333 ) YENİÇERİ OCAĞI VE BEKTAŞİLİK

   Bektaşi tarikatının en çok zarar verdiği kurum Osmanlı ordusu,bilhassa Yeniçeri Ocağı olmuştur. Bektaşiler,Yeniçeri Ocağı’nı Hacı Bektaşi Veli’nin kurduğunu ileri sürerler. Tarihçilerin ortak görüşü ise bunun bir yalan olduğudur..

  Ünlü tarihçi Ord.Prof.Mehmet Fuat Köprülü, “Bektaşiliğin Menşeleri” adlı kitabında,  bunun başlı başına bir Bektaşi uydurması olduğunu söylüyor
Hacı Bektaş’ın Osman Gazi ile karşılaştığı hakkında Bektaşi söylencelerinde var olan rivayetlerin aslı olmadığı gibi, yeniçeriliğin ilk doğuşunda Hacı Bektaş’ın hayır dua ettiği rivayeti asla kabul edilemez (…) Hacı Bektaş’ın ölümü bundan çok öncedir..   
  Bektaşilik araştırmacıları, İsmet Zeki Eyüboğlu ve Adil Gülvahapoğlu da aynı fikirdedirler..
  Aşıkpaşaoğlu Ahmed Aşıki’nin “Tevarih-i Al-i Osman”da yazdığı da aynı doğrultudadır..
  
  Ahmet Akgündüz- Said Öztürk’ün “Bilinmeyen Osmanlı” kitabından bir bölüm :  “Kanunnamedeki hükümlerden anladığımıza göre, Hristiyan gençlerin dinç olanlarından yeni ve maaşlı bir ordu oluşturma fikri, Bolayır Fatihi Süleyman Paşa’nın fermanıyla başlamış ve Bilecik Kadısı olan Kara Halil’e danışması sonucu buna karar verilmiştir. Daha sonra Kara Halil’in (Çandarlı Halil Hayreddin Paşa) ilgili devlet erkanı ile görüşüp yeniçeri örgütünü düzene soktuğu bilinmektedir. Bu erkan arasında Hacı Bektaş adında bir devlet adamı da vardır. Bunun, isim benzerliği dışında Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi yoktur. Yeniçerilerin elbisesi ise, o zamanlar keşif ve kerametleri bilinen Hacı Bektaşi Veli evladından Timurtaş Dede ve Mevlana evladından Emir Şah Efendi’ye danışılarak dualarla giydirilmiştir. Mevlana’nın torunlarından olan zat, Mevlana elbisesini giydirmeyince, kepenek denilen Hacı Bektaşi Veli elbisesi giydirildi. O halde yeniçerilerin giydiği kisveyi Hacı Bektaşi Veli giymiş olabilir ; ancak, Hacı Bektaşi Veli, yeniçeri kurulmadan önce vefat ettiğinden, o giydirmemiştir. Bu muvazzaf yeni ordu, kul olduğundan dolayı yeniçeri adı verilmiştir ; yoksa Hacı Bektaşi Veli’nin isimlendirmesi değildir..
  Hacı Bektaşi Veli, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda emeği geçen maneviyat erlerinden ve Horasan erenlerinden biridir. Kisve olarak onun elbisesi tercih edilmiş olabilir. Bu tercihte onun evladından birinin duası bulununca ve yeniçeriler de ocaklarını onun manevi himayesinde görünce, yeniçerilere Taife-i Bektaşiyan denmiştir. Sonradan bu Horasan erenlerinden olması halini kötüye kullananlar ve olayı, saptırılan Bektaşilik mecrasına çevirmek isteyenler elbette olmuştur. Zaman zaman, aldatılan yeniçeri bölükleri de ortaya çıkmıştır. Celali İsyanlarında bu anlayışın büyük etkisi vardır. Hatta sonradan yeniçerilerin ahlaken bozulmalarında da bu anlayışın etkisi vardır.. Gerçek manada Hacı Bektaş’ın eserleri ve asıl tuttuğu yol ise, İslam’dan başka bir şey değildir..”

   1472’de on-on iki bin civarında olan yeniçeri sayısı 1715 yılına gelindiğinde yüz bini aşmıştı. Necdet Sevinç, “Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü” adlı kitabında şu yorumu yapar :
“Devşirme Kanunu hiçbir inancı bulunmayan, tam anlamıyla kozmopolit, vahşi, ahlaksız, çapulcu, bencil, kişisel hırs ve çıkarları için her türlü alçaklığa kalkışmaktan çekinmeyen bir sürünün oluşmasına neden olmuştu. Bu sürü bir süre sonra Yahudi dönmeleriyle bütünleşecek ve diğer azınlıklarla işbirliği yapacaktır..”
  Burada bahsedilenler, yeniçerilerin son yüz yılındakilerdir..

  2 Eylül 1663 tarihli yangında İstanbul’un beşte biri yanmıştır. Bu yangın yalnızca vatandaşların değil bir çok vezirler, ulema ve zengin ailelerin evleri ile konaklarını yakarak ortadan kaldırmıştır. Bu yangına dayanarak kahvehaneler kapatılmış, tütün yasağı getirilmiştir. Çünkü yeniçeriler kahvehanelerde bu tür planlar yapmaktadırlar..( Mustafa Naima, “Naima Tarihi” C.1)

  Cevdet Paşa, “Ahmed Cevdet Paşa Tarihi” c.1′de ; tulumbacı yeniçerilerin yangınlar sırasında pazarlık yaptıklarını ve kimden daha çok para alırlarsa o yangını söndürdüklerini yazar..

  Mithat Sertoğlu, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Azınlık Meselesi” adlı yazısında ; Yahudi sarrafların, zamanla Yeniçeri Ocağı’na nüfuz edip cemaatlerini ocağın korumasına almayı başardıklarını belirtir..

  Esad Efendi, “Üss-ü Zafer” adlı eserinde Bektaşilerin Yeniçeri Ocağı’nı bozmasını bütün çarpıcılığıyla gözler önüne serer :
“Bektaşiler saf ve bilinçsiz halkı yavaş yavaş İslam’dan uzaklaştırarak ; Rumeli, Arnavutluk gibi İslam ülkelerinde ; Sultan Baba, Abdal adları altında Kadiri, Nakşibendi gibi tarikatların türbelerinin ve tekkelerinin aslında Bektaşilere ait olduğu iddiasıyla yavaş yavaş ellerine geçirmişlerdir.. 
 Bektaşi cemaati yeniçerilere dayanarak, vaktiyle dindar kişilerin öteki tarikatlara adadığı tekke ve zaviye adlarını Bektaşi adlarına çevirerek buraları ele geçirmişler ; vakıf gelirlerine el koymuşlar, yeniden daha birçok Bektaşi vakıf ve tekkeleri açmışlardır. Bunlar, ‘Osmanoğulları askeri bizimle aynı pir’e inanır’ iddiasıyla yeniçerileri elde etmişlerdir..”

    

   Bektaşiler yeniçerilerle birleşerek hem devlete, hem de dine karşı ihanet etmektedirler. Dine karşı ihanetleri ; halk arasında dinsizliği yaymak, tekke ve zaviyelerde ayinler yaparak içki içmek, namaz kılmamak, ramazanda oruç tutmamak ve sünnet ehlinin inançlarıyla açıkça alay etmektir. 
  Devlete karşı ihanetleri ise, casusluk ve savaşta bozgunculuk yapmaktır. Savaş zamanı içlerindeki Bektaşi babaları şöyle demektedirler : 
“Behey ahmaklar ! Boş yere canınızı neden telef edersiniz ? Size gaza ve şehitlik diye yutturulan sözlerin aslı yoktur. Osmanlı padişahı kendi sarayında sefasına bakıyor. Efrenç Kralı kendi cümbüşünde. Sizin burada dağ başlarında, metrislerde canınızı telef etmenin ne anlamı var ?” ( Esad Efendi, a.g.e.)

  Anadolu’da meydana gelen birçok isyanın altında Bektaşi parmağı olduğu görülür. Bunların en meşhuru da yıllarca süren Celali isyanlarıdır..
  Şeyh Bedreddin İsyanı da Hurufi-Bektaşi fikirlerinden kaynaklanmaktadır. Bunu anlamak için biraz daha gerilere gitmek gerekir..
  Anadolu’nun özellikle batı bölümünde yaşayan Yahudiler, Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra, zor duruma düşmüşlerdir. Hazreti İsa’yı öldürmekle suçlanan Yahudilere bu dönemde Hristiyanlar çok büyük zulüm yapmışlardır. Bu zulümden kurtulmak isteyen çok sayıda Yahudi, iki sapkın Hristiyan mezhebine girmiştir : BOGOMİL ve KATHARİZM…Türklerin Anadolu’yu almasıyla, bu mezheplerde asıl kimliklerini gizleyen Yahudilerin bir bölümünün Müslümanlık kılığı altına girdikleri görülüyor. 
  Şeyh Bedreddin İsyanının zeminini işte bu topluluklar oluşturmuştur. Bedreddin, çevredeki Hristiyan ve Müslüman görünümlü Yahudileri adeta bir mıknatıs gibi kendine çekmiştir. Bununla da yetinmeyerek Batıni öğretisini kısa sürede, cahil halk kitlelerine yaymış, bu arada müritleri de çoğalmıştır..
   Araya ilginç bir not sıkıştıralım : Şeyh Bedreddin’in babasının adı İsrail’dir !. 
(M.Şerefeddin Yaltkaya, “İslam Ansiklopedisi” C.2,s.444) (Abdülbaki Gölpınarlı-İsmet Sungurbey,”Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin”)

  İngiliz araştırmacı Frederic Wilhelm Hasluck ;”Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” adlı kitabında ; Osmanlı Devleti’ni yıllarca uğraştıran Pazvantoğlu, Tepedelenli ve Rum isyanlarının arkasında da Bektaşilerin olduğunu belgelemiştir…   

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.