354 ) MİLLET-İ SADIKA VE TEHCİR ÜZERİNE !…

    

   Yine geldi 24 Nisan, ama nedense neşe dolmuyor insan !.. Kendimi bildim bileli bitmeyen bir senfonidir bu : Soykırım !.. Uğrunda konuyla ilgisi olmayan yüzlerce kişinin canını verdiği, tüm Batı ülkelerindeki Ermeni lobilerinin bıkmadan uğraştığı iddia… 
   Peki neler oldu da, Osmanlılar döneminde “Millet-i Sadıka” yani “sadık millet” adı verilen Ermeniler ile bu duruma gelindi ?.. 
   Osmanlı İmparatorluğu’nda diğer azınlıkların belli bir ulusal kökenleri vardı. Geçmişte devlet olmuşlar ya da o sıralarda imparatorluk sınırları dışında bir devletleri vardı. Dolayısıyla ulusal duyguları ve kültürleri de gelişmişti. Ama Ermeni azınlıkta bu olmadığı için, Osmanlı toplumu içinde erimişlerdi. Bu nedenle çoğu kendini “Osmanlı” olarak görüyor, hatta büyük çoğunluğu, dillerini de unutmuş ve Osmanlıca-Türkçe konuşuyorlardı. Kadınları başlarını örterek sokağa çıkıyor ve bu nedenle de, Osmanlı Devleti bunları çok önemli görevlere getiriyordu..


   Aslında her şey Amerikalı Protestan misyonerlerin Anadolu’ya gelmeleriyle başlar. 1820 yılında bu misyonerler ilk olarak Ermeni toplumuna el atıyor. Ermeniler için okullar açıyorlar, kiliseler yaptırıyorlar. O sıralarda çeşitli mezheplere bölünmüş Ermenilerin bu durumundan yararlanarak onları Protestan yapmaya çalışıyorlar. 
   Neden Ermeniler ?  Çünkü Müslümanlara el atsalar, devletle ters düşerler. Musevilere veya Rumlara el atsalar, Museviler arasında mezhep farkı yok ; Rumların ise bir Yunanistan ideali var.. Misyonerler bu yüzden Ermenilere el atıyorlar ve onları eğitmeye başlıyorlar. Ayrıca bunların bir amacı da, kapitalist Amerika için yeni pazar yaratmak !.. Nitekim 1830 yılında ABD ile Osmanlı Devleti arasında bir ticaret antlaşması imzalanıyor..
   Tarihte her zaman ve her yerde işleyen süreç topraklarımızda da aynen işliyor : Önce eğitim.. İlk adım olan eğitim ile onlara benlik veriliyor.. Sonra da siyasal örgütlenme ve cemiyetler, ardından da siyasal ayaklanmalar..

   Diğer taraftan bir de Rusya faktörü var.. 1823 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kafkasya’yı ele geçiren Rusların egemenliğine birçok Ermeni giriyor. Rusya bunların ulusal benliğini geliştiriyor, daha sonra Osmanlı’ya karşı kullanmak üzere.. Çünkü Osmanlı sınırları içinde daha epeyce Ermeni var..

   Böylece ilk isyan, 1863 yılında “Zeytun”da oluyor. Bugünkü Saimbeyli ilçesinde devlete karşı ilk ayaklanmaya tanık olunuyor..
   1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Kars, Ardahan ve Batum kaybediliyor. Yörede oturan Ermeniler Kafkasya’dan gelen Ermeni subay ve askerlerini tanıyorlar. Buralardaki halka Ruslar tarafından bağımsızlık tohumları iyice yerleştiriliyor. Amaç, Osmanlı İmparatorluğu’nu içeriden çökertmek !..
   1885-1890 yılları arasında Ermeni ihtilal örgütleri kuruluyor ; Armanekyan, Hınçak ve Taşnak.. Kuruluş yerleri yurt dışında ama faaliyet alanları Osmanlı toprağı..



   Bu sıralarda Türkiye’de 1.317 Amerikalı misyoner var. Bunların 223’ü ABD’li, 1.094’ü Ermeni !.. Bu da şöyle oluyor : Eğitip misyoner yaptıkları Ermenileri ABD vatandaşlığına aldırıyorlar. Kurdukları okullar ve kiliseler, ihtilal örgütlerinin silah deposu oluyor.. 
   Harput’da, Sivas’da, İzmir’de, Kayseri Talas’da ve İstanbul’da (Robert Kolej) okullar kuruyorlar. Ayrıca, Protestan misyonerler tarafından, tam 80 tane lise düzeyinde okul, 530 tane de ilkokul kuruyorlar.. Bunlara hep Ermeni çocukları gidiyor. Bu okullarda İncil seferberliğine girişiyorlar. Bunların parasını da ABD hükumeti değil, hükumetin bilgisiyle din cemaati ödüyor.. Misyonerler ayrıca Ermenilere Amerikan yaşam biçimini de öğretmeye başlıyorlar..
   1890’lı yıllarda Ermeni ayaklanmaları giderek artıyor. Erzurum, Merzifon, Kayseri, Yozgat, Sason ve yine Zeytun ayaklanmaları.. Bu arada Sultan Abdülhamid’e yapılan bombalı suikast girişimi ve Osmanlı Bankası baskını da Ermeni hareketleri arasında sayılabilir..
   1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı ertesinde başa geçen İttihat ve Terakki ile Ermeniler arasında geçici bir barış dönemi yaşanıyor başlarda.. Sadece 1909 Adana isyanı oluyor bu arada.. İttihat ve Terakki orduya Ermenileri de almaya başlıyor .. 

   Birinci Dünya Savaşı başlayıp biz doğu ve güneydoğu Anadolu’da Rusya ile savaşmaya başlayınca, Ruslar bu cephelerde ilerlemeye başlıyor. İşte bu aşamada İngiltere o yörede bağımsız bir Hristiyan devlet olmasını istiyor. Burada kurulacak bir Ermeni tampon devleti, İngiltere için çok önemli..
   Bir yandan da Ruslar, savaşı kazandıkları taktirde Ermenilere bu yörede bir bağımsız devlet sözü veriyorlar. Ermeni çeteleri de, Türk halkına ve yörede yaşayan Kürtlere acımasızca saldırıyorlar. Taraflar resmen birbirine giriyor. Osmanlı Devleti zayıf bir durumda olduğu için, Türkler ve Kürtler kitleler halinde öldürülüyor.. 
   Osmanlı ordusu bir yandan Rusya ile savaşırken, öte yandan Ermeniler devlete resmen isyan edip, düşmanla bir olarak, devleti içinden vuruyorlar.. Erkekleri savaşta olan köyler basıyorlar.. 
   Hangi devlet kendisine isyan eden uyruklarına göz yumabilir ?..
   Önce 25 Şubat 1915’de bir başkumandanlık emri çıkıyor : Ermeniler artık orduda silahlı hizmette kullanılmayacaklar..
   18 Nisan 1915’de bir hükumet bildirisi yayımlanıyor : 16-55 yaş arasındaki Ermeni erkeklerin sınırlarımızdan içeri girmesi ve dışarı çıkması yasaklanıyor. Ayrıca, Ermeniler arasında yapılacak bütün haberleşmelerin de Türkçe yapılması zorunluluğu getiriliyor. Ermeni çocukların Osmanlı devlet okullarında okutulması hükme bağlanıyor ve çeşitli illerde çıkan Ermeni gazeteleri kapatılıyor…              
   Ve hemen sonra, meşhur 24 Nisan 1915 kararları geliyor .. İçişleri Bakanı Talat Paşa bir emir yayımlayarak ihtilalci Ermeni komite merkezlerinin kapatılmasını istiyor..
   Alınan bu önlemler ya çok geç kalındığı veya tam olarak uygulanamadığı için, Ermeni çetelerinin katliamları bir türlü durdurulamıyor.. Böylece sıra zorunlu olarak son seçeneğe geliyor : Osmanlı ordusunu arkadan vuran Ermeniler, toplu olarak göç ettirilecektir !.. 
   Yapılan hazırlıklardan sonra, 15 Mayıs 1915 tarihinde “Tehcir Yasası” yayımlanıyor..

 Morgenthau

   Bu sırada çok önemli bir olay yaşanıyor.. Dönemin İstanbul’daki Amerikan büyükelçisi, Türk düşmanı Henry Morgenthau, Talat Paşa’ya başvuruyor ve göç ettirilecek Ermenileri ABD’ye götürmeyi teklif ediyor. Talat Paşa bunu kabul ediyor ancak diyor ki, “Biz Türk hükumeti olarak seyahat masraflarını karşılayamayız..”  ABD belgelerinde de yer alan bu durumu büyükelçi hükumetine bildiriyor. Ancak Amerikan Senatosu durumu görüşüyor ve “Bu kadar insanın Amerika’ya getirilmesi büyük paradır. Ayrıca bunlar göçmendir. Her gelen göçmen, yeni sorunlar getirmektedir.. ” diyerek bu öneriyi reddediyor !..  

 

   Şimdi gelelim işin rakamsal boyutlarına… 
   1914 yılında Osmanlı sınırları içindeki toplam Ermeni nüfusu : 1.294.851 kişi..
   Zorunlu göçe ya da tehcire zorlanan Ermenilerin sayısı için kanıt bulmak gerekirse, örnek olarak şu gösterilebilir : Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra toplanan Paris Barış Konferansı’nda Ermeni heyeti başkanı olan Bogos Nubar Paşa’nın, o tarihlerde Fransa Dışişleri Bakanı’na yazdığı bir mektup… Fransız arşivlerinde bulunan bu mektupta yazılanlara göre ; tehcir ettirilen Ermeni sayısı 600-700.000 kişi civarında.. Bunu ortalama 650.000 olarak ele alalım.. 
   Yine aynı belgede bunlardan 250.000 kişinin Kafkaslar’a, 40.000 kişinin İran’a, 20.000 kişinin Musul ve Bağdat’a, 80.000 kişinin de Suriye ve Filistin’e vardığı bildirilerek, “390.000 kişi yerine ulaştı” deniliyor.. 
   Geriye kalan 260.000 kişiye ne oldu sorusunu irdelemek gerekiyor..
   Bunların bir bölümü savaşlarda öldü. Sekiz yıl içinde tam 11 savaşa katılmışlar ve bu savaşlara katıldıkları, Ermeni belgeleriyle de ortada.. 
   Bir de savaş dönemi koşulları var.. Açlık, yoksulluk, hastalıklar ve iklim koşulları.. Sırf bu yüzden bizim Anadolu’daki kaybımız iki milyonun üzerinde tahmin ediliyor.. 
   Örneğin İngilizlerin resmi istatistiklerine göre ; Birinci Dünya Savaşı sırasında, sadece hastalıktan 108.000 asker ölmüş.. Fransız resmi rakamlarına göre ise, hastalıktan ölenlerin sayısı 179.000 kişi !.. Rusların kayıpları 397.000 kişi.. Tüm bu ölen askerler, savaş dışı nedenlerle ölenler !.. 
   Bir de o günlerin Osmanlı Devleti’ni düşünün… Yokluk var, açlık var, hastalık var… Yiyecek içecek yok, doktor yok, ilaç yok hastane yok, orduda aşı yok, doğru dürüst yol yok, tarlada çalışacak erkek yok, çünkü hepsi silah altında !..
   Özetle ; devlet eliyle uygulanan bir katliam ve soykırım kesinlikle yok.. Ama tarafsız bir gözle bakarsak, o günlerin yukarıda saydığımız şartlarında böyle bir göç ettirmeye zorlamak da insanlık adına pek de kabullenilecek bir şey değil.. Aynı tarafsız gözle bakmaya devam edebilirsek ; Ermeni çetecilerin erkeksiz köylerde yaptıkları vahşet ve katliamların, düşmanla savaşan orduya arkadan yaptığı saldırıların hükumeti buna nasıl zorladığını da kabul etmemiz kolaylaşır…
( İkisi de Ermeni Tehciri konusunda dünyaca kabul edilmiş birer otorite olan Prof.Dr Türkkaya Ataöv ve Prof.Dr.Seçil Akgün’ün röportajlarından tarafımca derlenmiştir..)  


         

Leave a reply:

Your email address will not be published.