390 ) SIRADAN FAŞİZM !…

   

   “Düşünce özgürlüğünün özünde sadece düşünce vardır. Düşünce özgürlüğü, öz ile öz olmayanın ayrılamadığı bir özgürlüktür. Azıcık sınırlandığı zaman bütünüyle yok olan bir özgürlüktür bu.. Çünkü düşüncenin sınırı yoktur !..
  Kaldı ki, sınırsız düşünce özgürlüğünün kurulu düzeni yıkmaya varabileceğinden korkanları teselli edecek çare de yine düşünce özgürlüğünde gizlidir. Tehlikeli sayılabilecek bir düşünce, başka bir düşünce ile çürütülebiliyorsa, tehlikeli olmaktan çıkar..
  Kendi dünya görüşünüzü doğru belleyip zor kullanarak başkalarına ağız açtırmamaya, kalem oynattırmamaya ZORBALIK derler. Bu zorbalık, kurulu düzendeki ekonomik çıkarlarla birleştiğinde de adı FAŞİZM olur !..”

   Mümtaz Soysal, 1974 yılındaki bir yazısında faşizmi bu şekilde tanımlıyor. 

   Görsel boyuttaki bir tanımlamayı ise 1960’lı yıllarda, Sovyet sinemacı Mikhail Romm, çektiği bir belgesel filmle yapmış : Sıradan Faşizm…
   Üçüncü Reich’ın arşivinin yanı sıra, Hitler’in özel film arşivi, SS subaylarının çektiği özel filmler, Sovyetler Birliği ve diğer bazı ülkelerin devlet arşivleri gibi kaynakları da kullandığı filminde, yalnızca Almanya’da Nazizmin 1930’larda başlayan yükselişini ve İkinci Dünya Savaşı ile birlikte gelen çöküşünü anlatmakla kalmayan yönetmen, daha önemlisi, faşizm denen olayın oluştuğu koşulları sergiliyor. Sıradan, küçük, önemsiz görülen olaylarla, tehlikeli hoşgörülerle, gündelik ilgisizliklerle, yerine getirilmeyen görevler ve kaçınılan sorumluluklarla nasıl palazlandığını, sıradanlaştığını da gösteriyor..   

   

   Film Moskova ve Varşova’dan insan manzaraları ile başlıyor. Ansızın bir kurşun sıkılıyor, çocuğu kucağında bir anne yere düşüyor. Sonra, Nazizmin kurbanı olan anneler ve çocukların cansız bedenleri, tel örgüler, artık müzeye dönüşmüş toplama kampları, oralarda sergilenen tonlarca kadın saçı, bacak protezi, çocuk lazımlığı.. Ve ardından bir marş duyulur : Deutschland Über Alles..”
   Ardından isteri krizine tutulmuş bir biçimde, Nazi selamıyla Hitler’i selamlayan Almanların görüntüleri gelir.. Bir dış ses, “Bunlar da insandı, öyle sanıyorlardı..” der ve devam eder, “Birey bir hiçti, yüz binler, milyonlar bir şey ifade ediyorlardı..”
  İkinci Bölüm’de “Mein Kampf / Kavgam”ın özel baskısının yapılması gösterilir..
  Üçüncü Bölüm’de “açıkgöz demagog” Adolf Hitler görünür perdede.. “Herkes için refah” vaat eder. Kitleler haykırırlar : “Sieg Heil !”
  Yavaş yavaş SA‘lar (Sturmabschütze/Fırtına Bölükleri) oluşturulur, sokağa egemen olmaya başlarlar.
  Parti’nin adı her ne kadar “Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi” olsa da, “işçi” ile yakından uzaktan bir ilgisi yoktur !.. Ama yine de Parti ve Hitler yükselişe geçerler.. Hindenburg Cumhurbaşkanıdır.. Büyük sermaye, Hitler’in Şansölye yapılması karşılığında 2 milyon Alman Markı önerir !..
  1930’da % 18 oy alarak 107 sandalye kazanan Parti, 1933 yılında % 44’e ulaşarak sandalye sayısını 244’e çıkartmıştır. Yani kimse kalkıp da Hitler’in iktidara gelişine “antidemokratik” diyemez..  
  Kaz adımı yürüyüş görüntüleriyle bu bölüm de biter..
  Dördüncü Bölüm’de, o tarihlerde “sona ermekte olan” bir dünyayı yönetenlerin, krallar ve kraliçelerin, güler yüzlü görüntülerini, otomobil yarışlarını, güzellik yarışmalarını, caz ve fokstrot gösterilerini izleriz.. Bunlar halkı “aymazlığa iten” görüntülerdir.. Böyle bir ortamda faşizm kol gezmektedir…
   Beşinci Bölüm’ün konusu, Üçüncü Reich iktidarıdır. Ünlü “meşaleli yürüyüşler” ; ister komünist ister sosyal demokrat olsun, “Hitler’den farklı düşünen herkes”in sindirilmesi, bir şekilde “bertaraf edilmesi” ; meydanlarda, hele üniversitelerde değişik dünya yazarlarının imzasını taşıyan kitapların “şehvetle” ateşe atılması ve yakılması.. Ve yine o dış ses : “Führer’i sevmiyorsanız bundan ötürü yargılanabilirsiniz !..”
  Altıncı Bölüm’de Alman soyunun eski Yunan’a dayandırılmaya çalışılması, kafatası hesapları işlenir.. Aryan ırkını sürdürmek ve elbette dünyanın tek hakimi yapabilmek için “Reich’ın Büyük Aile Birliği”nin önerisi ise bellidir : “En az dört çocuk” !..
  Yedinci Bölüm’de “Tek halk, tek imparatorluk, tek önder..” sloganının nasıl pekiştiği (pekiştirildiği) görülür.. Ortak çorbaya kaşık sallayanlar ; ünlü Krupp şirketinin desteği ve işbirliği ; Nazizmin ekonomik programı ; “stratejik” önemi olan otoyolların yapımı ve temel atma törenleri ; sanayi fuarlarında sergilenen tanklar, denizaltılar… Ve gene o dış ses : “Hitler hep bağırarak konuşur ; çünkü halk bundan hoşlanmaktadır !..”
  “Bana güç veren aydınlar değil ; işçi ve onun sınıfına dayanıyorum” der Hitler Sekizinci Bölüm’de.. Ayrıca, “Parti benimdir !” demeye gelmiştir sıra.. Perdede yalnız da değildir Hitler ; İtalya’da da “Duce” çığlıkları arasında Mussolini vardır ve kimin kimi taklit ettiği iyice karışıktır ; aslında ikisi de iç içedir..
  Dokuzuncu Bölüm’de, gücünü “aydınlar”dan almasa da, “arada sırada parmak sallayarak korkutulması gereken aydınlar” gelir sahneye..
  Onuncu Bölüm’de ; “Nazi ideolojisi” ile yetişen gençler şöyle bağırırlar : “Bizler sana aidiz !..”
  Alman alfabeleri, “Frida ve Frieda Hitler’i selamlarlar : Heil Hitler !” ve “SA’lar yürür, bayrağı selamlarız” diye başlar. On yaşına gelip de “Hitler Gençliği”ne katılanlar yemin ederler : Führer’imizi simgeleyen bu kan rengi bayrak altında, bütün enerji ve gücümü ülkemizin kurtarıcısına, Adolf Hitler’e adamaya and içerim. Onun için canımı vermeye hazırım !..”
  On Birinci Bölüm’de bir başka Almanya’nın daha olduğu görüntülenir : Alman işçi sınıfı.. 1920’li yıllarda en güçlü dönemlerini yaşayan işçiler, Parti’nin SA’ları ile sokak çatışmalarına girmiş ve “Kızıl Cephe” 1932’de yasaklanmıştır. Dış ses duyulur : “Alman halkı kandırıldı, Hitler’e alıştırıldı..”
  On İkinci Bölüm’de Hitler’in “propaganda felsefesi” açıklanır : 
“Sen bir hiçsin ; halkım ise her şeydir..”… “Geniş halk kitlelerine bir kadına hitap eder gibi sesleneceksin ; çünkü o zaman severek ve isteyerek bir güce boyun eğerler”… “Basit insani duygulara seslen”… “İnsanlar geri zekalı ve tembeldir ; ne okumayı ne de düşünmeyi severler” gibi.. 
  On Üçüncü Bölüm’de Avusturya’nın ilhakı ve Polonya’nın işgali gösterilir : SAVAŞ !..
  On Dördüncü Bölüm’de savaşın tüm acımasız tabloları sergilenir. Tam bir toplu histeri ya da cinnet durumu.. Olup bitenden habersiz olduğu “söylenen” Almanlar ise gözyaşları içinde Führer’lerini  selamlamaya devam ederler : “Sieg Heil !”..
  Arada, idam sehpasında, boynunda bir yafta ile sallanan bir Alman görünür. Yaftada, “Ben hayır dedim ! Ben vatan hainiyim !” yazmaktadır..
  Son bölümde savaş sonrası görüntüler vardır.. Ne savaşı ne de faşizmi bilen, onlar dünyanın tadını çıkarabilsinler diye bedelini milyonlarca insanın ödediğini bilmeyen, anımsamayan çocuklar.. 1930’ların “halkı aymazlığa iten” görüntülerinin 1950 ve 1960’lı yıllarda tekrarlanması.. ABD’de denizcilerin şiddet üzerine kurulu eğitimleri, gamalı haçlı pazubentlerle resmigeçit yapan Neo Naziler, üzerlerine gamalı haç karalanmış Musevi mezarlıkları, silah tekelleri, roketler ve yığınla yeni silah.. Gene çocuklar ellerinde tüfeklerle askercilik oynamaktadırlar.. Ve bir küçük öykü :
  Tavuk bir yumurta yumurtlamış, hem de altın bir yumurta.. Büyük baba kırmaya çalışmış kıramamış ; büyük anne kırmaya çalışmış, kıramamış. Fare geçerken kuyruğu çarpmış, yere düşen yumurta kırılmış. Büyük baba ağlıyor, büyük anne ağlıyor. Tavuk, “ağlama büyük baba, ağlama büyük anne” diyor, “ben yine yumurtlarım !..”

 

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.