385 ) SULTAN VAHDEDDİN İLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİR BELGE !..

   İngiltere Başbakanı Lloyd George’un yakınlarından, Kabine Sekreteri Sir Maurice Hankey, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sir Eyre Crowe’a 26 Temmuz 1922’de şu mektubu göndermişti :

“Birkaç gün önce, Türkiye ile ilgilenen milletvekili Albay Aubrey Herbert, benden, İngiliz ordusuna mensup olan ve son zamanlarda İstanbul bölgesindeki jandarmada görevli bulunan Yüzbaşı (Harold) Armstrong’la özel olarak görüşmek isteyip istemediğimi sordu. Onunla görüşmeyi kabul ettim ve bana anlatmış olduğu görüşleri daha sonra kısa notlar halinde bana gönderdi. Armstrong bir centilmendir ; çok hoş ve alçak gönüllü birisidir. Alenen görünmek istemiyor ve notlarını ‘özel ve kişisel’ olarak işaretlemiştir. Görevi sırasında, Padişahı temsil eden kişiler kendisiyle gizlice görüşmüş ve bizzat kendisi de Padişah ile kısa bir görüşme yapmış. Armstrong’un iddiasına göre, Ankara Türkleri yorgun düşmüştür.. Padişahın söylediğine göre, İngiltere kendisini korumak istiyorsa, onu bir Padişah ve Halife olarak tutmak diliyorsa, hemen, geç olmadan yardımına gitmelidir. Bunu diliyorsa, Padişaha daha küçük rütbeli birisini göndererek, onlardan (İngilizlerden) ne gibi bir yardım bekleyebileceğini ona bildirmelidir. Bu kişiye, önerilecek olan yardımla ne yapabileceğini bildirecek ve onunla birlikte ayrıntıları saptayacaklardır. Bir belirti ve kabataslak olarak, İngilizlerle müttefiklerinden, yalnız kendisinin (Padişahın) yönetimi altında birleşik bir Türkiye ile işlem yapacaklarına ; Mustafa Kemal ve Ankara ile işlem yapmayacaklarına dair bir deklarasyon yayımlamayı istiyor. Padişaha göre, bu deklarasyon, onun gücünü yüzde 75 oranında artırmış olacaktır. Ayrıca, Yunanlıların Anadolu’yu terk ederek onu kendisine devredeceklerine dair söz verilmesini istiyor. Bu denli vaat, çalışmaya başlaması için yeterli olacaktır. Başarı sağladıkça 4 milyon sterline gereksinim duyacaktır. Buna karşılık olarak da iyi ve tatmin edici ipotekler verecektir. Propaganda amaçları için bazı uçaklara ve kendisiyle adamlarını korumak için bir kruvazöre ihtiyacı olabilir. (Türkiye üzerinde) açık güdüm istemiyor, ama İngilizler diledikleri tüm etkilere sahip olabileceklerdir..”
   Padişah sözlerine şunları eklemişti :
“Bunların yardımıyla, benim ve sizin dileklerinizi yerine getirecek bir yönetimi iktidara getireceğim. Şahsen giderek ülkemi Yunanlılardan teslim alacağım. Halkımı kendime çağıracağım – bana gelmeyenleri imha edebilirim. Asilerin çoğu bana gelecektir ; para kullanarak asker bulabilirim. Halkımın çoğu, yalnız kendi evleri için değil, beni esir eden İngilizlerden kurtarmak için savaşıyor. Bu görüş, Irak,Hindistan ve Mısır’da yaygındır. Fransızlar güçlük çıkarıyorlar. Onlara, bana gösterdiğiniz usulde muamele yapacağım. Bugüne kadar sizden ümit bekledim ve onlara (Fransızlara) yüz vermedim. Onlarla da kolayca dost olabilirim. Esasen, benimle dost olmayı diliyorlar. Son zamanlarda birçok Ulusçular da bana yaklaşmışlardır.”   
   Padişahın mesajı burada sona eriyordu. 

  

   Bu mesajla ilgili olarak Armstrong şu yorumu yapmıştı : 

“Yukarıda da görüleceği gibi, Padişah, Yunanlılar ülkeyi boşaltırsa, oralarının Ulusalcılara değil, kendisine devredilmesini dilemektedir. Padişah, Müttefiklerden sağlayacağı kimi koşullara göre, Ulusalcıları halletmeyi ve Türkiye’yi birleştirmeyi garanti ediyor. Faraza, Yunanlılar ülkeyi boşaltırsa, İngiltere’nin amacı bir iç kavgaya karışmak ve Türkiye’yi yönetmek değildir ; gerçekte, kendi sorumluluklarını en aza indirmek ve en erken vakitte ülkeyi terk etmektir. Ulusalcılar İngiliz çıkarlarına muhaliftir ; Padişah ise dostça davranıyor. Ulusalcılar tepkiseldir ve ülkenin en kötü elemanlarını temsil eder. Onlar, uzak bir yerde olan Ankara’da denetlenemez. İstanbul’daki hükumet ise pek az gayretle denetlenebilir. Boşaltma olursa, boşaltılacak bölgenin Padişaha devredilmesi, Mustafa Kemal’e devredilmesi kadar kolaydır. Bu da sancak sistemiyle yapılabilir. Yunanlılar sancak sancak denize kadar çekilebilirler. Saptanacak bir tarihte Padişahın resmi muhtarları, müdürleri ve mutasarrıfları bölgeyi Yunanlılardan devir alabilirler. Aynı tarihte, Müttefik subaylarının yönetimindeki jandarmalar o bölgede olabilirler. Onlar hazır olunca, Yunanlılardan sancağın batısına çekilmeleri istenmelidir. Kemalistler sancağa girerlerse, Müttefiklerin tüm desteği ve hatta yardımıyla, Yunanlıların yeniden ilerlemeye başlayacaklarına dair önceden uyarılmalıdır. Müttefik subayları, her şeyin yolunda gittiğine emin olunca, öteki sancağın boşaltılmasına geçilebilir. Böylelikle, Padişah, bölgeyi devralacak ; Mustafa Kemal’in ve Ulusalcıların var olma nedeni ortadan kalkacak ve Mustafa Kemal’in ordusundan birçok kaçaklar olacaktır.”
“İngiliz çıkarları açısından Ankara çok uzaktadır ; denetlenemez, birbirine hasımdır, Hristiyan düşmanıdır ve oldukça İngiliz muhalifidir. İstanbul’daki Padişah yönetimi denetlenebilir ve dost olacaktır. Padişah, deniz sahillerine İngiliz askerleri yerleştirilmesini ve Boğazların açık olmasını kabullenmeye gönüllüdür. Böylece, Hristiyan nüfus korunacak ve Padişah, Müttefik subaylarını Jandarmayı denetlemeye çağıracaktır. Ayrıca, ticari bölgelerin kapalı olmasına karşı çıkacak ve İngiliz tüccarlarına yardımcı olacak ; Halifeliğin dinsel ve manevi gücünü İngiltere’nin yararına kullanacaktır. Bütün bunlar yapılırsa, Ankara, bu yaşlı Efendiye biat edecek midir ? Padişahın bu konuda bana yanıtı şu olmuştu : ‘Yunan boşaltması Ankara’nın gücünü kıracaktır. Kemal’in gücü, Yunanlıların Anadolu’daki varlığına dayanır. Yunanlılar giderse, Türkler bir hiç için savaşırlar mı ? Sanmıyorum. Onlar çok yorulmuştur..’
   Sancak sisteminin başarılı olması, Kemalist ordusundaki askerlerin çoğunun kaçmasına neden olacak ve Kemal’in gücü sona erecektir. Ankara’nın kodamanları İstanbul’u özlüyor ; Ankara’dan ve oradaki rahatsızlıktan nefret ediyorlar. Askerler, Padişahın savaş bölgelerini devraldığını ve Yunanlıların çekilmekte olduğunu görünce, daha fazla savaşmak istemeyecektir. Onlar sadece Yunanlılara karşı savaşır. Padişah, İngiltere dilerse, hepsine af uygulayacaktır. Şimdi af çıkarılsa birçokları geri döner ; ama af olmadan geri dönmeye korkuyorlar..”

   İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda ilgiyle izlenen bu noktalara ilişkin olarak şu yorumlar yapılmıştı :

Francis Osborne : “Oldukça ilginç bir rapor. Yüzbaşı Armstrong ile görüşmeyi ve ondan, Padişahın mesajı hakkında ek bilgi almayı çok dilerim. Buna itiraz var mı ? Ancak, Padişahın, küçük rütbeli bir İngiliz yetkilisiyle görüşmek istemesi anlamsız görünüyor ve bu da, yukarıdaki raporun kesinliğine gölge düşürüyor.”

Lancelot Oliphant : “Kişisel olarak, Sarayın gayri resmi temsilcileri veya başkaları aracılığıyla görüşme, tartışma veya söyleşide bulunmada pek az yarar görüyorum. Padişah, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri ile gayri resmi olarak nasıl temas kurabileceğini pek iyi biliyor.”

KAYNAKÇA :

Prof. Dr. Salahi R. Sonyel, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdeddin ve Kurtuluş Savaşı”, s. 185-186-187-188 ;

İngiliz Devlet Arşivi, FO 371 / 7868 / E 7460 : Hankey’den Crowe’a yazı, Kabine Dairesi, Londra, 26.7.1922 ; Osborne ve Oliphant yorumları 

Leave a reply:

Your email address will not be published.