372 ) SARAYDAN SULTAN KAÇIRMA !..

     

   İkinci Abdülhamid’in cülusu üzerine, “hal” edilen Sultan Beşinci Murad, padişahların ikametgahı olan Dolmabahçe Sarayı’ndan Çırağan Sarayı’na nakledilmişti.. 
  Henüz hasta bir halde bulunan sabık Sultan Murad’ın taraftarları faaliyete geçmiş ve kendisinin sağlığının iyi olduğunu İstanbul halkı arasında yaymaya başlamışlardı. Bu dedikoduların yayılması üzerine ; son iki “hal” olayında rol alan Mütercim Rüştü Paşa ile Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’nin halen iş başında olmasının da tedirgin ettiği yeni padişah, kardeşi Murad’ı tekrar muayene ettirme gereğini duydu ve kardeşinin tedavisiyle görevli olan Mepyo, Atıf Paşa, Monçeri ve Kapolyon tarafından yapılan muayenede Sultan Murad’ın gerçekten hasta olduğu görülüp ortak bir rapor verilmişti..
   5 Aralık 1876’da ; Maliye Nezareti evrak odası katiplerinden Hüsnü ve Adliye Nezareti icra cemiyeti katiplerinden Mehmed efendiler ile ; Osmanlı tebaasından olup bir ara İngiliz Kançılaryasında (konsolosluk memur kadrosu) hizmet etmiş olan İstavridi ve Leh mültecilerinden olup Rus parasını taklit suçundan on yıl hapse mahkum edilen fakat Abdülhamid’in cülusu sırasında affedilen Juli adlarında dört kişi ; Sultan Murad’ı ve oğlu Şehzade Salahaddin’i Çırağan Sarayı’ndan kaçırmak istediler !..
  Bu konuyla ilgili, 26 Nisan 1877 tarihli Temyiz Mahkemesi ceza dairesi fezlekesine göre olay şöyle cereyan etmiş : 
  Maliye’de çalışan Hüsnü Efendi, orada bazı işleri olan İstavridi ile tanışır. İstavridi ona ve onun vasıtasıyla tanıştığı arkadaşı Mehmed Efendi’ye, ramazandan beri Sultan Murad’ın iyileşip iyileşmediğini sorar. Onlar da bir şey bilmediklerini söylerlermiş. Bir cuma günü Mehmed ve Hüsnü efendiler, Dolmabahçe’de, ağaçlar altında oturup saray mensuplarından Ahmed ve Arif beylerle görüşürlerken ; Hüsnü Efendi Ahmed Bey’e : “Seni pek kederli görüyorum, üzülme birkaç güne kadar memnun oluruz. Söyleyecek sözüm var, fakat yeri burası değildir” demiş.Sonra hep birlikte Beyoğlu’nda bir gazino bahçesine gitmişler. Hüsnü Bey orada, İngiltere elçiliği marifetiyle Sultan Murad’ın tekrar hükümdar olacağını ve bu hususta çalışan İstavridi ile onları tanıştıracağını söylemiştir. Bunu duyan ve bu konuda bir cemiyet kurulduğunu anlayan Ahmed ve Arif beyler, sanki bunu kabullenir gibi görünmüşler fakat bu durumu hemen bir aracı ile Sultan Abdülhamid’e duyurmuşlardır. Bunun üzerine Saray hemen gerekli tedbirleri almıştır. 
  Daha sonra, plan uyarınca, Ahmed ve Arif beyler, İstavridi’nin evine gitmişlerdir. İstavridi, sabık hükümdarın sağlık durumunun derecesini anlamak için onun adamlarından birinin elde edilmesini istemiş, Ahmed ve Arif beyler de, öyle bir adam bulacaklarını söyleyip ayrıldıktan sonra bu son gelişmeyi de mabeyne bildirmişlerdir. 
  Saray, Sultan Murad’ın güvenilir adamı olarak, Tahir Ağa adında birini memur etmiş ve kendisinin Mehmed Bey adı altında, İstavridi ile temasını sağlamıştır. İstavridi ona : “Sultan Murad, İngiltere ve Almanya elçilikleri marifetiyle yeniden tahta çıkarılacaksa da, Rusya elçiliğinin bilgisi olmadan bu mümkün olamaz” demiştir. Böylece Tahir Ağa, İstavridi’nin yol göstermesiyle, Rusya Elçiliği Baş Tercümanı Otto’nun evine giderek kendisiyle görüşmüştür. Tercüman, Sultan Murad’ın sağlık durumunu öğrenmek istemiş ve eğer iyileşmişse hemen bildirilmesini, ayrıca bu işin gizli tutulmasını da istemiştir. Otto, İstavridis’in kendi adamları olduğunu, o ne söylüyorsa kendi sözleri gibi kabul edilebileceğini, verilecek cevapların onun aracılığıyla bildirilmesini de söylemiştir. Bundan birkaç gün sonra da Lehli Juli, Rus elçiliğinin güvenilir bir adamı olarak Tahir Ağa’ya takdim edilmiştir. 
  Tahir Ağa, İstavridi ile tekrar görüştüğünde, Sultan Murad’ın ne suretle saltanata gelebileceğini sormuş, o da, kendisinin Valide Sultan’la görüştürülmesini istemiştir. Valide Sultan’a Rus elçisinin selamını götüreceğini ve onun güven duymasını sağladıktan sonra Beşiktaş veya Ortaköy’de bir ev tedarik edilerek orada Sultan Murad’ın oğlu Salahaddin Efendi ile elçi arasında bir görüşme ayarlanacağını söyleyen İstavridi, iki tarafın da birbirine güven duymasının ardından elçinin vereceği talimat üzerine, Sultan Murad’ın, oğluyla beraber, Tophane önünde hazır bulunacak Rus vapuruna bindirilerek Odesa yoluyla  Londra’ya götürülüp orada iyileştikten sonra Rusya ve İngiltere ittifakıyla hükümdar ilan edileceğini Tahir Ağa’ya anlatmıştır..  
  Tahir Ağa, diğer Saray yetkilileriyle birlikte bir plan düzenlemiş ve bunu da İstavridi’ye kabul ettirmiştir. Operasyon şöyle yapılacaktır : Hem Valide Sultan ile görüşmek ve hem de Şehzadeyi çıkarmak için, Hüsnü Efendi ile Juli kadın kıyafetine gireceklerdir. İstavridi de ihtiyaten Saray’da bulunacaktır. Şayet Şehzade Saray’dan çıkamayacak olursa, hemen elçiyi haberdar etmek için..
  Olay günü İstavridi Saray’da yakalanır ve o sırada arabayla ve de kadın kıyafetinde Çırağan’a gelmiş olan Hüsnü Efendi ile Juli de tutuklanmışlardır..
  Yapılan mahkeme sonucunda, 11 Nisan 1877’de ceza kanununun 58. maddesi uyarınca, her birinin ayrı birer yere sürgün edilmelerine karar verilmiş ve bu karar 26 Nisan 1877’de Temyiz Mahkemesi tarafından onaylanarak fezlekesi Sadaret makamına gönderilmiştir.Sadaret makamından Mabeyin Başkatipliği’ne yazılan 2 Mayıs 1877 tarihli tezkire ile mahkeme kararı Padişah’a arz olunmuştur. Bir gün sonra tezkire, yanına yazılı bir notla geri gelmiştir. Bu notta, dört suçlunun da affedildikleri yazıyordu !..
  Tahta çıkalı henüz altı ay olmuş Abdülhamid, bu af işlemini kendi yararına olarak halka hoş görünmek amacıyla mı istemişti ?.. Kullandığı bir siyasetin gereği miydi bu ?.. Yoksa bu işte elçiliklerin etkisi mi vardı ?.. Belki de asıl  kışkırtıcı olanların yakalanamamasından dolayı idi.. Bunlar bilinemiyor.. 

                 

Leave a reply:

Your email address will not be published.