352 ) MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN GÖREVİNDEN AZLEDİLMESİ OLAYI…

  

   Mustafa Kemal Paşa’nın görevden alınması konusunda uzun süredir devam eden, ancak bir noktaya kadar oyalanabilen İngiliz baskıları karşısında Hükumet daha fazla dayanamadı. İstanbul’da bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Mustafa Kemal Paşa’nın görevden azledilmesini hükumetten son kez resmen talep etti. İngiliz Ateşemiliteri Tuğgeneral Deedes ve baştercüman Ryan, Sadrazam Damat Ferit’e vekalet eden Mustafa Sabri Efendi’ yi ziyarete gittiler ve “Hükumetin Anadolu’daki milli direnişe karşı etkili tedbirler almasını” istediler. İngilizlerin bu ısrarlı istekleri karşısında Mustafa Kemal Paşa görevden azledilmek zorunda kalındı. Konu 23 Haziran 1919 tarihindeki Kabine toplantısında görüşüldü. Toplantıda Mustafa Kemal Paşa hakkında, “Mustafa Kemal Paşa azledilerek hiçbir resmi sıfatı kalmamış olduğundan tebligat ve iş’arlarının (yazılı bildirim) resmi mahiyeti haiz olmadığının icap eden vilayetlere tebliğinin Dahiliye Nezareti’ne bildirilmesi” şeklinde bir karar alındı..
   Hükumette alınan karar üzerine Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Yunan tecavüzlerinin durdurulacağı sözüne de bir bakıma inanarak, 23 Haziran 1919 tarihli, daha sonra uzun süre tartışılacak olan o ünlü tamimini yayınladı. Ali Kemal’in davranışlarının temelinde, İngiliz Yüksek Komiserliği memurlarının parmağı vardı. Tuğgeneral Deedes ile baştercüman Andrew Ryan biran için bile olsun Ali Kemal’in yanıbaşından ayrılmıyorlar, devamlı olarak hareketlerini kontrol ediyorlar ve başında dikilip talimatlar veriyorlardı. Ali Kemal de onların görüş ve buyruklarına göre hareket ediyordu.

    Amiral Calthorpe, Ali Kemal

   Yayınlanan tamimin metnine bakıldığında Mustafa Kemal Paşa’nın azlinin İngilizler tarafından istendiğinin diplomatik bir gizliliği de yoktur. Yayınlanan tamimin metninde, Mustafa Kemal Paşa’nın, İngilizlerin baskısı sonucu görevinden alındığı açıkça yer almaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın azledildiği tamim olarak da tarihe geçen bu ünlü tamimin tam metni şu şekildedir :
“Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla beraber siyaset-i zamana o derece agah olmadığı için ( zamanın siyasetinden haberdar olmadığından), fart-ı hamiyet (aşırı faziletli) ve gayretine rağmen, memuriyet-i cedidesinde ( yeni memurluğunda) asla muvaffak olamadı. İngiliz Mümessil-i Fevkaladesinin (olağanüstü temsilci /Yüksek Komiser) talep ve ısrarıyla azledildi ve edildikten sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha ziyade meydana vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi Karasi ve Aydın havalisinde ahaliyi İslamiyeyi nahak yere kırdırmaktan ve fakat bu vesileden istifade ile halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve gayrikanuni teşkil edilen bazı heyetler için öteden beri çektiği telgrafnamelerle de hata-yı siyasisini idareten de artırdı. Müşarünileyhin (adı geçen) İstanbul’a celbi Harbiye Nezareti’ne ait bir vazifedir. Lakin Dahiliye Nezareti’nin size emr-i kat’isi artık o zatın mazul (işine son verilmiş) olduğunu bilmek, kendisiyle hiçbir muamele-yi resmiyeye girişmemek, umur-ı hükumete müteallik (hükumet işlerine ait) hiçbir matlubunu (isteğini) is’af ettirmemektir (yerine getirmemektir). Bu talimat dairesinde hareket eylemekle ne gibi mes’uliyetlerin mündefi olacağını (ortadan kalkacağını) takdir buyuracağınızdan ve mühim ve vahim dakikalarda memur, ahali, her Osmanlı’ya terettüp eden (üzerine düşen) en büyük vazife, Sulh Konferansınca mukadderatımıza dair karar verirlerken ve beş senedir yaptığımız cinnetlerin hesabını devşirdiğimizi göstermek, akılane ve müdebbirane (akıllı ve tedbirli) hareketler imtisal etmek (uymak), fırka, mezhep, ırk ihtilaflarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını siyanetle (korumakla), nazar-ı medeniyette bu memleketi bir daha lekelemek değil midir ?..”

   

   Yukarıdaki tamim daha sonraları bir kısım tarihçiler tarafından Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in ihanetine delil olarak gösterilmişse de, olayın doğrudan bu şekilde ele alınması, olayların günün gerçekleri içinde ele alınması anlayışına ters düşer.. Ayrıca tarihçilerin görevi hüküm vermek değil, ulaşabildiği ölçüde belgelere, bilgilere ulaşarak olayı ortaya koymaktır. Yargılamak tarihçinin görevi değildir. Çünkü Ali Kemal’in bu davranışlarında İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Yüksek Komiserlerinin büyük etkisinin olduğu sanılmaktadır. Hemen her şey İşgal Kuvvetleri Başkomutanı General Milne ve İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’un başının altından çıkmaktaydı. Genelkurmay Başkanı Cevad Paşa da, yukarıdaki tamimin yayınlanması konusunda İngilizlerin ağır baskısı altında kalındığını Mustafa Kemal Paşa’ya bizzat kendisi bildirmişti..
   Kaldı ki benzer baskılar yukarıdaki tek belgeyle sınırlı değildir. Her gün birkaç tane bunun gibi Kuva-yı Milliye aleyhinde tamimler sürüp gidiyordu. 
   24 Haziran 1919 günü de Posta ve Telgraf Umum Müdürü Refik Halid, bütün telgrafhanelere : “Mustafa Kemal’in azledildiğini, bu sebeple telgraflarının kabul edilmemesi” gerektiğini bildiren şifreyi çekti. 
   Mustafa Kemal Paşa, Posta ve Telgraf Genel Müdürünün yazısını “Vatanın mahvına sebep olacak nitelikte” bulduğunu ifade etti ve emre uyulmamasını istedi. Aksine hareket edecek olanların da Divan-ı Harbe verileceğini bildirdi. Nitekim Erzurum Telgraf Başmüdürü, genel müdürlüğün emrine uyarak Kuva-yı Milliye telgraflarını çekmek istemediği zaman onu tutuklattı ve derhal hapsettirdi. 
  
   

   Öyle anlaşılıyor ki, Paris Barış Konferansı’na çağrılmayı dahi bir kurtuluş ümidi sayan ve bu konferansta gerekli temasları yaptıktan sonra haklarını elde edebileceğini düşünen İstanbul Hükumeti’nin üyeleri, sükunet içinde ve kaderlerine razı bir şekilde bekletmeyi daha uygun görüyorlardı.
   İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Mustafa Kemal’in azli konusunda gelinen son noktayla ilgili hükumetine bildirmek üzere 23 Haziran’da Londra’ya gönderdiği raporunda şöyle diyordu :
“Mustafa Kemal bir ay evvel Sadrazam tarafından hüsnüniyetle göreve tayin olunmuştu. Samsun’a vardıktan sonra kendisini milli ve yabancılara düşman bir merkez yapmış ve dönme emrine şimdiye kadar itaat etmemiştir. Diğer bir tehlikeli şahıs da Rauf’dur. En mühim mesele mümkün olduğu kadar süratle akdolunacak barıştır..”
   Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da meydana gelen bu son siyasi gelişmeler üzerine ve Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in 23 Haziran tarihli tamiminin yayınlanması vesilesiyle Padişah Sultan Vahdeddin’e çektiği telgrafında, Böyle bir zihniyetin hiçbir yerde kabul ve tatbik noktası bulmadığını şükranla arz eylerim” dedi. 
   Mustafa Kemal Paşa’nın bu telgrafından, Padişah Vahdeddin’le Hükumetin aynı görüşü paylaşmadıklarını düşündüğü de anlaşılabilir. 

KAYNAKÇA :

Gotthard  Jaeschke, “Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Mondros’tan Mudanya’ya kadar”, s.45  ve s.117 ; M.Tayip Gökbilgin, “Milli Mücadele Başlarken”, s.144  ; Salahi R. Sonyel, “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I”, s.89  ; “Atatürk ile İlgili Arşiv Belgeleri 1911-1920”, s.41  ; 
BOA, DH-ŞFR, Dosya : 100, Belge : 174 ;  “Türk İstiklal Harbi” C.2, ks.I, s.118  ; Cevdet R. Yularkıran, “Reşid Paşa’nın Hatıraları”, s.24 ; Nurettin Peker, “İstiklal Savaşı’nın Vesika ve Resimleri”, s.36 ; “Harp Tarihi Vesikaları Dergisi” S.6, Belge :123 ; Kazım Karabekir, “İstiklal Harbimiz”, s.64 ; Kamil Erdeha, “Milli Mücadelede Vilayetler ve Valiler”, s.81-82 ; 
“Zabıt Cerideleri (TBMM)”, Devre : I, C.1, s.II ; “Atatürk’ün Özel Arşivinden Seçmeler, Hazırlayan : T.C.Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı”, s.57  ; Prof.Dr.Osman Özsoy, “Kurtuluş Savaşı”, s.152-155…  
   

Leave a reply:

Your email address will not be published.