381 ) SOVYET RUSYA ELÇİSİNİN ANILARINDA ATATÜRK…

        

   Türk Kurtuluş Savaşı döneminde Atatürk’le ilgili önemli yabancı tanıklardan biri hiç kuşkusuz Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov’dur. Daha sonra yayımladığı anılarında dönemin gereği, doğal olarak Başkumandan, cephe ve askerlik izlenimleri ve Sovyet askeri yardımı büyük yer tutmaktadır. Anılarda hayli ilginç sahneler vardır. Hatta bir tanesi Başkumandan’ın müzik tutkusu hakkındadır..
   Fakat, işin aslı göstermektedir ki, müzik dinlemek, dans etmek bile gerçekte Başkumandan için yalnızca bir bahanedir. O, her yerde ve her zaman, cephedeki ordusunun gereksinimlerini ve savaş alanındaki askerlerini düşünmektedir.. 
   Atatürk ile ilgili olarak Aralov’un aktardığı bir müzik dinleme sahnesi ve onun hemen ardından cephedeki Türk ordusunun durumuyla ilgili ortaya çıkan dramatik savaş gerçeği şu şekildedir :

Bir buçuk yıl boyunca Mustafa Kemal Paşa ile, bizim elçilikte, onun evinde, mecliste, cephede karşılaştım. Mustafa Kemal Paşa uzun, ciddi konuşmalardan sonra, müzik dinlemeyi, dans etmeyi severdi. Yanında müzisyenler olduğu halde, elçiliğimize geldiği geceler olmuştu. Halk müziği çalgılarının eşliğinde koro Türkçe şarkılar söylemeyi severdi. O zaman gözleri koyulaşır, kederli bir hal alırdı. Bu şarkılarda keder, halkın bitmez tükenmez savaşlardan duyduğu acılar, köylünün acı düşünceleri okunuyordu. ‘Nasıl güzel bir günde insanın yüreği hayat zor da olsa yaşama sevinciyle dolarsa, şarkı söylediğin ya da dinlediğin zaman da öyledir’ diyordu Kemal Paşa..
   Hatırlıyorum, bir gün Mustafa Kemal’in sekreteri telefon ederek, ‘Paşa bugün çok çalıştı’ dedi, ‘sizi ziyaret edecek, biraz dinlenmek istiyor, yanında müzisyenler de olacak.. Biraz neşelenmek, dans etmek için kadınlı-erkekli elçilik memurlarını toplamanızı rica ediyor..’
   Gerçekten de akşama doğru Mustafa Kemal geldi. Hem yalnız da değildi. Yaverlerini, yakın arkadaşlarını da getirmişti. Onunla birlikte, elçiliğin devamlı konuklarından, Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa da vardı..
   Üzgün melodilerden sonra, Mustafa Kemal, eşimden ve elçilik sekreterinden, piyanonun eşliğinde Rus şarkılarını söylemelerini rica etti. Büyük bir memnunlukla onları dinledi, kendisi de şarkıya katıldı. Sonra ‘Kamarinskaya’ adlı halk şarkısını çaldılar. Elçiliğin kadın memurları dansa kalktılar. Mustafa Kemal el çırpıyor, ayaklarıyla tempo tutuyordu. Vals ve başka danslar oynandı. Eğlence bittikten sonra Mustafa Kemal beni ve Azerbaycan Elçisi Abilov’u ellerimizden tutarak bizimle bazı konuları konuşmak istediğini söyledi. 
‘Aziz dostlar, yoldaşlar ; cephedeki durum çok gergin. Yunanlılar, Eskişehir doğrultusunda altı tümenlik bir kuvvet yığmış bulunuyorlar. Önümüzdeki hafta içinde onlardan bir saldırı bekliyoruz. Yakında toplanacak Cenevre Konferansı üzerinde etki yapmak istiyorlar. Taşıtımız, atımız, eşeğimiz yok. Biricik taşıtımız devedir. Develer bizde savaş kahramanıdır. Oysaki mermi götürmek zorundayız. Bize nakliye aracı ve at yardımında bulunmanızı rica ederim..’

   Semyon İvanoviç Aralov, “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları 1922-1923” adlı kitabında ; 1922 baharında 27 Mart-6 Nisan arasında on gün boyunca meslektaşı Azerbaycan Elçisi Abilov’la birlikte Türk birliklerini ve bazı şehirleri ziyaretlerini şöyle anlatmaktadır :

“Beni, Abilov’u, Askeri Ataşe Zvonaryev’i cepheye bizzat Mustafa Kemal çağırdı. Cepheyi dolaştık. Altı piyade, üç süvari tümenini ziyaret ettik. Yeni ordunun kuruluşunun yıldönümü töreninde bulunduk. İki ordunun ve iki kolordunun karargahlarını ziyaret ettik. Konya’da, cephe gerisindeki askeri kuruluşları gezdik. Askeri birliklerden edindiğimiz izlenim iyiydi. Bu, düzenli, disiplinli, çok iyi örgütlenmiş, büyük inisiyatif sahibi, strateji ve taktiğe yaratıcı yaklaşımı olan bir orduydu. Ne var ki, ordunun giyim kuşamı, özellikle ayakkabıları pek kötü durumdaydı..
   Mustafa Kemal’in savaş karargahını ziyaret etmemizin üç sebebi vardı : Mustafa Kemal’in uzun süren ayrılığı dolayısıyla bizzat onun çözmesini gerektiren bir yığın sorun birikmişti. İtilaf devletlerinin silah bırakışma teklifini konuşmamız gerekiyordu. Bu durum, onunla bir görüşmeyi kaçınılmaz kılıyordu. Üstelik Mustafa Kemal’in kendisi de, bu konuda bizim düşüncelerimizi almak istiyordu. Nihayet, bu ziyaretle yeni Türk ordusunu tanıma fırsatını da elde etmiş olacaktım..
   Şu anda, anılarımı yazarken Mustafa Kemal Paşa canlı haliyle gözlerimin önüne gelmektedir. Onun dikkatli bakışlarını görüyor, anlamadığı bir noktayı açıklamamı rica ederken, elinin dokunuşunu hissediyorum..”


   Aralov’un anılarında yer alan cephe gözlemlerinden bir kısmı Başkumandan’ın halkla temas ettiği, halkla ilişkileri hakkındadır. Mustafa Kemal gittiği her yerde okulları ziyaret etmekte, büyük ve önemli işlerinden fırsat bularak bu kurumların mütevazı etkinliklerine katılmaktadır.
  ” (Konya’da) Akşam öğretmen okulunun temsillerinde hazır bulunduk. Programda bir perdelik çocuk piyesi AVCI, Çanakkale’nin İngilizlere karşı savunulmasını canlandıran üç perdelik başka bir piyes, vatan şiirleri ve Yunan zulmünü anlatan BURSA FACİASI adlı piyes sahnelendi. Bu son piyeste aşırı şovenlik bulunduğu için Mustafa Kemal bunu beğenmedi. Piyesin sonunda Mustafa Kemal İtilaf Devletlerine karşı Anadolu’nun savunucusu olarak övüldüğü halde, temsili hazırlayanlara böyle eski bir şeyi hazırladıkları için çıkıştı..”
   Burada ilginç olan, Başkumandan’ın savaşta bile şovenizmden uzak durmaya gayret göstermesi ve savaşan iki ordunun mensup oldukları uluslarla ilgili bir düşmanlığa asla prim vermemesidir…

   Aralov’a göre Mustafa Kemal, Türk ordusunun ve askerlerinin Sovyet Kızıl ordusu askerlerinden farklı olduklarını her defasında ve ısrarla vurgulamıştır :
“… Birlikte cepheye gittiğimiz zaman Türk ordusunun siyasi eğitimi üzerine Mustafa Kemal Paşa ile birçok kez konuşmuştuk. Paşa, siyasi komiserlerin ve siyasi şubelerin rolü üzerine bana sorular sormuştu… Ben, bu konuda ona ayrıntılı bilgiler vermiş, Türk ordusunda buna benzer bir örgüt kurmanın mümkün olup olmadığını kendisine sormuştum. 
  Mustafa Kemal, Türk ordusunda şu siyasal ilkenin geçerli olduğu cevabını verdi : ‘Milli sınırlar içinde Türkiye’nin bağımsızlığını savunmak. Türk hükumeti ülkeyi emperyalistlere, hainlere karşı savunmaktadır, ordu da böyle bir hükumete itaat etmek zorundadır.. Sizin Rusya’da durum başka türlüydü. Generaller ve subaylar çoğunlukla Çarlık hükumetinden, sonra da Kerenski’den yanaydı. Er kitlesi ve subayların küçük bir bölümü ise Bolşeviklerden yanaydı. Türkiye’de durum başka türlüdür. Türk ordusu bütünüyle milli bağımsızlık ülküsüne sadık, devrimci ve disiplinli bir ordudur. Politika ile ordunun başında bulunan bizler uğraşıyoruz. Bizim politikamız nedir ? Her şeyden önce tümenlerin, kolorduların başına sadık, namuslu ve dürüst komutanlar getirmektir. Sizin gibi biz de onları kontrol ederiz. Genç subay kadrosunu ve erleri, biz büyüklerin güttüğü milli ruhla eğitiriz. Bizim erlerimiz niçin savaştıklarını bilirler. Sizinle birlikte birkaç piyade tümenini, süvari kolordusunu dolaştık. Bunlardaki disiplini fark ettiğinize eminim… Subayların, hükumetin ve yüksek komuta heyetinin çalışmalarına aykırı bir politika gütmemelerine çok dikkat ederiz..’  ”  
  


    

                                   

Leave a reply:

Your email address will not be published.