344 ) AKILLARA ZİYAN BİR OSMANLI BÜYÜĞÜ !..

     

   Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir dönemine damgasını vurmuş bir kişidir Halet Efendi.. Sonradan kadı olan Kırımlı Hüseyin Efendi’nin oğludur. 
   Eski şeyhülislamlardan Şerif Efendi’nin konağında bir yandan hizmet eder, bir yandan da okuma yazma öğrenmeye gayret ederdi. O da babası gibi, geçim yolunu Şeyhülislam sayesinde ilmiye sınıfına girip kadı olmakta bulmuştu..  
   Şeyhülislam Şerif Efendi vefat edince, onun oğlunun yanında kalmaya devam ettiyse de, bir süre sonra bir başkasına mühürdar yamağı olarak kapılandı.. Pek hoş olmayan bazı sebeplerden dolayı oradan da ayrıldı.Bir Rumeli valisine yaranmaya, bu da mümkün olmayınca bir paşaya kul olmaya çabaladı… En sonunda, döndü dolaştı, Galata Mevlevihanesi Şeyhi ünlü şair Galip Dede’ye yaranmanın yolunu buldu !..

  Galata Mevlevihanesi

   Halet Efendi, hiçbir yerden ve hiçbir kimseden doğru dürüst ders görmediği halde, keskin zekası ile güzel yazıyı ve hatta şiir söylemeyi bile başarır oldu. Birkaç kapı daha değiştirdikten sonra Derya tercümanı Kalimaki Efendi’ye katip olup “Fenerli” takımı ile anlaşıp kaynaştı.. 
   Yeni ortamındaki keyif meclislerinde tanıdığı nüfuzlu kimseler sayesinde hocalık rütbesi kazandı. Çok geçmeden de Paris elçiliğine bile atandı !.. İhtilali orada yaşadıktan sonra, Paris dönüşünde Rikab-ı Hümayun Reisi (*) olmuşsa da, Fransız elçisinin şikayeti üzerine azledilip Kütahya’ya sürüldü.. 

(*) RİKAB-I HÜMAYUN : Padişahın atının yanında yürüyüp aynı zamanda yakın korunması görevini üstlenen kişiler. Aynı zamanda, elçi ziyaretlerinde, elçilerin pazularından tutarak padişahın huzuruna sokar, yer öptürürlerdi..

   Halet Efendi, neden sonra affedilip İstanbul’a geldikten birkaç ay sonra Bağdat’a gönderildi. Orada da dolaplar çevirdi, yetkilileri birbirine düşürdü ama oralardan hazineye epey bir para toplayıp yine göze girdi !.. Hatta sarayın gizli mektuplaşmalarını idareye memur olacak kadar padişaha sokulmanın yolunu bulmuş oldu.. Ama yine de, talihi ilk yıllarında iyi gitmediği için epey eziyetler ve yokluklar çekmiş olduğundan ; hangi işe girse daha güvenli ve devamlı olanını aramak kaygısından bir türlü kurtulamıyordu.. 
   Fenerliler sayesinde “parladığı” için onları tutar ve kollardı. Yeniçeri Ocağı ile geçinmeyi, onların sayesinde nüfuzlu görünmeyi iş edinmişti. Kendisinden başka kimsenin, padişahın yakını olmasını istemezdi. Tutulan ve sevilen bir adam olabilmek için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmezdi..
   Sultan Üçüncü Selim, İkinci Şehzade iken, onunla birlikte uzun uzun konuşurdu. İkinci Mahmud da şehzadeliğinde öyle yapmıştı.. Mahmud, yeniçeri sınıfı yerine talimli asker yetiştirmek istiyordu. Amcası Selim’in isteyip de yapamadığı bir şeydi bu.. 
   1812 yılında bu sırrını Halet Efendi’ye açmış, onun deneyimi ve bilgisiyle kendisine yardımcı olacağını ummuştu. Ama Halet Efendi bunu destekler gibi görünür fakat karıştırıcı ve oyalayıcı bir yol tutarak, her gün yeni bir özür ve yeni bir düzenle padişahı aldatır, avuturdu.. Bu konuda sarayda destekçiler de vardı.. Örneğin Çuhadar Ömer Ağa.. O da tamamen eskiye bağlı, kurallara tutkun bir adamdı. Ağzı laf yaptığı ve padişahı canla başla korur göründüğü için her dediğini yürütüyordu. 
   Sultan Mahmud kendisini eski bağların, törelerin baskısı altında, bunaltıcı bir kafeste gibi görür ; bundan kurtulmanın yolunu kollardı. Ne çare ki Halet Efendi her kapıyı kapar ve kendi düşüncesinde olmayan kimselerin padişahın huzurunda ağzını açmasına fırsat vermezdi. Perde arkası oyunlarının anlaşılmaması için, fırsatını bulup bunları padişaha açıklayabilecek kimseleri birer hile ile ya uzak bir yere memurluğa gönderir ya da büsbütün uzaklaşsınlar diye ahirete yollardı !..
   Halet Efendi, önemli yerlere hep güçsüz ve başarısız kimseleri tayin ettirir ; kendisinden akıllı, tedbirli ve bilgili birinin padişahın gözüne görünmesini önlerdi.. O güçsüz ve başarılı kimseler, başları daraldı mı hemen ona başvurur, hem gönlünü almak hem de dertlerini açabilmek için onu armağanlara boğarlardı.. 
   Şeyhülislam Zeynelabidin Efendi, medrese öğrencilerinin bir hareketi sonrası görevinden istifa etmek zorunda kalınca, Halet Efendi bu mevkiye kendi adamı olan Mekkizade Asım Efendi’yi çoktan hazırlamıştı. Daha gençmiş, sakalına ak bile düşmemiş ne çıkar ?!.. Halet Efendi bu töreyi de bozdu.. Mekkizade’ye, her ne yaparsa yapsın, sakalından birkaç tel ağartsın diye haber gönderdi. O da sakalını saatlerce öd ağacı tütsüsüne tutarak bir gece içinde birkaç kılını ağartıp şeyhülislamlığın yolunu tuttu !.. 
   Yeniçeri Ocağı ileri gelenleri de onun ağzı açık hayranlarıydı. Gerektiğinde, onların birtakım gösterilerle genç sultanı korkutup, onun cüretli kararlarından geri adım atmasını sağlardı !.. Bu arada nice günahsız adam, ya işlerinden olur ya da hayatlarını kaybederdi.. Onun yüzünden devlet o kadar ayrıntıya dalmış olurdu ki, asıl sorunlar bir kenara bırakılırdı.. 
   1815’de Halet Efendi’ye bir de nişancılık rütbesi verildi.. Aslında saltanat müsteşarı idi ve bütün ipler elindeydi ama adet yerini bulsun diye ona böyle bir memuriyet verildi.. 
   Aslında gaddar ve kan dökmeye meraklı biriydi. Onun döneminde hafif suçlara ağır cezalar ve idamlar verilmesi hep onun önerileriyle olmuştu. 
   Tepedelenli Ali Paşa’da isyan ettiğinde, Halet Efendi onun kellesini istedi. Canip Efendi gibi bazı ileri görüşlüler ise, “Şimdi bir Tepedelenli gailesi çıkarmanın zamanı değildir” diye karşı koysalar da o bildiğini okudu ve sonunda devletin başına bir de Yunan meselesini sardı.. 
   Sultan Mahmud da artık ondan sıkılmaya başlamıştı ve çareler arıyordu.. Halet Efendi yüzünden görevinden olan Sadrazam Salih Paşa, sürgüne giderken padişaha şöyle dedi : Bu işin kesin çaresi onun bir süre seyahat ettirilmesidir”.
Sultan Mahmud, Halet Efendi’nin bir süre Bursa’da dinlenmesi için bir irade çıkarttı. Bu iradenin yerine getirilmesi işini de yeni sadrazam Abdullah Paşa’ya verdi..
   Reisülküttab Efendi gizlice bir ferman yazıp sadrazama vermiş, sadrazamın silahtarı fermanı alıp Halet Efendi’yi Üsküdar’a geçirmişti. Fakat Halet Efendi’ nin ricası üzerine sürgün yeri Konya olarak değiştirilmişti. Bu defa devreye onun işkencelerine maruz kalanlar girdi. Özellikle Hüsnü Bey, onun yaptığı tüm kötülükleri padişaha arz ederek sultanın gazabını tahrik ettiler..Bunun üzerine idam fermanı çıktı. İcrasına ise hassa hasekilerinden Mehmed Arif Ağa memur edildi..
   Mehmed Arif Ağa, kıyafet değiştirip Halet Efendi’den önce Konya’ya vardı ve bir yere gizlendi. Halet Efendi Konya’ya geldiğinde Çelebi Efendi dairesinde dinlenirken Arif Ağa geldi, fermanı gösterdi ve kılıç kaytanıyla onu boğdu, başını keserek İstanbul’a getirdi. Baş “ibret taşı”nda teşhir edildi.. Cesedi Konya’da, kesik başı ise Galata Mevlevihanesinde gömülüdür..

   “Zalim, Allah’ın intikam kılıcıdır ; fakat sonra bu kılıçtan intikam alınır..”

    

Ahmed Cevdet Paşa Tarihi’nden derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.