38 ) ANILAR, ANILANLAR VE ANDIRANLAR !…

    

   İzmir, gözünü sevdiğim şehrim benim !.. Dünyaya gözlerimi sende açtım, ilk maviyi, ilk yeşili sende tanıdım, ilk iyot kokusunu sende kokladım, ilk aşkı kokladığım gibi ; ilk sevgilimin elini senin sokaklarında tuttum gizlice, kuytuluklarındaki ağaçlarının altında öptüm ilk kez onu.. Hiç uzun süreli ayrılmadım senden, sana hep sadık kaldım !.. Ama seni benim kadar sevmedi herkes ! Yeşilliklerini birer birer öldürdüler, sahillerini birer birer ördüler ; iç taraflarını imbatından mahrum ettiler, plansız bir şekilde en güzel yerlerine çirkin binalar kondurdular, masmavi denizini kirlettiler, güzelim balıklarını tükettiler.. Senin bozulmanla benim yaşlanmam atbaşı gitti..

   Bazen uzun yürüyüşler sırasında, deniz kenarındaki bir parka oturup hem soluklanır hem de denize karşı keyif yaparım. Karşımda Karşıyaka, arka tarafımda Göztepe Spor Kulübü.. Dünya 2. futbol lig seyirci rekorunun kırıldığı, 70-80.000 kişinin arasında bendenizin de olduğu Karşıyaka-Göztepe maçı gelir aklıma.. Sonra daha eskilere gider anılar ; Ali-K.Mehmet -Çağlayan-Hüseyin-B.Mehmet-Nevzat-Ceyhan-Ertan-Fevzi- Gürsel- Halil kadrosunu düşünürüm, yıllar boyu izlediğim ve uzun süre bozulmadığı için de belleğime kazınan.. Alsancak Stadında, maç öncesi hortumla sulanarak ıslatılan, kömür tozu karışımlı kum zeminde Atletico Madrid’i 2-0′ ın rövanşında 3-0 yenerek çeyrek finale kaldığımız maçı anımsadığım gibi, yağmurlu bir gecede, Gürsel’in, sevgili “Kestane” nin kaçırdığı penaltıdan sonra elendiğimiz Voyvodina maçında gözyaşlarımın yağmura karıştığını da anımsarım.. Yarı finalde karşılaştığımız ve bize 1 numara büyük gelen Ujpest takımının az saçlı, iki gol atıp 1-4 yenilmemizin en büyük etkenlerinden olan Bene’sini de unutamam, acıyla tabii ki !…Okulu ekip hafta içindeki Türkiye Kupası maçlarına gidişimi de unutmam.. O kadar çok anı var ki …
   Gezdiğimiz, dolaştığımız sokaklarda, caddelerde devamlı burun buruna gelirdik bu efsane kadroyla. Halil’in babasının Göztepe semtinde kasap dükkanı vardı. Gürsel bir tarafımızdaki sokakta otururdu, Fevzi diğer taraftakinde.. Kemeraltına inerdin, Kemeraltı Karakolu’nun karşı köşesinde kaleci Ali’nin kardeşi Adil Artuner’in ayakkabıcı dükkanı vardı… Şimdiki gibi halktan gizlenmezdi futbolcular, halkla iç içeydiler..
   Sonra bir haller oldu, bir ayrılık gayrılık halleri oldu ve bir de ne görelim ; karşı  yaka ile hasım olmuşuz !.. Ben o sırada evlenip çoluk çocuğa karıştığımdan biraz elimi ayağımı çekmiştim maç muhabbetinden, farkında bile değildim olanların..
   İzmir’in iki güzide yakası arasındaki bu sürtüşmeyi ortadan kaldırır düşüncesiyle, körfez vapurlarının küpeştelerine bir şiir asılmıştı o günlerde :

 ” Güzelyalı’da bir okaliptüs
   Bir palmiyeye vurulmuş Karşıyaka’ dan
   Gelgelelim arada koskoca bir deniz
   Ah palmiye
   Ah okaliptüs…”

   Bu dizelerin sahibi Erdoğan Çokduru, fazla meşhur olmayan bir şair ; çünkü aynı zamanda subay.. Uçucu Hava Kıdemli Albay rütbesindeyken, anasının çok arzuladığı “paşa” olamadan emekliye sevkedilir… Bunun sebebi ise 70’li yılların sıkı devrimcilerinden ve güvenlik kuvvetleriyle girdiği bir silahlı çatışmada öldürülen Sinan Cemgil’in cesedinin cebinde bir şiirinin çıkmasıdır !… O şiir de şudur :

“Bir adam öldü
 gazatalar bile yazdı öldüğünü
 acanslar bile verdi
 ama gömülmedi
 ne bok yesin mezarcıbaşı
 nasıl örtsün toprağını
 adam hababam bağırmakta
 batan güneşe karşı
 nüfusunu düşseler kütükten
 helvasını kotarsalar
 vasiyetini yazsalar
 adam hababam ummakta
 doğan güneşe karşı
 adam adam değil ki
 adam kurtuluş marşı …”
 

   Bir başka devrimci, bir başka ülkede ve başka bir zaman diliminde öldürülür ve cesedi bir helikopterin iniş takımlarına bağlanır. Ernesto Che Guevara, özgürlükleri uğruna canını verdiği Bolivyalı yerlilerin üstünden uçurularak Vallegrande’ye götürülür. Cesedi buradaki bir hastanede bir küvete konarak basına gösterilir. Bir doktor tarafından elleri kesilen Che’nin bedeni bilinmeyen bir yere götürülür…
   Efsanenin sona erdiğini ilan etmek için Che’nin cesedinin bağlanarak sergilendiği helikopter, iki milyar dolarlık gaz ve bir milyar dolarlık petrolün karşılığı olarak Gulf Petrol tarafından, Bolivya Başkanı Barrientos’a verilmiştir. Tarihin gördüğü en zalim, en hırsız devlet başkanlarından biridir.. Bu helikopterle Bolivya’ yı dolaşıp halka para saçmıştır, binlerce de futbol topu…Bir gün yine para dağıtmak üzere alçalırken tellere takılan helikopter yükselemez ve kayalara çarparak infilak eder. İlahi adalet yerini bulmuştur…

   Sekiz yıl önce ise Türkiye Başbakanı Adnan Menderes, 17.Şubat.1959’da SEV uçağıyla Londra yakınlarındaki Gatwıck’te, yoğun sis nedeniyle zorunlu iniş yapan uçaktan mucizevi bir şekilde kurtulmuştu.. Uçağın enkazına ilk ulaşan Bailey ailesinin, o sıralar altı yaşında olan kızı Margaret, yıllar sonra bir Türk doktorla evlenip nereye yerleşecekti dersiniz ? Başbakan Menderes’in de, gençliğinde kaleciliğini yaptığı Altay Spor Kulübünün olduğu bir şehire, sevgili İzmir’e !..
   Futbol kalesi de üç direkten kurulur, idam sehpası da..
   Kaybedilen bir maçın suçlusu bellidir : Kaleci… Maç bittiğinde tribünlerdeki bakışlar daha sahadayken sırtında “1” numaralı formayı taşıyan kaleciyi idam ederler adeta !..
   Ne trajedidir ki, Adnan Menderes, “1” numaralı adam olarak, bir kalecinin de, bir siyasetçinin de en kötü ve en hüzünlü anlarını yaşamıştır…

   14 Eylül 1977’de Trabzon Spor, şampiyon kulüpler kupasında Danimarka şampiyonu Kopenhag ile oynamaktadır. Seremonide konuk takımın kalecisinin elindeki oyuncak bebeği gören taraftarlar buna bir anlam veremez. Kaleci bu oyuncağı maç başlamadan önce kale ağlarına takar.
   Trabzon maça fırtına gibi başlar ; o yıllar muhteşem oynamaktadır zaten, bu maçta da adeta tek kale oynamaktadır ama kaleci Poulsen’i bir türlü mağlup edememektedir. Kaleci de her yaptığı kurtarıştan sonra dönüp oyuncak bebeğine gülümser..
   İkinci yarı da aynı şekilde devam ederken aniden bir rüzgar esmeye başlar ve şiddetlenen rüzgar kale ağlarına takılı oyuncağı yere düşürür !.. Kaleci tam eğilip alacakken, orta sahadan hızlı gelişen bir Trabzon atağında top Necdet’e gelir. Kaleci bir bebeğe bakar, bir de gelmekte olan Necdet’e.. O düşünce karambolü sırasında konsantrasyonu bozulur kalecinin ve Necdet’in uzaktan sayılabilecek sert şutunu kurtaramaz !.. Skor Tabelasında Trabzon’un hanesine 1 yazılırken, kaleci bebeğini yerden alır, yeniden ağlara takar ve sonra topu santra yapılması için kaleden çıkarır.. Bu da bir başka kaleci dramı, ve küçük bir inanç örneği !..

   Saygı ve sevgilerimle…

Leave a reply:

Your email address will not be published.