342 ) İNGİLİZ BAYRAĞI ALTINDA TÜRK LOBİSİ !..

  

   Güney Asya Müslümanları, Türk insanını Anadolu’da verdiği Milli Mücadelede yalnız bırakmamak için büyük gayret sarf etmişlerdir. Kaldı ki, Kuva-yı Milliye’ nin böylesine zor bir anda Hindistan Müslümanlarından beklediği de sadece manevi yardım değildi. Bunun bilincinde olan Hint Müslümanları manevi desteğin yanı sıra, başka önemli faaliyetlerde de bulundular. İngiliz ordusuyla birlikte Türklerle savaşmak için gelen Güney Asyalı Müslümanlardan bir fırsatını bulup kaçıp da, İstanbul’da Milli Mücadele yanlısı Türklerle birlikte Türk-Hint Dostluk Cemiyeti kurulduğunu İngiliz İstihbaratı tespit etmişti. Aynı cemiyetin Hindistan’da da kurulması için gayret sarf edildiğini, Veliaht Abdülmecid Efendi’nin de Cemiyete destek verdiğini ve Cemiyetin biri Trakya’da Milli Mücadeleyi yürüten Cafer Tayyar, diğeri de Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Milliyetçilere iki heyet gönderdiğini de İngilizler tespit ettiler..
   Öte yandan, İngiltere’de ikamet eden Hint asıllı Müslümanlar, “İslam Cemiyeti” aracılığıyla Paris Konferansı başlamadan biraz evvel İngiliz Başbakanı Lloyd George’a, 5 Ocak’ta bir muhtıra verdiler. Hint Müslümanları bu muhtırada, Lloyd George’un 5 Ocak 1918’de “Türk ülkeleri üzerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğinin yıkılmayacağına” dair sözünü de hatırlattılar. Bu arada İngiltere’de yaşayan Hint asıllı Müslümanlar bunun dışında İngiliz basınını da etkilemeye çalıştılar. Hint Müslümanlarının etkisiyle Times’da çıkan haber ve makaleleri İstanbul basını da yeri geldikçe kullanıyor ve makalelerden alıntılar yaparak zaman zaman yayınlıyordu..
   Hindistan’da Peşaver’den Askot’a kadar tüm İslam toplumu ayaktaydı. Hilafetin merkezi olan İstanbul’a düşman askerinin çıkması ve Halifeyi baskı altında tutması karşısında öfkelenmişlerdi. Çünkü onlar İslam’ın son bağımsız gücü olan Türkiye’ye büyük umut bağlamışlardı. Hindistan Müslümanlarının 8-29 Şubat’ta Kalküta’da yaptığı Hilafet Konferansı’nda başkanlık sandalyesine Mevlana Ebu’l Kelam Azad (aşağıda solda) oturdu. Toplantı sonunda bir kısım kararlar alındı. Bunlar arasında Padişah’a sadakat mesajları çekilmesi, daha da önemlisi, Türklerle yapılan barış anlaşmasının tatminkar olması, Anadolu’da Müslüman halkı ezen İngiliz yönetiminin bundan böyle Güney Asya Müslümanlarından sadakat beklememesi ve Hilafeti korumak için ellerinden gelen gayreti göstereceklerine dair kararlar aldılar. Hatta seslerini duyurmak için daha da ileri gittiler ve o ana kadar tüm anayasal yollara başvurduklarını, hukuk yollarını tükettiklerini göz önüne alarak, 19 Mart’da genel bir “iş bırakma” eylemi yapacaklarını ilan ettiler..

  

   Daha sonra Londra’ya giden Hilafet Heyeti, 2 Mart’da Hindistan’dan sorumlu bakanlıkta kabul edildiler. Kendilerini Bakan Montague adına Fisher karşıladı. Kabul sırasında konuşan Heyet Başkanı Muhammed Ali (yukarıda sağda) , Hindistan Müslümanları olarak barış görüşmelerinden haberdar edilmediklerini, Ermeni ve Yunan propagandasının Batı’da başını alıp gittiğini, Britanya’nın dış siyasetinde bundan böyle kendilerinin de hassasiyetle dikkate alınmasını, İslam sosyal bir din olduğu için devlet işlerine kayıtsız kalamayacaklarını ve Halife’yi savunmak için cismani bir güç bırakılması gerektiğini ifade etti ve mandaları kabullenmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Muhammed Ali ayrıca, Anadolu ve Trakya’nın İstanbul da dahil olmak üzere Türklere bırakılmasında ısrarlı olduklarını, Filistin ve Arabistan gibi kutsal mahallerin mutlaka Halife’nin egemenliğinde kalması gerektiğini söyledi. Avrupa’da Müslümanlar aleyhinde yaygınlaşan ithamlara da değinen Muhammed Ali, bunun sebebinin kıskançlık, dini ve ırki peşin hükümlülük olduğunu ifade etti. 
   Heyettekilerin konuşmasının ardından bir konuşma yapan İngiliz diplomat Fisher, Güney Asya Müslümanlarını övdükten sonra, Londra’nın tehditler karşısında siyasetinden dönmeyeceğini ve Başbakanın da işlerinin yoğunluğu sebebiyle kendilerini kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi. Bunun üzerine tekrar söze giren Muhammed Ali, kendilerine vakit ayıramayan Başbakan’ın her vesile ile Yunan Başbakanı Venizelos ile görüştüğünü ve Yunanlı, Ermeni ve Musevilerin Downing Street’e o kadar rahat girip çıkmalarına rağmen aynı hakkın Güney Asya Müslümanlarından neden esirgendiğini söylemekten çekinmedi. Heyet, Londra’dan ayrılmadan önce Başbakan’a bir muhtıra gönderdi.
   Heyetin bu sert yaklaşımından İngiliz Hükumeti haberdar olunca, Başbakan Lloyd George, Hilafet Heyeti’ni kabul edeceğini duyurdu. Lloyd George zaten kerhen gerçekleşen bu görüşmede Muhammed Ali’ye gayet soğuk bir şekilde tezini savunmasını istedi. “Biz buraya dini bir meseleyi tartışmak üzere geldik” diye söze başlayan Muhammed Ali, Hilafet’in Güney Asya Müslümanları açısından önemine değindikten sonra, “İnancın korunması için Halife’nin yeterli toprağa, maddi fonlara ve askeri güce ihtiyacı vardır” dedi. Bunun üzerine Lloyd George, “Arap ülkelerinin istiklallerine karşı çıkıp çıkmadıklarını” sordu. Başbakan’ın sözü nereye getirmek istediğini anlayan Muhammed Ali, “Türklerle Araplar arasında bir iki görüş farklılığı olduğunu, bu konuda yetki verilirse arabuluculuk yapmak istediklerini – Faysal inançlı bir Müslümandır, onu yeniden Türk egemenliğine sokmaya ikna etmek zor olmayacaktır” dedi. Ayrıca, “Manda altında da olsa Müslümanları, Hristiyanların idaresine bırakmak caiz değildir. Mekke, Medine, Kudüs ve ‘İslambol’ Müslümanlarca kutsal şehirlerdir ve Halife’ nin yönetiminde kalmalıdırlar. Türkleri İstanbul’dan çıkarmak ; İslam dünyasına karşı açılacak bir Haçlı Seferidir. Ayrıca Halife, İstanbul’da bir rehine gibi tutulamaz. O bir ‘Papa’ değildir..” dedi.
   Lloyd George bunun üzerine konuyu değiştirdi ve Türkleri, Ermenilere mezalim yapmakla suçladı. Muhammed Ali, Times gazetesinin tabirini kullanarak Ermenilerin hiç de öyle uysal kuzular olmadığını hatırlattı ve bu konuyu incelemek üzere kendisinin de içinde bulunmak istediği bir araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Lloyd George’un Türkiye’ye karşı davranışlarında yine bir yumuşama olmadığı gibi, “Türkler kendilerini idareden acizdirler. Anadolu bugün viraneye dönmüştür. Artık onu yalnız bırakamayız, bu bir din meselesi değil,insanlık davasıdır” dedi. Muhammed Ali, Başbakan’ın söylediği sözleri tek tek cevaplandırmak istediyse de Lloyd George buna fırsat vermedi ve bunun sabaha kadar sürebileceğini söyledi ve toplantının bittiğini ikaz etti. Bunun üzerine Muhammed Ali son söz olarak şunu söyledi : “Britanya Krallığı’ na sadakatimiz ile dini vecibelerimiz arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsak, bizim için İslam öncelikli gelecektir..” dedi. 
   24 Nisan’da Paris’e geçen Hilafet Heyeti burada Fransız Başbakanı Millerand tarafından da kabul edilirken, 23 Temmuz’da Roma’da İtalyan Başbakanı Gioletti ile görüşme fırsatı buldu..

KAYNAKÇA :

Mim Kemal Öke, “Hilafet Hareketleri” s.47-48, 53-56 
Times, 7 Ocak 1918
İkdam, 20 ve 21 Ocak 1921
Salahi R.Sonyel, “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika” C.1, s.183-184
 Prof.Dr.Osman Özsoy, “Kurtuluş Savaşı”, s.100-102
 
    

Leave a reply:

Your email address will not be published.