370 ) İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ARİFESİNDE TÜRKİYE….

   

   1936’da Amerikalı diplomatlar Türk dış politikasının önceliklerini şöyle sıralıyordu : Gerçek barış isteği, Rusya ile dostluk, İtalya’ya karşı güvensizlik ve inanmazlık, Balkan Antantı’nı korumak ve güçlendirmek, Orta Doğu ülkelerinde liderlik, Milletler Cemiyeti üyeliği, İngiltere ile dostluk, siyasi ilişkiler olmaksızın Almanya ile ticari ve kültürel ilişkileri geliştirme…. (KAYNAK : USA, Foreign Office Document, Subject : Turkey’s Present International Position, from American Embassy, Ankara, March 8, 1936, “767.000/64”, aktaran Hasan Köni, “Hatay Sorununa Yeni Bir Bakış” ) 

   1937’de Akdeniz’in güvenliği gündeme gelir : İspanya’da iç savaş sürerken, kimliği belirsiz gibi görünen ama aslında İtalya’ya ait olduğu bilinen bazı denizaltılar, Akdeniz’de İspanya Cumhuriyetçi hükumetine silah ve cephane taşıdıkları şüphesiyle çeşitli bandıralı ticaret gemilerini batırmaktadır. Şiddet kullanarak Akdeniz’de statükoyu değiştirme girişimine karşı koymak ve alınacak önlemleri görüşmek üzere İngiltere’nin önderliğinde, İsviçre’nin Nyon kentinde, 10 Eylül 1937 günü bir Akdeniz Güvenliği Konferansı toplanır. Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a hem Atatürk hem İnönü talimat vermektedir. Temkinli İnönü, İtalya ile çatışmaktan çekinirken, Mustafa Kemal bunda risk görmemektedir. Mustafa Kemal’in kararıyla, İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve Fransa’nın birbirlerine karşılıklı güvence vermesi Atatürk ile İnönü arasında tam bir ciddi gerilime yol açmıştır ve Atatürk, İnönü’nün istifasını ister. Celal Bayar başvekil olur. Atatürk, çok sevdiği eski silah arkadaşıyla yolları ayırırken ; ülke için daha liberal bir ekonomi politikasının yolu açılmış olur..
   Atatürk-İnönü ilişkisi artık soğuk ve mesafelidir. Atatürk’ün hastalığının şiddetlenmesinden sonra İnönü ona istikrarlı bir şekilde mektup yazmaya başlar. Bej renkli zarflar düzenli olarak gelir, Atatürk bunları okur, başucundaki komodinin üzerine koyar. İsmet Paşa ile görüşmekten kaçınan Atatürk, ölüme yaklaşırken Ali Fuad Cebesoy’u yanına çağırmış, iki haftayı kadim dostuyla birlikte geçirmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra, Nafi Atıf Kansu mektupları İnönü’ye iade eder. Atatürk vasiyetnamesine Türkiye İş Bankası’ndaki özel hesabından İnönü’ye her ay 3.000 lira ödendikten sonra, İnönü’nün çocuklarına yüksekeğitimlerini tamamlayabilmeleri için özel bir yardım sağlanmasını yazdırır. Vasiyetnamesini hazırladığı sırada Atatürk, 29 Ekim 1938 günü orduya da bir mesaj yayınlar. Mesajında orduya, Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini içten ve dıştan her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan” görevini hatırlatır..

      

   Atatürk ile İnönü’nün arasındaki iplerin koptuğu sıralarda, muhalif kimliğiyle tanınan Ahmed Emin Yalman (yukarıda solda) ile kardeşi Rıfat Yalman Tan gazetesini 1936’da devralırlar. Bedii Faik’in betimlemesine göre, Ahmed Emin Yalman kısa, hatta çok kısa boylu ama yazıya gelince uzun, çok uzun yazan biridir ; o kadar uzun ki, bazen bir başyazısı beş sütuna yayılabilmektedir. 1937’de Atatürk’ün İnönü’yü başbakanlıktan uzaklaştırıp yerine Celal Bayar’ı ataması karşısında, İnönü’nin başbakanlıktan “sürmenaj” değil de, “şiddetli süren teessür” nedeniyle ayrıldığını yazması üzerine, Tan on gün süreyle kapatılır. Gazete tekrar yayımlandığında, Cumhuriyet ile aralarında şiddetli bir kalem kavgası başlar..
   Almanya Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in (yukarıda,ortada) Eylül 1937’de Nürnberg’deki Nazi toplantısında sarf ettiği “Davamız Lehistan’da, Avusturya’da, Yugoslavya’da, Yunanistan ve Türkiye’de başarıyla ilerlemektedir..” sözleri üzerine, Tan yazarı Sabiha Sertel (yukarıda, sağda), “Herr Goebbels doğru söylüyor” başlığı altında, bu sözlerin Türkiye’de Nazizm’in yayılmakta ve taraftar bulmakta olduğu anlamına geldiğini belirten bir yazı yazar. Goebbels’ten de bir açıklama talep eder. Sertel’in açık hedefi Cumhuriyet’tir. 
   Atışma sertleşerek devam eder. Cumhuriyet, “Bir nutuk üzerinde koparılan lüzumsuz gürültüler” başlığı altında, 18 Ekim 1937’de, açıkça Tan ve yazarlarını komünizm propagandasını yapmakla suçlar ve gereksiz yere telaşlanmamalarını öğütler. Hatta, “Hitler Alman halkını komünizm tehlikesinden kurtarmak için kurmak istediği rejimin esaslarını tasarladığı sırada Kemalizm’i uzun uzun incelediğini söylemiştir. Başta Goebbels olmak üzere bunu bütün Almanlar bilir,” der. Bu kez, 19 Ekim tarihinde Ahmed Emin Yalman karşı saldırıya geçerek, “Bundan bir süre önce, Cumhuriyet sütunlarında isteyerek istemeyerek Alman propagandasının sokulduğuna delalet edecek yazılar çıktığını işaret etmiş ve Cumhuriyet refikimizi bu tarz propagandalara alet edilmesine karşı uyandırmaya çalışmıştık. Fakat o vakitten beri Cumhuriyet’in bu kabil yazılara sütunlarında yer vermemesi şöyle dursun, bilakis açıktan açığa Nazi ve Faşist propagandası telakki edecek yazılar yayımladığını görerek müteessir olduk. Onun için telaş ediyoruz ve telaşta haklı olduğumuzu anlıyoruz..” der. 
   Cumhuriyet ve Tan arasındaki polemik kolay kolay dinmeyecektir. Bir sonraki söz düellosu Yunus Nadi ile Sabiha Sertel arasında cereyan eder. Sabiha Sertel yabancı ülkeler gönderilen öğrencilerin yüzde sekseninin Almanya’da faşist okullarda okuduklarını, ayrıca sinemalarda da Nazi yanlısı propaganda yapıldığını söylemektedir. Sertel’in Goebbels’e cesaret veren “etkenlere” eğilmek gerektiği yollu sözleri üzerine, ertesi gün Yunus Nadi saldırı şiddetini artırarak doğrudan Sabiha Sertel’i hedef alır, onu komünist olmakla suçlar ve Goebbels’in sözleri çevresinde kopartılan fırtınanın birtakım gizli amaçlara hizmet ettiğini ileri sürer. “Burası Almanya olmadığı gibi Patagonya da değildir. Burada adamlar propagandalarından korkulduğu için değil, milli ahengi bozdukları için cezalandırılırlar,” diyerek tehdit eder. İki gazete arasındaki meydan savaşı sürüp giderken, Cumhuriyet Ahmed Emin Yalman’a doğrudan saldırır. İki başyazarın birbirlerine yönelik ağır suçlamaları sırasında Yunus Nadi, Yalman’ın Yahudilikten dönme olduğunu söyleyecek kadar ileri gider. Nadi’nin, “Bolşevik Dudu” ve “eli maşalı Çingene” dediği Sabiha Sertel, ona karşı hakaret davası açar. Tartışma, hükumetin isteği üzerine kapanır…
   
   1939’da, İkinci Dünya Savaşı daha başlamadan, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in İstanbul’u ziyaret etmesi ilginçtir. Günlerden bir gün Goebbels’in Teutonia’da ( Eski Alman kulübü. Günümüzde Beypğlu Galip Dede caddesindeki Goethe Enstitüsü, aşağıdaki foto ) vereceği bir konferansla ilgili olarak, Tünel’deki Galata Mevlevihanesi’nin içinde yer alan karakolun başkomiserine bir haber gelir. Haber şöyledir : “Çevrenizdeki esnaf arasında, Almanca bilen herhangi bir kişi Teutonia’daki konferansa katılsın ve burada Goebbels’in yapacağı konuşmayı dikkatle dinleyerek, bir özetini yazarak bildirsin..” Ancak o dönemde Türkiye Almanya ile savaşta olmadığı gibi, savaşın çıkacağı da kesin olmadığından, Alman kolonisiyle içli dışlı olan esnaf böyle bir işe yanaşmaz. Goebbels de konferansını verir ve gider…


EMİNE UŞAKLIGİL’in, “Benim Cumhuriyet’im” adlı kitabından alıntıdır.. 

         

Leave a reply:

Your email address will not be published.