345 ) HAMİDİYE ALAYLARI !..

  

   Ermeniler’in 13 Haziran 1878’deki Berlin Konferansı’na “Ermenistan Projesi”ni sunmaları ve bu projenin Avrupa devletleri tarafından olumlu karşılanmasından sonra Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde terör ve katliam hareketleri hızlanmıştı.. Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri düzenli bir ordu haline dönüşünce ; onlara karşı Kürtlerden oluşan bir ordu kurulması gündeme geldi..
  1891’den itibaren ; aşiret liderleri ve onların yakınlarının yönettiği, her biri yaklaşık 1.200 kişiden oluşan, 36 adet Kürt Alayı kuruldu. Bunların bazılarına örnek vermek gerekirse ; 
Ağrı tarafında HAYDARAN Aşireti 5 alay ; CELALLER, TAKARİNLER, SİPİKANLAR 1’er alay ; ZİLANLAR 2 alay ; Muş tarafındaki CİBRAN aşireti 4 alay, Erzurum bölgesi Kürtleri 2, ZİKRİ ve BEŞİRAN aşiretleri de 1’er alay kurmuştur…
  Yaklaşık olarak, toplamda, 43.000 kişiyi bulan alayların belli başlı görevleri şunlardı : 
1. Doğu bölgesinde devlet otoritesini sağlamak,
2. Rus saldırılarına karşı koymak,
3. Askere gitmek istemeyen Kürtlerden “milis” olarak yararlanmak,
4. Ermenilerin ayrılık isteklerine karşı Kürtleri Osmanlı yapısı içinde tutmak,
5. Sünni ve Şafi Kürtleri, Dersimli Alevi-Kürt ve Zazalara karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmak…

   Fahrettin Altay Paşa, “On Yıl Savaş ve Sonrası” adlı kitabında bu alaylar hakkında şu bilgileri verir :
“Sultan Hamid, Rus Kazak alaylarına karşı bizde de Hamidiye Süvari Alaylarını oluşturmuştur. Bunlar iki gruptu : Birincisi, Erzurum-Van arasındaki sınır boylarında aşiretlerden ; ikincisi, Mardin-Urfa arasındaki çölün kuzey kısmında bulunan aşiretlerden oluşmuştu. Alay ve bölük komutanları aşiret reislerinden binbaşı veya yarbay rütbesi ile, Alay Komutan yardımcısı yapılmışlardı. Aşiretin diğer ileri gelenleri de teğmen rütbeleri ile görevlendirilmişlerdi..
  Her alaya bir taraftan Kur’an’dan bir ayet, diğer taraftan padişah arması ile işlenmiş kırmızı atlas sancaklarla, beyaz ipek bir kumaşa yaldızla yazılı fermanlar verilmişti. Bu fermanlarda, alayların nasıl eğitim görecekleri son derece açık bir şekilde yazılmıştı. Ne yazık ki bunların hepsi yazıda kalmış, yıllardır bu alaylar ne eğitim görmüş, ne de yoklamaları yapılmıştı. Aksine kontrolsüzlük yüzünden şımarmışlardı. Bazı kasabalarda askerlik çağına gelmiş gençler de bu alaylara yazılarak gerçek bir askeri görevden kaçmaktaydılar..
  Meşrutiyet ilanında hükumet bu alayları yok etmektense, yeniden düzenlenmelerini uygun görmüştü. Bu maksatla iki komisyon oluşturulmuştu. Birinci komisyon Trabzonlu Hamdi Bey komutasında kuzeydeki grup için ; İkinci komisyon ise benim komutamda çöl alaylarının yeniden düzenlenmeleri için oluşturulmuştu..”


  
  19. yüzyılda Osmanlı, Kürt bölgelerindeki aşırı feodalleşmeyi Kürtlere bazı ayrıcalıklar vererek önlemeye çalışmıştır. İkinci Abdülhamid’in Hamidiye Alayları ve Kürt Aşiret Mektepleri, Kürtleri yeniden merkezi sistemin içine almaya yönelik başarısız girişimlerdir.. 
  İstanbul’da açılan beş yıllık Aşiret Mekteplerinde kendisine bağlı Kürt askerleri ve sivil bürokratları yetiştirmek isteyen İkinci Abdülhamid, okullara yalnızca Kürt aşiret reislerinin, ağalarının ve beylerinin çocuklarını almıştır. Ama ne yazık ki, gelecek yıllardaki Kürt isyanlarının elebaşıları çoğunlukla bu okullarda okuyan çocuklar arasından çıkmıştır..
  Bir yaman çelişki de şudur : Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı, Kürtleri Türklere karşı kullanmış ve karşılığında onları feodalleştirmiş ; İkinci Abdülhamid’den itibaren Kürtleri Ermenilere karşı kullanmak karşılığında da, Kürtleri merkeze bağlamak istemiştir !..
    

   Ailesini koruyan Akkoyunluları yok ettiği için Şah İsmail’e düşman olan İdris-i Bitlisi, Safevi tehlikesi konusunda İkinci Bayezid’i uyarmak için Saray’a kadar gittiyse de dikkate alınmamıştır. Ama daha sonra tahta geçen Yavuz Selim, Bitlisi ile ittifak yaparak Çaldıran Savaşını kazandıktan sonra yayınladığı bir fermanla, 33 Kürt beyine derebeylik hakkı vermiştir. Bu hak sayesinde Kürt aşiret reisleri, bulundukları köyün veya kasabanın sahibi olmuşlardır..
  Dicle nehri boyunca Kürtlerden adeta bir cephe oluşturan Yavuz, hizmetleri karşılığında beylere 20.000 altın, 70 kaftan ve 70 de mühür hediye etmiş..
  İdris-i Bitlisi, “Bir Şafi ne kadar günahkar olursa olsun, yedi Kızılbaş öldürürse cennete gider” diyecek kadar Alevi düşmanı olduğundan ve binlerce Alevi Türkmen öldürdüğü için, çok sayıda Alevi-Türkmen bu katliamdan kurtulmak için Sünni-Şafi Kürt kılığına girmiş, daha sonra da aralarında asimile olmuştur..
  Ziya Gökalp, “Kürt Aşiretleri Hakkında İçtimai Tetkikler” adlı incelemesinde ; Türklerin tarih içinde nasıl Kürtleştiklerini, Diyarbakır ve Silvan’daki “Karakeçililer”in Kürtleşmesi olayı üzerinden anlatır..

  
         

(SİNAN MEYDAN, “CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI”, 2. kitap)

Leave a reply:

Your email address will not be published.