380 ) İKİNCİ MEŞRUTİYET’İN YABANCILAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ !…

    
  
  Beklenmeyen bir zamanda Makedonya’da patlayan ihtilalin, Türkiye toprakları üzerinde çeşitli maksatlar peşinde koşan tertipler alan devletler üzerinde, geçici bir şaşkınlık yarattığının belgeleri çoktur. Bu şaşkınlık onları kısa da olsa, bir duraklama ve bekleme safhasına soktu.
   İhtilal kolay başarıya ulaşınca bu devletlerin ilk taktik değiştirmeleri, Makedonya’da çeşitli isimlerle bulundurdukları subay veya memurları geri çekmek ve Makedonya’da Islahat işini, Osmanlı hükumetine bırakmak oldu..
   Bilhassa İngiltere ve Rusya Dışişleri Bakanlıkları, Meşrutiyetin iadesinden de memnun görünerek, Osmanlılara bir nefes payı bırakmak, hatta bir şans tanımak gibi bir davranış içindeydiler. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu daha tedirgindi. Zaten bekleyiş ve Meşrutiyeti benimser görünüş, aslında samimi de değildi. Örneğin İhtilalden bir ay kadar sonra Babıali’ye gelen Rus Elçiliği temsilcisi, “hakkıyla uygulanırsa yeni rejimin Makedonya meselesini halledeceğini” söyler ve en dostça dileklerini sunar. Hatta 27 Temmuz ve 7 Ağustos tarihlerinde Rusya, büyük devletlere genelgeler göndererek, yeni Türkiye’ye karşı güvensizlik sayılacak hareketlerden kaçınılmasını ister. Ama İstanbul’daki Rus Elçisinin kendisi diğer elçilere, bu görüş ve dileklerin tamamen aksini söyler. Nitekim İngiltere Elçisi, Rus temsilcinin sözlerini aynen kendi Dışişlerine aktarır. Çünkü Rusya “Türkiye’deki Meşrutiyet hareketinin, Rus idaresindeki Türkler için bir örnek olarak alınmasından endişeli”dir. 
   Avusturya Dışişleri Bakanı Erental de 19 Ağustos 1908’de Bakanlar Kuruluna sunduğu yazılı beyanatında, böyle bir kuşkuya değinir :
“Türkiye’de Meşrutiyetin ilanı, şimdi bizim de, işgalimiz altında olan Borsa-Hersek’de, aynı işi yapmamızı gerektiriyor. Ama bunu yapmak için, Bosna-Hersek’i, devletimize kesin olarak ilhak etmeliyiz. Hem bu iş üzerinde Rusya bizi serbest bırakırsa, biz de onu Boğazlar üzerindeki istek ve girişimlerinde destekleriz..”
   Yani Erental, Bosna’da uyanacak tepkinin karşılığını da bulmuştur : İlhak !. İngiltere görünüşe göre, Osmanlı Meşrutiyetine ve idaresine karşı en sıcak taraftarlık gösteren devletti. Dışişleri Bakanı Grey, İstanbul’daki İngiltere Elçisine yazdığı mektuplarda, dostça önerilerde bulunur :
“Genç Türkler acele etmemelidirler. Yoksa irtica baş gösterebilir. Şimdi esas mesele, hükumetin yetkin ve namuslu ellere geçmesidir. Diğer işler bunun arkasından gelir. Artık sağlam maliye esastır. Çünkü sağlam maliye, her işin temelidir. Genç Türkleri teşvik için elimizden geleni yapmalı ve birtakım istekler ileri sürerek onlara güçlükler çıkarmamalıyız. İngiliz sermayesine de, çalışmak için iyi fırsatlar verileceğini umarız. Mesela kilometre garantisi istenmeden demiryolu imtiyazları gibi..”
   Ama İngiltere’nin Türk Meşrutiyetinden, gizli ürküntüleri de vardır. Örneğin Dışişleri Bakanı E. Grey, İstanbul’daki İngiltere Elçisine yazdığı 31 Temmuz 1908 tarihli mektubunda şunları fısıldar :
“Şayet Türkiye gerçekten Meşrutiyeti kurar ve bunu yaşatıp kuvvetlendirirse, bunun sonuçları, şimdiden hiçbirimizin tahmin edemeyeceğimiz derecede önemli olabilir. Bunun Mısır’da tesirleri müthiş olur. Ta Hindistan’da dahi kendini duyurur. Şimdiye kadar Müslüman tebaamıza daima diyebildik ki, dinlerinin başkanı (halife) tarafından idare edilen ülkelerde, hiç de şefkatli olmayan (sert) bir istibdat idaresi vardır. Halbuki bizim istibdadımız yumuşak ve şefkatlidir. 
Fakat şimdi Türkiye’de Meclis açılırsa, Mısır’da da Meşrutiyet isteği çok kuvvetlenecek ve bizim bu isteğe direniş gücümüz çok azalacaktır. Ve orada Meşrutiyeti isteyeceklere karşı silah kullanmamız, çok güçleşecektir..”



   Ama İngiltere, bir taraftan Meşrutiyetin kendi Müslüman halkları arasındaki etkilerinden böyle telaşlı görünürken, diğer taraftan Türkiye’deki menfaat hesaplarını sükunetle takip eder. İngiliz Dışişlerinin İstanbul’da, biraz da Türkiye uzmanı olarak sayılan Elçilik Baş Tercümanı Fitzmaurice, Londra’da Dışişleri Bakanı Grey’in katibine yazdığı 25 Ağustos 1908 tarihli mektubunda şöyle anlatır :
“Irak’ta sulama işlerine, Bağdat Demiryolu oralara varmadan başlanılması için çalışılmaktadır. Musul’a kadar işlere İngilizlerce el atıldığı için, Alman demiryolu Basra körfezine yaklaşmadan önce, Irak’ta İngiliz menfaatlerinin yerleşeceği ümidindeyiz..
“Yeni idare bazı meselelerde hakkını arayacaktır. Örneğin Girit, Mısır, Makedonya, Bosna, Aden, Lübnan olaylarında ve belki de İngiltere’nin Irak’taki bazı girişimlerinde. Bu arada hatta kapitülasyonlar vesaire de söz konusu olacaktır..”
   Ama asıl pazarlıklar, Rusya ile Avusturya arasındadır. Avusturya’nın davası, en başta Bosna-Hersek’in ilhakıdır. Çünkü 1878 Berlin Antlaşması ona bu vilayetlerde sadece işgal hakkı vermiştir. Bu sebeple mesele, Berlin Antlaşmasına imza koyan bütün devletleri ilgilendirir. Onların ve özellikle Rusya’nın rızasını almak lazımdır. Bu ise karşılıksız olmayacaktır. Pazarlığın ilk şartı ise malumdur : Rusya’nın Boğazlar üstündeki isteklerini desteklemek !..
   Böylece çarklar, daha ilk günden ve gene eskisi gibi dönmeye başlar. Pazarlığa konu olan da, Osmanlı İmparatorluğu, yani gene Hasta Adam’ın mirasıdır.

 

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR’İN, “Enver Paşa” adlı eserinin 2. cildinden alıntıdır..
           

Leave a reply:

Your email address will not be published.