382 ) SARAYDA GİZLİ BİR TOPLANTI !..


   Londra konferansı sona ermeden kısa bir süre önce Padişah, İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’a (solda aşağıda) özel bir mesaj göndererek onunla görüşmeyi dilemişti. Bunun üzerine Rumbold, Mondros Mütarekesi  koşullarına uyarak Fransız ve İtalyan temsilcilerinin de Padişahı görmelerini sağlamış ; 23 Mart’da her üç temsilci ayrı ayrı huzura kabul edilmişlerdi. Rumbold, Padişah ile yapmış olduğu görüşmeyi aynı gün Lord Curzon’a gönderdiği gizli yazıda şöyle anlatıyordu : 

“Padişah beni iki saat bir çeyrek meşgul etti. Salonda Sultan, ben ve yardımcım Andrew Ryan’dan başka kimse yoktu. Sultan, kendi tercümanını salıverdi ve Ryan’ın tercümanlık etmesini buyurdu ; sonra da, Londra’da yapılmakta olan konferansla ilgili olarak Mustafa Kemal’den Tevfik Paşa’ya gönderilmiş olan üç telgrafa değindi ve Ankara’nın, kendi tahtını tehlikeye düşürmek ve kendi yetkisini kırmak amacı güttüğünü söyledi ; şunları ekledi : ‘Anadolu’daki durum şöyledir : Bir avuç haydut, orada, iktidarı ele geçirmiştir. Sayıları azdır, ama tüm olarak halkın boğazına ilmeği geçirmişlerdir ve halkın itaatkar, korkak ve yoksul olmasından yararlanmaktadırlar. Onların gücü, tek kaygıları kendi çıkarları olan 16.000 subayın desteğine dayanır.. Ankara önderleri bu ülkede gerçek çıkarları olmayan, ülkeyle kan veya başka ilişkileri olmayan kişilerdir. Mustafa Kemal, kökeni bilinmeyen Makedonyalı bir asidir. Onun kanı Bulgar, Yunan veya Sırp kanı olabilir. Türk olmayan, Arnavut, Çerkez olan hepsi de birbirlerine benzemektedir. Onlar arasında tek bir gerçek Türk yoktur. Buna rağmen, ben ve hükumetim, onların önünde güçsüzüz. Onların kıskacı o kadar etkindir ki, propaganda vasıtası ile bile Türklere ulaşmak olanaksızdır. Gerçek Türkler merkeze sadıktır, ama tehdit ediliyor veya aldatılıyorlar. Bu adamlar bana boyun eğdirmeye çalışıyorlar ve dıştan, Bolşeviklerden yardım sağlamaya uğraşıyorlar. Bolşevikler şimdi Türk hududuna yaklaşmıştır. Ankara önderleri onlarla hala entrika çeviriyor..’ ”  
   Rumbold, yazısını şöyle sürdürüyordu :
“Padişah, Ankara önderleri Halifeliği İstanbul’dan kaldırmaya yeltenirse bunun Avrupa için çok tehlikeli olacağını vurguladı. Onların, Londra’da yapılmış olan önerileri kabullenmeleri ümidinin olmadığını ekledi. Maceraperest olarak nitelendirdiği bu önderlerin gerçekte bir uzlaşmaya varılmasını istemediklerini, onların gerçek amacının iktidarı ellerinde tutmak olduğunu, tahta karşı tutumlarından ve kendisine karşı olan düşmanlıklarından kaygılandığını belirtti. Padişaha, İngiltere’nin Londra konferansında oynamış olduğu iyi (!) rolden söz ettim. Ona, konferansta öne sürülmüş olan önerilerin, uzlaşmaya varılmasına olumlu bir zemin hazırlamış olduğunu anlattım ; yeter ki, iyi niyetli tüm Türkler Padişahın önderliği altında birleşsin ; makul bir barış yapılması fırsatından yararlansın ve İngiltere’nin eski dostluğunu kazansın ; ama, aşırı eğilimliler aşırı taleplerde direnirse, bunun sonucu olarak kararsızlık ve olaylar çıkmasından kaçınılamayacağını anlattım. Padişah beni büyük bir dikkatle dinledi ve bana teşekkür etti ; ancak, iç durum onu çok meşgul ediyor..”
                                                                                                             
Bu söyleşi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda ilgiyle izlenmiş ; yetkililerden Francis Osborne, 26 Mart’da şu yorumu yapmıştı :

“Bir Kralı (Yunan Kralı Konstantin) Atina dışında tutamazsak bir Padişahı İstanbul’da tutabileceğimiz çok kuşkuludur. Açıkça, Ulusçuların Londra konferansındaki inkar edilemez başarıları İstanbul’da tehlike duygusuyla karşılanmış ve hoşa gitmemiştir. 


Ancak, Ankara önderleri yurtsever maceraperestlerdir ve Londra’da onlarla yapmış olduğumuz görüşmelerden sonra onlara karşı Padişahı kullanamayız. En çok yapabileceğimiz, iki yanı birleştirmeye çalışmaktır ve her fırsattan yararlanarak bunu yapmalıyız… Padişaha gelince, kendisi birkaç kez istifa etmekten söz etmiş, ama, onun yurtseverliğine değinerek ve ona sempati göstererek, tahtta kalmaya inandırılmıştı. Bu usule yine başvurabiliriz ve ona, şu anda istifa etmesinin kendi halkına karşı ihanet gibi görüleceği söylenmeli ve kendi adına ulusçular üzerinde etkimizi kullanabileceğimiz bildirilmelidir. Ancak, onlara (Kemalistler) saldırmak üzere olan Yunanlıları finanse ettiğimiz söylenemez.”

  Rumbold, Curzon’a aynı gün gönderdiği özel ve gizli yazıda şunları ekliyordu :

“Padişah, kendi kişisel durumu hakkında oldukça içtenlikle konuşmuştur. Kendisine miras kalmış olan şeylerin, Ankara önderlerinin taleplerine boyun eğmesini olanaksız yaptığını vurgulamıştır. İngiltere’nin desteğinden kesinlikle emin olursa görevine devam edeceğini ; aksi halde durumunu sürdüremeyeceğini ve istifa edeceğini söylemiştir. Dilediği yardımı sağlayamazsa iyi niyet gösterisi ona yardımcı olamaz.İngiltere dünyada en yüce İslam gücü olduğu için ondan yardım dilemesinin kendisince hakkı olduğunu ; bu reddedilirse, imkansız olan görevini bırakacağını ; bu olursa, kendi kişisel özgürlük ve rahatlığının sağlanmasını dileyeceğini belirtmiştir.”

   Padişah, Ankara’nın Londra uzlaşmasını kabulü için hiçbir ümit olmadığını ; oradaki önderlerin akımlarını sürdürmeyi yeğ tuttuklarını eklemişti. Bundan sonra, Ulusçuların Anadolu’ya muhalif bir Halife, hatta Padişah atamaları kaygısını belirtmişti. Rumbold yazısını şöyle sürdürüyordu :

“Onu (Padişahı), aceleyle davranmamaya inandırmaya çalıştım, ama Padişah görüşlerinde direndi. Ona, bu konuda size (Curzon’a) danışmaya söz verdim. Padişah bu korkularında haklıysa, istifa eder veya tahtından indirilirse, İngiliz yönetiminin, onun kişisel güvenliğini sağlamaktan başka ne yapabileceğini görmek güçtür. Padişahın dilediği yardım, uzlaşmaya çalıştığımız Kemalistlere karşı tüm gücümüzle Padişahı desteklemektir. Maalesef, aşırı eğilimliler hala iktidardadır ve aklı başında unsurların tahtın etrafında toplanmalarına olanak yoktur..”

   Bu konuyla ilgili olarak İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda bazı yorumlar yapılmıştı. Bakanlık yetkililerinden Heathcote-Smith, 31 Mart’da kaleme aldığı çıkmada şöyle diyordu :

“Bu görüşmede, Padişah, Ankara’nın küstah ve tehdit edici tutumu dolayısıyla, kendi durumu ve Halife olarak yetkisi konularında gerçekten kaygılarını beyan etmiştir. Onun sözleri, kendi ulusunu gayet iyice anladığını göstermektedir. Mustafa Kemal ile ilgili söyledikleri, Türkiye’de yapılacak devrimlerin tüm güçle yabancılar tarafından sürekli, daimi ve yerinde yapılmasının gerektiğini göstermektedir. Aksi halde, Türk, kendi eski tipine döner ve devrimler değersiz olur..”

   Francis Osborne adlı yetkili ise şöyle bir yorumda bulunmuştu :

“Kendi görüşümce, onuru incinmiş olan Padişah, durumu, ulusal açıdan değil, kişisel açıdan görüyor. Onun durumu, hiç kuşkusuz güçtür ; ancak ulusal akımı, ülkede çıkarı olmayan ve Türk olmayan haydutların zulmü olarak göstermesi saçmadır. (İtalya’nın ulusal önderi ve çete başı) Garibaldi gibi, Mustafa Kemal de haydut ve yurtseverdir ve ona saygı göstermemek ve hayran kalmamak güçtür..”

KAYNAKÇA :

İngiliz Devlet Arşivi, FO 371/6467/E 3665 : Rumbold’tan Curzon’a gizli telgraf, 23.03.1921 ;
İngiliz Devlet Arşivi, FO 371/6468/E 3765 : Rumbold’dan Curzon’a gizli yazı, İstanbul 23.03.1921
SALAHİ R.SONYEL, “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdeddin ve Kurtuluş Savaşı”, 128-132
                                          
   

Leave a reply:

Your email address will not be published.