392 ) BÜYÜK SAVAŞ SONRASI İLK KABİNENİN KURULUŞU..

   

   Osmanlı ordularının her cepheden yenilgi haberleri yavaş yavaş İstanbul’da duyulmaya başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu için barış masasına oturmaktan başka çare kalmamıştı. 
   İstanbul hava bombardımanları altında korkulu günler yaşarken, Cağaloğlu’ndaki İttihat ve Terakki binasında ülkeyi savaşa sokan parti yöneticileri acı acı ne yapacaklarını ve ülkeyi bu badireden nasıl kurtaracaklarını düşünüyorlardı. 
   Sadrazam Talat Paşa bırakacaktı, bırakacaktı ama yeni kurulacak hükumet eğer Sultan Vahdeddin’in istediği gibi olursa silinip biterdi İttihat ve Terakki.. Savaş suçluları mutlaka ağır cezalara çarptırılırdı. 
   Talat Paşa bu nedenle güvendikleri partili arkadaşlarının yeni hükumette yer almasını istiyordu. Ayrıca bu hükumet, barış şartlarını en iyi, en rahat şekilde görüşebilecek şahsiyetlerden seçilmeliydi. 
   Sadrazam Talat Paşa arkadaşlarına Hamidiye kahramanı Rauf Bey’i (Orbay), Fethi Bey’i (Okyar) ve Halil Bey’i (Menteş) önerirken, saraydan telefonla hünkarın daveti geldi..
– Zatışahane, Sadrazam Paşa’yı huzura istiyorlar…
  Talat Paşa kederli bir yüzle arkadaşlarına hafifçe göz kırparak :
– Zannederim, dedi ; devir teslim fermanı çok gecikmeyecek !.. Ve arkadan otomobiline binerek, Yıldız Sarayı’na, Vahideddin’in huzuruna çıktı..
   Padişah başını arkaya atıp gözlerini kapatarak Sadrazam’a ülkenin içinde bulunduğu durumu hüzün içinde anlattı ve :
– Bir çare bulmamız gerek, dedi ve tane tane ilave etti.  
– İlk tedbir istifa etmeniz ve son yılların yükünü, sorumlulukları omuzlarında taşımamış şahsiyetlerden kurulu tarafsız bir kabinenin işbaşına gelmesi zaruridir..
  Talat Paşa ise :
– Bizler yaptıklarımızın hesabını her an millete ve tarihe karşı vermeye hazırız. Eğer, kusurlarımız ve hatalarımız hayatımızla ödenecek kadar ağır olsa da buna tereddütsüz razıyız. Ancak, bugünkü şartlar altında ortaya çıkmak için kinler ve gazaplar fırsat bekliyor !..
  Sultan Vahdeddin sabırla dinlerken, bir sigara daha yaktı.. Talat Paşa heyecanla devam etti :
– Zatışahanelerinden dileğimiz şu : Öyle bir kabine meydana gelsin ki ılımlı, kararlarında mümkün olduğu kadar tarafsız, bilhassa şahsi kinleri ve nefretleri beraberlerinde getirmemiş olsun.. Çünkü, İttihat ve Terakki’nin memlekette çok yaygın teşkilatı var.. Köklü ve halkın, samimiyetine inandığı bir kuruluş.. Veraseti var.. Onun başındakilerin şahıslarına dönük olumsuz hisler, teşkilatı da hedef alırsa yer yer ayaklanmalar çıkabilir.. Bu açıklamalardan sonra artık istifaya hazırım..
  Vahdeddin her zaman olduğu gibi, gözleri yarı kapalı sadrazamı dinledi, olumlu ya da olumsuz hiçbir şey söylemedi, ancak paşanın istifaya açık olduğunu bildirmesi memnun etmişti kendisini.. Ayrılırken hafif bir sesle konuştu padişah :
– Kati karara varıncaya kadar her şey aramızda mahrem kalsın !..
  Halbuki, Talat Paşa kararını çoktan vermişti.. İstifa edecek, sadaret mührünü padişaha teslim edecekti, ama yeni kabineyi kim kurarsa kursun üç nazırlığın, partisinin üç mensubuna verilmesi gerekliydi..
  Rauf Bey’i ısrarla istiyordu, çünkü İngilizlerin onunla dostluğu vardı. Barış görüşmeleri asıl İngilizlerle geçecekti. Fethi Bey dahiliye nazırı, Cavid Bey maliye nazırı olarak görev alırlarsa, kansız ve kinsiz bir biçimde iktidarın devredileceğine inanıyordu Talat Paşa..
  O, bu düşüncelerini arkadaşlarına anlatırken herkesin gözleri dolu doluydu..

       
 Rauf Bey                 Fethi Bey                  Cavid Bey

   İttihat ve Terakki ileri gelenleri bu arayışlar içindeyken Sultan Vahdeddin de boş durmuyor, yeni kabineyi kuracak bir sadrazam arıyordu.. Damat Ferid Paşa, Ahmed Rıza Bey, İzzet Paşa ve Tevfik Paşa ile sık sık görüştüğü haberlerini herkes duyuyor ve biliyordu..
  Vahdeddin’in asıl düşüncesi bütün bu isimleri tek bir kabinenin içinde toplamaktı.. 
  Aynı zamanda dünürü olan eski sadrazamlardan Tevfik Paşa her gün öğleden sonra Yıldız Sarayı’na gidiyor, hünkar ile baş başa geç vakitlere kadar isimler üzerinde tartışıyordu..  Her şeye rağmen, ağzı sıkı olan Vahdeddin hiç kimseye bir kelime sızdırmıyordu. Bu nedenle herkes merak içindeydi.. 
  Bir gün başkatip, padişaha : “İnşallah aranızda bir anlaşma hasıl olmuştur efendimiz..” deyince, Vahdeddin gayet kayıtsız başını salladı.. “Maalesef” dedi, “Tevfik Paşa ile aramızda ihtilaf çıktı !..” 
  Doğruydu padişahın söylediği.. Tüm ısrarlara rağmen Tevfik Paşa kabineyi kurmamış, Vahdeddin de görevi İzzet Paşa’ya vermişti..
  Talat Paşa istifa etmezden birkaç gün önce gerek kabine, gerekse İttihat ve Terakki merkezinde yoğun temaslar içindeydi. Ayrıca padişah ile de görüşüyor, istediği güvenilir kişilerin nazır olmalarında ısrar ediyordu. 
  Yıldız Sarayı’nda Vahdeddin ile sık sık buluştukları günlerin birinde sadrazam şöyle diyordu padişaha : “Rauf Bey, Hamidiye destanı dolayısıyla İngilizler üzerinde mühim tesirler yapabilir.. İngilizler malumunuzdur denizci bir millet. Üstelik İngilizceye gayet vakıftır Rauf Bey..”
  Vahdeddin sadece susmakla bu ismi kabul ettiğini belli etti. Sıra Fethi Bey’in takdimine gelince padişah sordu : “Hakanı mağfuru (Abdülhamid) Selanik’e götüren Fethi Bey mi ?”.. “Evet” cevabını alınca, “Hangi nazırlık ?” diye sordu. “Dahiliye Nezareti efendimiz”. 
  Vahdeddin yine ses çıkarmayarak itirazı olmadığını anlattı. Fakat, maliye nazırlığı için Cavid Bey’in adını duyunca birdenbire yarı kapalı gözlerini açarak, “Nasıl olur, bu mümkün mü ?” diye itiraz etti..
  Talat Paşa sabırla padişahı ikna etmeye çalıştı : “Efendimiz, hazine bomboş, askerin ekmeğini alacak, memura aylık verecek para yok !.. Cavid Bey kulunuz Avrupalı maliyecilerin itibar ettikleri bir zattır.. Kendileriyle savaş halinde olmamıza rağmen Fransız ve İngiliz mali çevreleriyle dostluk ilişkilerini devam ettiriyor..”
  

  Talat Paşa 13 Ekim 1918’de sadaret mührünü padişaha teslim etti. Ertesi gün 14 Ekim’de İzzet Paşa (üstte) , Harbiye Nezareti’ni de üzerine alarak müşir rütbesiyle yeni kabineyi kurdu.. İttihat ve Terakki’nin istediği gibi Fethi Bey, Rauf Bey ve Cavid Bey de görev aldılar..
  Fakat daha önce Sultan Vahdeddin bu üç İttihatçı nazırı huzura kabul ederek onlarla görüşmek istedi. Aslında onları sınavdan geçiriyordu. Yıldız Sarayı’nın ipek koltuklarına oturmaları için eliyle işaret ederek, izin verdi hünkar. Yine gözlerini hafifçe kapadı, kısa cümlelerle derhal konuya girerek, “Memleketin hali malum” dedi.. “Daha çok felaketlere duçar olmamak için, mümkün olduğu kadar tarafsız ve bütün tebaaya eşit davranan, vatanın içinde bulunduğu öldürücü vaziyeti halledilebilecek bir kabine teşkilinin zaruretini takdir edersiniz.. Sizlerden İttihat ve Terakki mensupları gibi değil, tarafsız nazırlar olarak hizmet edeceğinize söz vermenizi istiyorum..”
  Vahdeddin bunları söylerken bakışlarını bir projektör gibi Fethi Bey’in, Rauf Bey’in ve Cavid Bey’in üzerinde dolaştırıyordu.. 
  Fethi Bey’in sağında oturan Cavid Bey, padişahın asıl kendisine güvenmediğini, itiraz ettiğini bildiği için, güzel konuşmasını ikna edici kelimelerle süsleyerek cevap verdi hünkar’a.. “Şevketmeap, gerek bendeniz, gerekse arkadaşlarım için tarafsızlıktan zerrece ayrılmayacağımız hususunda itimadı şahaneleri katiyetle şüpheden azade olmalıdır. Vatanımızın içinde bulunduğu elim ahval içinde yegane gayemiz adalet, şefkat, müsavat içinde hizmet edebilmektir..”
  Padişah rahatlamıştı duyduğu bu sözlerle..
  
  Aslında yeni kabineyi kuramayan Tevfik Paşa da, kabineyi kuran İzzet Paşa da İttihat ve Terakki’den çekiniyorlardı. Bu siyasi örgütün hala ülkede büyük gücü vardı. Ayrıca Osmanlı orduları Enver Paşa ile Cemal Paşa’nın emri ve etkisi altındaydı.
  Şöyle bir durum vardı ortada : Almanya teslim olmuştu, ama Osmanlı donanması bir Alman generalin kumandasındaydı ve başkent İstanbul’da her türlü kararı etkileyebilecek güç halinde duruyordu.. Dolmabahçe Sarayı’nın tam karşısında. 
  İttihat ve Terakki’nin hoşlanmadığı bir siyasal gelişme olursa Babıali baskınına benzer bir yeni olay, bir darbe yapılabilir endişesi yok değildi. Enver Paşa’ya bağlı özel askeri birlikler bile vardı İstanbul’da..
  İşte bu endişe ve korkular içinde yeni Bahriye Nazırı Rauf Bey kendisine o görevi verdirten Talat Paşa’ya giderek güvence istedi.
  Eski sadrazam ve arkadaşları yeni kabinede görevli kilit adamlara bu güvenceyi mutlulukla verdiler.. Asıl mesele, Osmanlıların barış masasına bir an önce oturabilmesiydi. Pazarlıklar başladığında bütün kişisel sorunlarını da ülke sorunlarıyla aynı potada eritmek mümkün olabilirdi !..
  
  Sokaklarda halk sevinç gösterileri yapıyordu bu sırada. Herkes yeni kabinenin kurulması ile savaşın biteceğine, barışın geleceğine inanıyordu. Müşir İzzet Paşa’nın meziyetleri, Rauf Bey’in kahramanlıkları, Cavid Bey’in mali dehası efsane gibi anlatılıyordu. 
  Bu arada hattı hümayun (kabinenin programı) mecliste okundu, alkışlar arasında kabul edildi. Kırmızı bir atlas kese içinde hattı hümayun, Sultan Vahdeddin’e teslim edilirken padişahın yüzü acıyla kırıştı ve ağzından şu kelimeler döküldü : “Maatteessüf bu kabinenin ömrü az olacaktır. Barışı yapamayacaktır..”

KAYNAKÇA : 

Cemal Kutay, “Üç Devirde Bir Adam” ( Fethi Okyar’ın anıları ) ;
Ali Fuad Türkgeldi, “Görüp İşittiklerim” ;
Yılmaz Çetiner, “Son Padişah Vahideddin” 

           

        

Leave a reply:

Your email address will not be published.