343 ) MİLLİ DİRENİŞİN İLK TOHUMLARI NASIL ATILDI ?..

  

   Türk Kurtuluş Savaşı daha 1918 Kasım ayında başlamıştır demek, olayı abartmak demek değildir. Çünkü Osmanlı Devleti’nin ileri görüşlü yüksek rütbeli bazı subayları, gidişatın iyi yönde olmadığını anladıklarından Mütareke’ nin hemen ardından vatanın işgalden kurtarılması için bir önlem alma arayışı içine girdiler. Bu amaçla aralarında Kazım Karabekir, Ali Fuad (Cebesoy), Yusuf İzzet Paşa ve Cafer Tayyar Bey gibi güvenilir kişilerin de bulunduğu bazı isimleri daha ilk günlerde hemen İstanbul’a çağırdılar ve bunları önemli askeri birliklerin başına getirdiler. Amaç, yurdu savunmak idi…
  Nitekim savaşın sonucunun az çok belli olmaya başladığı son aylarda, Osmanlı Devlet Erkanı daha savaş sürerken bazı tedbirlerin alınmasını zorunlu görmüşler ve tamamen iş işten geçmeden önce, devletin son kalesi sayılan Anadolu’nun korunması için çareler düşünmeye başlamışlar ve bir kısım önlemler de almışlardı. Hatta Erzurum ve Kafkasya’daki orduların dağıtılmaması, silah ve cephanelerin teslim edilmemesi yönünde bir kısım talimatlar da verilmişti. 
  Bu amaçla Talat Paşa, İzmit’de ; Enver Paşa da Bandırma ve Balıkesir yöresinde direniş cemiyetleri kurmaya başlamışlardı. Daha savaş sona ermeden Ecevit ormanlarında, Ankara’da, Bozdağı’nda, Toros, Sille ve Mardan dağlarında ve Pozantı’daki gizli silah depolarında yığınaklar yapılmaya başlanmıştı. Diğer bazı kaynaklar daha 1918’de Erzurum, Kayseri, Kastamonu ve Salihli’de Teşkilat-ı Mahsusa’nın silah depoladığından bahsederler. Bu depolardaki silahların daha sonraki ay ve yıllarda gelişip büyüyen milli direniş hareketini teçhiz etmek için kullanıldığında kuşku yoktur..
  Hatta bu konuya Çerkez Ethem’in anılarında da değinilmektedir. Bilindiği gibi Çerkez Ethem, 1914’de Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmış bir süvari onbaşısıydı. Yine kendisi gibi bir Çerkez olan Rauf (Orbay) Bey, 1919 yılı başlarında Batı Anadolu’da direniş hareketini başlatmak için Bandırma’ya çıktığı zaman, ilk iş olarak Çerkez Ethem’le bağlantı kurmuştu. Teşkilat-ı Mahsusa’nın bu bölgedeki çalışmaları o kadar başarılı olmuştu ki, Fransızların kontrolündeki Gelibolu’da Türk cephaneliğine 26 Ocak 1920’de baskın düzenlenmiş ve 8500 tüfek, 33 makineli tüfek ve 500 binden fazla mermi ele geçirilmişti. Bütün bu malzemeler Anadolu’ya gönderildi ve milli direniş ordularının donatılmasında kullanıldı. Hatta Avrupa basınında, terhis edilen askerlerin silahlarının alınmadığı ve Türklerin geniş çeteler halinde gizlice örgütlenmekte oldukları haberleri çıkmaktaydı..

  

  Mondros Mütarekesi’ni izleyen hemen ilk günlerde Beyşehir süvari alayına tayin edilen Kurmay Binbaşı Nazım Bey, daha o tarihlerde Toroslar’daki aşiretlerle temasa geçerek hep birlikte yurdu savunma harekatına girişebileceği konusunda önemli bir adım attı. Hatta Çeçenler arasında örgüt kurarak topraklarını savunmaları için onlara silah bile dağıttı. İzmir’in işgalinin hemen ardından 23 Mayıs’da Harbiye Nezareti’ne bir yazı gönderen 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey, “durumun düzeltilmesi için Kuva-yı Milliye teşkilatı vücuda getirmenin en iyi tedbir olacağını” teklif etti. Yazıyı inceleyen Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevad Paşa bu yazının altına, “Bu teklif çok önemlidir. Gereğinin yerine getirilmesi için acele edilmesi lazımdır” şeklinde bir kayıt düştü..
   Mütareke’yi takip eden günlerde artık ordunun emir-komuta zinciri içinde bir şeyler yapması imkansız hale gelince, komutanlar halkın cemiyetler kurup örgütlenmelerini, kongreler düzenlemelerini, kısacası kendi vatanlarına sahip çıkmalarını tavsiye etmeye başladılar. 

  

  Anadolu insanını, yurdunu silahla savunma konusunda harekete geçiren en önemli faktör İzmir’in işgali oldu. Yunanlıların Anadolu topraklarına ayak basması, “Bağımsızlık için silaha sarılmak gerektiği” yolundaki düşüncenin fitilini ateşleyen en önemli faktör oldu. Bunun içindir ki,silahlı veya silahsız, varlıklı veya fakir birçok insan, bağımsızlığa kavuşmak için kendinden biraz daha iyi liyakatli olduğuna inandığı kişilerin peşine takılma konusunda hiçbir tereddüt göstermedi. Anadolu insanı topraklarını savunma konusunda öylesine hızlı hareket etti ki, örneğin Ödemiş’te milli kuvvetler 48 saat içinde toparlanıp mevzilenerek ateşe hazır duruma gelmişlerdi. Bunda Ödemiş Kaymakamı Bekir Sami Bey’in, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Tahir, askerlik şubesi başkanı, Belediye Başkanı ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte Hükumet Konağı’nda yaptığı toplantıların büyük etkisi oldu. Bu çabalar sonunda Ödemiş’in Yunanlılara karşı savunulması için gereken tedbirler kısa sürede alındı. Bu arada kaymakamın da izni ve fikri alınarak askeri silah deposu açıldı ; halka, efelere ve zeybeklere silahlar dağıtıldı..

   

  Türk insanının milis olarak milli kuvvetler oluşturmasında Anadolu’daki eşrafın ve saygın din adamlarının da büyük rolü oldu. Nitekim eli silah tutan herkes, Anadolu’nun her bir köyünde, kasabasında ve şehrinde bulunan ve halk tarafından kendilerine saygı duyulan, sevilen ve sözü dinlenen bu insanların ya bizzat emri altına girdiler, ya da onların tavsiye ettiği insanların yanına giderek onlarla birlikte hareket ettiler. Örneğin bunlardan Gökçen Hüseyin Efe, bölgede söz sahibi olan Halil Ağa’nın kendisine gönderdiği bir mektupla Kuva-yı Milliye’ye katıldı. Halil Ağa mektubunda, “Eskiden Osmanlı’ya karşı zeybeklik ediyor ve kahramanlık yaptığımı sanıyordum. Zeybeklik yapacak zaman gelmiştir ve şimdidir. Memleketimizin acı hali yüreğini sızlatmıyor mu ?.. Haydi bakalım gayri iş başına. Anlaşmak ve yapacağımız işleri kararlaştırmak için bir yer göster. Selam eder, gözlerinden öperim” şeklindeki mektubu üzerine milli kuvvetlere katılırken, Eskişehir eşrafından Osman Bey’in şehirden birkaç kilometre uzaklıktaki çiftliği de, milli kuvvetlere yeni katılmak isteyen insanlar için bir talimgah haline geldi. Bölgelerdeki milis kuvvetlerin silah ihtiyaçları askeri birliklerce tedarik ediliyor ve kendilerine yeme, içme, giyinme ve barınma konusunda yardımcı olunuyordu..
  Cezaevlerindeki tutuklu ve mahkumlar, “Bizlere ekmek ve silah verin yeter. Ölünceye kadar emrinizdeyiz” diyerek, esir topraklar üzerinde cezaevinde mahkum olmaktansa, dışarıda vuruşarak ölmeyi tercih ettiklerini gösterdiler ve onlar da mücadeleye katıldılar..
  İngiliz İstihbarat Servisi, Anadolu’da direnme örgütleri kurulmaya başlandığını sezmekte fazla gecikmedi. Ordudaki faal ve yedek subayların belli bir plan dahilinde illere dağıtıldığını anlamışlardı. İttihat ve Terakki Cemiyeti de üyelerinin çoğunu Anadolu’ya göndermişti. Hatta İzmir’in eski valisi Rahmi Bey, İzmir’e yakın Ödemiş’te hazırlıkların başlaması için 80.000 lira göndermişti. İttihatçı ajanlar, olası işgallere karşı halkı ayaklandırmak üzere Manisa ve Aydın’da çalışmalarını sürdürüyorlardı..
  İtilaf Devletleri yaralı aslanın üzerine fazla gittiklerini çok geç anladılar. Nitekim İngiltere Başbakanı Lloyd George’a bir mektup gönderen İngiltere’nin İmparatorluk Genelkurmay Başkanı General Henry Wilson, “Türkiye ile imzalanan mütarekenin uygulanmasında aşırı gidilmiş ve Türklere karşı belki daha sert ve ölçüsüz tutum izlenmiştir.” diyerek yaptıkları stratejik hatayı dile getirdi. Olayların akışını değiştiren hadise, İzmir’in işgali oldu. Bu olaydan sonra hemen hiç kimse Mütareke hükümlerine rağmen silahlarını ve cephanelerini teslim etmedi, bir tek kurşun bile vermedi… 

 

KAYNAKÇA :

Prof. Dr. Osman Özsoy, “Kurtuluş Savaşı” , s.107 ile s.110 arası ;
Selahattin Tansel, “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar”, C.1, s.68, s.272 ; 
Cemal Kutay, “Milli Mücadele’de Öncekiler ve Sonrakiler”, s.22, s.279 ;
Hüsamettin Ertürk, “İki Devrin Perde Arkası”, s.175-176 ;
Osman Özsoy, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kuvayı Milliye Hareketi” ;
Erich Jan Zürcher, “Milli Mücadelede İttihatçılar”, s.157 ;
Bilal N. Şimşir, “İngiliz Belgelerinde Atatürk”, s.366 ;
Suat Parlar, “Osmanlı’dan Günümüze Gizli Devlet”, s.107,108 ;
“Harp Tarihi Vesikaları Dergisi”, S.9, Belge : 211 ;
Fahrettin Altay, “İstiklal Harbi’nde Süvari Kolordusu”, s.182 ;
“Türk İstiklal Harbi”, C.II, ks.I, s.79, s.91 ;
BOA, DH, KMS, 60-I, 35 ;
Tuncer Baykara, “Milli Mücadele”, s.38-39 ;
Rahmi Apak, “İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu ?”, s.60 ;
Celal Bayar, “Ben de Yazdım”, C.VIII, s.2152 ; 
“Harp Tarihi Vesikaları Dergisi”, S.38, Belge : 918 ve 922 ;
Kazım Özalp, “İstiklal Savaşımızın İlk Cephesi Nasıl Kuruldu ?” ;
Salahi R. Sonyel, “Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri”… 



  

Leave a reply:

Your email address will not be published.