360 ) ÜNLÜ BİR FRANSIZ ŞAİRİN OSMANLI EGE’SİNDE ÇİFTÇİLİK MACERASI !..

   

   Doğu’yu gezen Lamartine İstanbul’a geldiği zaman çok heyecanlıydı. Sarayburnu’ndan Boğaz’ın yeşil sahillerini,denizin ve gökyüzünün parlak renklerini gördüğünde, ani bir hayret nidasıyla sarhoş olmuştu. 
   O yıllar İkinci Mahmud’un son yıllarıydı. Rus donanması Beykoz kıyılarına demir atmıştı. Türk üst görevlileri ile tanışan şair, bilhassa Namık Paşa ile iyi dost oldu. Mayıs ayının en güzel günlerini Tarabya’da Büyükdere’de geçirdi. Topkapı Sarayı’nı, Enderun kütüphanesini ziyaret etti. Beylerbeyi Sarayı’nı gezmeye gittiğinde, Sultan Mahmud’u pencerede gördü..
   İstanbul’da Temmuz sonuna kadar oturan Lamartine, bir ara Sultanın huzuruna da kabul edildi. Türklere ve Türk yurduna karşı, kalbinde silinmez bir sevgi ve içtenlik olduğu halde, 1833’de vatanına döndü..

   1848’de Fransa Kralı Louis Philippe tahttan indirildi. Halkın heyecanı ve çıkan kargaşalık içinde ; yüksek nitelikli bir rehbere, kurtarıcı bir yol göstericiye gereksinim duyuldu. Bu yüce görevin yerine getirilmesi Lamartine’e düştü.
   Lamartine, tam dört ay Cumhuriyet’i yüksek dehası, akıcı mantık gücü, sarsılmaz erdemi ile yönetti. Halk ona adeta tapıyordu. Hiçbir yerden aday olmadığı halde, seçimlerde 2.300.000 oy aldı. Halk, onu, kalmakta olduğu Hotel de Ville’den kaldırıp Tuilerie Sarayına götürmek istiyor, “Yaşasın Lamartine !” diye bağırıyordu..
   Şair, daha ilk dönemde tek başına yürütme gücüne egemen olmak istemedi. Arkadaşlarını etrafına toplayarak, hemen bir geçici hükumet kurdu. Daha sonra hükumet kesin şeklini alınca, Kabine’de Dışişleri Bakanlığını Lamartine üstlendi. 
   Lamartine’in bu parlak dönemi dört ay sürdü. 1848 Devrimi sonrası ülkede kriz çıktı. Fabrikalar kapandı. Binlerce işçi, işsiz ve ekmeksiz kaldı. Nihayet Haziran ayındaki devrimlerle hükumet düştü. Lamartine yeni seçimde çok az oy aldı. Daha 1849’da, o kadar sevdiği Fransa’dan büsbütün ayrıldı ; Türk topraklarında oturmaya karar verdi. Bu kadar şan, şeref onu borçlarından kurtarmaya yetmemişti. Artık bütün ümidini Türklere ve Türk topraklarına bağladı. 

  

   Türkiye’de Tanzimat dönemi başlamıştı. Devleti yönetenler arasında Mustafa Reşid Paşa, Ali Paşa, Fuad Efendi gibi, Avrupai düşünceyi Türkiye’de kökleştirmeye çalışan yüksek simalar vardı. Lamartine, gerek Abdülmecid ve gerekse Reşid Paşa tarafından sevileceğine inanıyordu. Karısı ve çocuklarıyla birlikte İzmir ya da İzmit kıyılarına yerleşmek ; Padişahtan bir çiftlik isteyerek ömrünün son zamanlarını tarımla uğraşarak geçirmek istiyordu. Onu bu karara yönelten tek etken, borçları idi ve bu borçların bir kısmı da kumar borcu idi. 59 yaşında, borç acıları içinde kalmak, “Graziella”nın yazarını perişan ediyordu. 
   Şair, Sadrazam Reşid Paşa’ya yazdığı mektupta bu noktayı unutmadı. Sultan Abdülmecid’e hitaben yazdığı 24 Nisan 1849 tarihli mektubu, Paşa’ya yazdığı mektuba ekleyerek Fransa’dan İstanbul’a gönderdi..
   Bu mektupta ; 30-40 yıl süreyle kendisine bir çiftlik ihsan edilmesini, çiftliğin kendi adına kaydettirilmesini ve kendisinin kesinlikle çiftliğe kimseyi ortak etmeyeceğini yazıyordu.
   Reşid Paşa, Avrupa kültürüne büyük bir eğilimin başladığı o günlerde, bu başvuruyu memnunlukla kabul etti. Fakat bir tek konu onu düşündürüyordu ; daha sonra bu topraklara Fransa Devletinin karışması olasılığı.. 
   Şairin dehasına ve kudretine aşıktı. Şairin gönlünü yapmak ve Türkler için bu güzel fırsatı kaçırmamak için sonuna bir çözüm buldu. İstanbul yöresinde bir çiftlik verilmesini uygun görmedi. Abdülmecid’i ürkütmemek için İzmir civarını tercih etti. Çiftliği de doğrudan doğruya şaire vermektense, kendisine kiralanarak, yıllık kira bedelinin hazineden karşılanmasını uygun gördü. 
   Lamartine’in gerek padişaha gerek kendisine yazdığı mektupları, Babıali usulü tercüme ettirdi. Meseleyi özel bir mecliste görüştükten sonra ; mektupları asıllarıyla birlikte, bir arz tezkeresiyle mabeyin başkatipliğine sundu. Sultan da bunu onayladı ama tezkereye şöyle bir not düşülmüştü :
“Belirli koşullarla mukavele yapılmasına özen gösterilmesi gerektiğinden şimdi ve sonra hiçbir şekilde mülkiyet sorunu çıkarmayacak ve Fransa’nın en küçük müdahalesini bile engelleyecek ve yok edecek şekilde yapması gerektiğinden ; açık ve belirgin şartları içermesi konusuna çok dikkat ve özen gösterilmesi, irade edilen padişah buyruğu gereğidir..” 
    
   

   Bu kararı sevinçle karşılayan Lamartine, 1 Ağustos 1849 tarihli bir teşekkür mektubu yazarak, vekili Charles Roland ile gönderdi. Reşid Paşa bu arada adamlarından Baltacı Manolaki’ye ait, Aydın’da bulunan iki çiftliği uygun bulmuştu. Yabancıdan yabancıya işlemi olmasın diye, Bakanlar kurulu tarafından onaylanan bir yol bulundu ve Reşid Paşa, çiftlikleri Manolaki’den 1.500 kese bedelle satın aldı. Daha sonra da şairin vekili Roland ile bir kontrat düzenlediler. 
   Lamartine bütün sermayesini Aydın’daki bu topraklara bağladı. 1853 yılına kadar kendisine bir türlü Türkiye’ye gelmek nasip olmadı. O sırada Reşid Paşa görevinden ayrılmıştı. Çiftliğine sermaye yetiştirmek için Paris’te “Civilisateur” adında bir gazete çıkardı, fakat bundan bir şey kazanamadı..
   Çiftliği yaşatabilmek için hisse senedi çıkarmaktan başka umut kalmadığını anladı. Baş tarafı İzmir bağlarını tasvir eden nefis bir resimle süslü hisse senetleri bastırdı. Bunlara da fazla alıcı çıkmadı.. Zengin sermaye sahiplerine başvurmayı düşündü ama bu da Reşid Paşa ile yaptığı mukaveleye aykırıydı. 
Sorunu, vekili aracılığıyla, Reşid Paşa’dan sonra Sadrazam olan Mehmed Ali Paşa’ya önerdi. Çiftliği bayındır hale getirmeye gücünün olmadığını, 25 yıllık sürecin 60 yıla çıkarılmasını, kendisine verilen çiftliklerin arasındaki arazinin de satın alınıp kendisine verilmesini ve vergiden affını rica etti. 
   Bu öneriler Babıali’de endişeye neden oldu. Özellikle sermayedar bulma sorunu, Babıali’nin en çok çekindiği şey olan müdahaleye neden olabilirdi. 
   Çiftlik için aslında her yıl Maliye hazinesinden 60.000 kuruş veriliyordu. Buna yıllık 20.000 kuruş eklenerek, her yıl Lamartine’e 80.000 kuruş verilmesi ve çiftliklerin tümüyle kendisinden alınması düşünüldü. Bu düşünce, şairin vekili Roland’a anlatıldı. 
   Yeni anlaşma Lamartine’in önüne geldiği zaman, şair büyük bir yükten kurtulduğunu anladı. Aslında çok zor durumdaydı. Çiftliğin 200 dönümünü eski Halep Konsolosu M. Guys’a, 200 dönümünü de M.Fabrici’ye vermişti. Şimdi onlara bu arazilerin bedelini vermek zorundaydı. Lamartine bu ödemeyi yapabilecek durumda değildi. Babıali’den önce bu sorunun halledilmesini rica edecekti. İkinci olarak da, Türkiye toprağında kendisine padişahın bir lütfu olarak bir sığınma yeri verilmesini rica ediyordu. İzmir sahili, İstanbul civarı ya da Suriye toprakları tercihleri arasındaydı..
   Bu defa da bu önerilerle endişelenen Hariciye Nazırı Fuad Efendi, sorunu Fransa elçisine açtı. Elçi, kendisine gösterilen lütuflardan sonra Lamartine’in artık hiçbir şey istemeye hakkı olmadığını söyledi.

   Lamartine 1850 yılında İstanbul’a geldi. Sadrazam ile vükela tarafından parlak bir şekilde karşılandı, Sultan Abdülmecid tarafından  da Ihlamur Kasrı’nda kabul edildi..
   Şair Türklerden gördüğü ilgiyi unutmadı. Tarihine yazdığı önsözünü şu sözlerle bitirdi :
“Türkiye, Avrupa hürriyetlerinin öncüsüdür. Ölmüş sandığımız bir halkı, canlı bir halk olarak gördüğümüz için sevinelim..”  

Leave a reply:

Your email address will not be published.