyin Dairesine gidip çantadaki mührü getireyim” deyince kuşkusu büsbütün artan padişah, pantolonunun yan ceplerine doğru meşin bir kılıf içinde taşıdığı küçük bir tabancayı çıkarıp onun başına doğrultmuş. Sadrazam, “Emir buyurunuz, çantayı getirsinler. Efendimizin emanetini vereyim. Bende olan Allah emanetini de sonra siz alırsınız” demiş. Padişah salonun kapısından çıkarak, “Çantayı getirsinler !” diye bağırdıktan sonra, dönüp tekrar tabancayı başına tutarak, “Mührüm çantadan çıkmazsa buradan ölün çıkar !” der..
   Çanta gelir, mühür padişaha verilir. Fakat Hamid, hala, kendisini öldürecekler veya tahttan indirecekler, Sultan Murad’ı yerine geçirecekler şüphesi içindedir. Eğer böyle bir durum olursa kendisini parçalatacağını söyleyerek Said Paşa’yı haremle dairesi arasında bir odaya götürüp hapseder ve kapıyı kilitler !. 
   Paşa da sonuçta kimin sadrazamı ?!. Bir gün eğer Mabeyinde tutulacak olursa, İngiltere Elçisine haber yollamasını karısına tembih etmiştir önceden ; eşi de bu tembihi hatırlayarak haber yollamış. Elçinin müdahalesi üzerine, 18 saat hapis kaldıktan sonra Said Paşa evine gönderilir. Evine geldiği günün gecesi gene Saray’a çağrılır ve mühür iade edilir !..

      O zamanlar Bulgaristan iki parçadır. Bir gün Bulgar Prensi Kuzey Rumeli kısmından da Osmanlı idaresinin kaldırıldığını ilan edince hükumet, haklarımızı korumak için asker yollamaya karar verir. Bu karar nazırların oy birliğiyle verilmiştir. Yabancı elçiliklere de bildirilmek üzeredir. Said Paşa arabasıyla Babıali’ye giderken Karaköy’de yetişen bir yaver onu Saray’a götürür. Hemen huzura çıkarılır. Bir saat süren konuşma ve azarlanmalardan sonra huzurdan çıkmasına önce izin verilir, sonra da bir süre beklemesi emri gelir. Alaturka saatle akşam saat 12’ye kadar orada bekler. O sırada Serasker Osman Paşa gelerek onu yemek için odasına davet eder. Tam yemeğe başlamak üzeredirler ki yine huzura çağrılır. Gittiğinde hemen huzura alınmaz, iki saat kadar daireye bitişik odada kalır. Sonra tek başına huzura çağrılır. Padişah önce mührü ister, sonra da özel bir dairede hapsedilir. 3 saat kadar uyanık kaldıktan sonra yorgunluktan uyuyakalır. Yine uyandırılır. Kuzey Rumeli’ye asker yollanmasını isteyişi sözde padişahı tahttan indirmek maksadı güdüyormuş. Sabaha kadar buna cevap vermeye uğraşır. O gece Filibe’de bir prens önemli bir Slav devleti kuruyor, bunu engellemek isteyen bir adam da Saray’da bu sıkıntılara uğamaktadır. Ertesi gün, ki Cuma günüdür. Padişah selamlıktan geldikten sonra salıverilir ve gazetelerde yerine Kamil Paşa’nın getirildiğini okur !..

   

   Sultan Hamid bir yaverini Said Paşa’nın satın aldığı bir cariye ile ilgilendirir. Dışarıda da eve giren erzak torbalarına kadar her şeyi yoklayan hafiyeler vardır. Kontrol bu cariye ile hareme kadar sokulmuştur. Eski sadrazam bu baskıya isyan eder ve cariyeyi esirciye gönderir. Saraya da şikayetlerini bildirir. Bir yaver gelir ve onu padişaha götürür. Padişah ona şunları söyler : “Hakkında çok şeyler işitiyorum. Edirne Valisi ile mektuplaştığını, evine girilebilse önemli kağıtlar bulunacağını söylediler. Hiç böyle haberlere kulak asmamak olur mu ? Benim yerimde başkası olsa daha şiddetli şeyler yapar. Edirne’nin önemi meydanda. Alemdar Edirne’den gelmedi mi ? Cevdet Tarihini elbet okumuşsundur.”  Sonra paşayı bırakıp evine gitmesi için izin verir. 

   Evet bu hatıralar böyle uzayıp gidiyor… Yaşlı bir sadrazam ve pimpirikli bir padişah arasında traji-komik olaylar zinciri.. Aslında insanın içi sızlıyor.. Otuz üç yıl bizi yöneten bir hükümdarın nasıl birisi olduğu da az çok şekilleniyor kafamızda.. Acı ama aynı zamanda gerçek..

Leave a reply:

Your email address will not be published.