331 ) MENDERES VE BASIN !..

   Gazeteci Cüneyt Arcayürek, bir gün öğleden sonra Başbakanlığa gider. Özel Kalem Müdürü, partide sekreterlik görevini başarıyla yürütmüş olan, Basri Aktaş’tır. “Ağabey” der, “Sabahattin Sönmez rahatsız, iş bana kaldı. Bu ise, Vatan gibi gazeteye ‘atlatma haber’ verecek insan yok demektir. Yaşım da, deneyimim de yeterli değil. Şimdi ne yapacağım ben ?..”
   Yardım istemektedir Arcayürek. Basri Aktaş, “dur biraz” der, masasının hemen yanındaki kapıyı açar, girer ve bir süre sonra gelir : “Başbakan, yarın saat 17’de seni bekliyor” der. 
   Cüneyt Arcayürek şaşırır. Menderes onu bekleyecek, kabul edecek.. Olur şey değildir ama…Basri Aktaş devam eder : “Seni bekliyor ve her gün aynı saatte de seni görecek..” Bir yandan da gülümsemektedir. “Haber istemiyor muydun ? İşte, Başbakanımız her gün sana dilediğin haberi verecek..”
   Menderes’in çoğu kez çevresinde gördüğü, kimi toplantılarındaki konuşmalarını not alırken gördüğü Arcayürek için “sevgi” duyduğu genç gazetecinin kulağına gitmiştir ; “O küçük, ufak tefek mavi gözlü genç, toplantıdaki konuşmamı ne güzel yazmış..” dediği de..
   Ertesi gün, Menderes onu makamında kabul eder. Bir başbakanın makam odasına ilk girişidir bu.. Gazeteciyi oturtur ve “Ne istiyorsun ?” diye sorunca, Arcayürek de, “Haber, efendim” diye yanıtlar !..
   Menderes şöyle bir bakar, gülümser, gülümsemesi o kurnazlığa varan biçimiyle yüzüne yayılır ve, Peki öyleyse, yaz bakalım” diyerek ekler : “Bugün Genel Kurmay Başkanını, Kuvvet Komutanlarını değiştirdim, yerlerine de şunları atadım..”
   Haberin büyüklüğünü kavrayan Arcayürek, hemen heyecanla not almaya başlar. Not almasını bekleyen Menderes yüzüne “yeter mi” gibilerinden bakar. Hemen kağıtlarını toplayıp kalkarken de, “Yarın aynı saatte yine gel” der.
   Arcayürek fırlar yerinden ve soluğu gazetesinde alır. Bir gün sonra Vatan’da haber, sekiz sütun manşettir. “Büyük” gazeteler atlatılmıştır..

  

   Genç gazeteci sonraları, Menderes’in bu değişikliği neden yaptığını öğrenecektir. Ancak, öğrendikleri belki de kesinkes bilgiler değildir..Başbakan yardımcısı Samet Ağaoğlu’na bir albay gelmiş, ordudan bazı generallerin DP iktidarına karşı bir darbe düzenlendiklerini söylemiştir. Bu ihbar üzerine, yeni iktidar sivil kadrolarda olduğu gibi, askeri kadrolarda da büyük ölçüde değişiklik yapmayı kararlaştırmıştır. Bir söylentiye göre, bu generaller İnönü’ye de gitmişler, DP iktidarının ülkeyi açmaza götüreceğini, bu nedenle bir “müdahale” yaparak yeniden İnönü’yü iktidara getirmek istediklerini bildirmişlerdir. İnönü ise bu girişime asla yanlı olmamış, generalleri terslemiştir. 
   İnönü’nün 1950’lerin başlarında, iktidarı bir askeri müdahale ile almaya hiç niyeti yoktur. Demokrasiyi doğal akışına bırakmayı, halkı çift partili yaşamın çalkantıları içinde kazanmayı bir “ideal” olarak benimsemiştir..
   Birkaç gün sonra Vatan’dan bir maaş ikramiye alır Arcayürek.. Bu arada Menderes onu kabul edip kimi önemli haberleri vermeyi sürdürür. Fakat bu yakın ilişki, Sabahattin Sönmez’in iyileşip görevine dönmesiyle kesilir. “Vatan” dan koparak, yeniden Kemal Zeki Gençosman’ın kurduğu “Anka” ajansına girerken, Menderes’in Özel Kalem Müdürü Basri Aktaş çağırır onu.. “Beyefendi, senin muhalefet organlarından birine gireceğini duydu. Çocuğu bulun, maddi bir sıkıntısı varsa giderin. Zafer Gazetesine alsınlar, Sümerbank’ta da bir basın görevi versinler diye emretti. Muhalefet organlarına gitmeni istemiyor..” dedi. 
   Arcayürek, yaklaşımı beğenmemiştir. Basri Aktaş’a Başbakan’ın ilgisine teşekkür ettiğini, ancak “Anka” ile anlaştığını söyler. Basri Aktaş, çok üzülür..
   
   Bir gün, eski Meclis binasının koridorunda birden karşısına Menderes çıkar. O alaylı, ancak sevecen gülüşüyle “Gene muhalefete dönmüşsünüz” der. Birden karşılaşmanın verdiği şaşkınlıkla, “Ne yapalım efendim, ekmek parası !” deyince de, şöyle bir yüzüne bakar, biraz da hayretle : “Ekmek paranızı vermeyecek miydik ?” der ve uzaklaşır.. 
   Böylece, Menderes’le bir daha yüz yüze gelmez, yakınında olmaz. Ancak, kimi gezilerinde muhalefet organı “Ulus”un muhabiri olarak Menderes’i izler. Bir muhalefet gazetecisi olarak !…

  

   “Ulus”, Başbakan Menderes’i adım adım izlemek kararını almıştır. Karar,Nihat Erim’indir. 
   Başbakan, bir barajın temelini mi atmaya gidecek, Ulus muhabiri de Ankara’ dan oraya gönderilmektedir. DP önderi, bir başka il’e gidip nutuk mu atacak, Ulus muhabiri bir gün önce Menderes’in gideceği kente varıyor, bir ön haber veriyor, sonra Menderes’e ve DP’ye alabildiğine saldırmaktadır..

   Adana’dadırlar. Seyhan barajının temel atma töreni vardır.. Menderes C-47 tipinde çift motorlu bir uçakla Adana’ya gelmiş, havaalanından kentin merkezine doğru büyük bir coşkuyla karşılanmıştır..
   Cadillacların ardı ardına kuyruğa girdiği, Menderes’in beyaz renkli üstü açık spor bir Cadillac ile güçlükle kente gelebildiği bir ortamda, gazeteciler arasında bir “muhalefet adası”nda tek başına C.Arcayürek bulunmaktadır !..
   Menderes, belediye binasının balkonuna yerleştirilen mikrofonun önünde durur. Gazeteciler de, onun sağında solunda not tutmak üzere yer almışlardır.   Arcayürek bir ara bakar, Menderes hafif sola dönmüş, sağ eliyle durmaksızın kendisini göstermekte, “bunlar, işte bunlar..” diye başlayan cümleler sıralamaktadır. Aşağıya, topluluğa bir göz atar. Ön sıralarda, ikinci üçüncü sıralarda duran, Menderes’i bir “mabut” gibi alkışlayan insanların karanlık bakışları keskin bir bıçağın ucu gibi yüreğine batmaya başlar.. Huzuru kaçar, not defterini cebine koyar ve içeri kaçar. 
   PTT’ye koşar ve Ulus’a haberi yazdırır : “Başbakan Menderes, bugün Adana’da gene ağzına geleni söyleyerek İnönü ile CHP’ye ağır saldırılarda bulundu.”
   Gece, Adana Tüccar Kulübünde yemeğe çağrılıdır gazeteciler. Arcayürek sabahki görüntüden sonra gitmeye hiç niyetli değildir. Fakat diğer arkadaşları ısrar ederler, Basri Aktaş da ayıp olacağını söyler ve sonunda giderler..
   Basına verilen önemi, DP Adana örgütü olanca görkemiyle kanıtlamıştır : Gazetecilere salonun tuvalete açılan kapısı önünde bir masa hazırlanmıştır !..
Arcayürek, sinirlenen gazetecileri teselli eder. Halk içinden doğan bir partinin halka yakın gazetecilere ayakyolunda saygınlık göstermesini yadırgamamaları gerektiğini söyler.. Onlar da bir çeşit “ayaktakımı” değil midirler ? !..
   O sırada Menderes güleç yüzüyle kapıdan içeri girer. Alkışları karşılarken gözleri gazetecilere takılır. Yanındakilere bir şeyler söyler ve gidip yerine oturur. Birden ayaklarının yerden kesildiğini sanırlar !. Bir grup partili gelmiş, iskemleleri ve gazetecileri alıp hızla Menderes’in yakınındaki bir başka masaya oturtmuşlardır !. Menderes de gülerek bu manzarayı seyretmektedir.. 
   Rakılar gelir, yemek başlar. Menderes çevresiyle konuşmakta, arada sırada gazetecilerin masasına da bir göz atmaktadır. Arcayürek, onun hep kendisine baktığını ve bakışlarıyla da onu iğnelediğini sanmaktadır.
   Gazetecilerin içlerinden bazıları “yağ çekme sanatı”nın demokratik ilk örneklerini Menderes’e sunmaktadırlar. Kahkahaların yükseldiği bir ortamda, “Genç ama, aleyhimize yazıyor işte” gibilerinden bir söz çalınır Arcayürek’in kulağına. Görmezliğe, anlamazlığa gelir..
   Yemek sonrası Basri Aktaş ile karşılaşır. “Ağabey, Başbakan yarın uçakla dönüyormuş, gazetecileri de alıyormuş yanına, acaba bende gelebilir miyim ?” diye sorar. İyi yürekli Özel Kalem Müdürü de kabul eder. 
    Bu, sevinilmeyecek bir durum değildir. Çünkü karayoluyla Ankara bir gün, trenle iki gündür o yıllarda. Uçakla ise iki üç saat civarında.. 
   Gazeteciler toplu olarak alana gelirler, Başbakan da arkalarından.. Önce Menderes biner uçağa, sonra da gazetecileri buyur ederler. Arcayürek de bir hamle yapar ama daha önce hiç görmediği birisi yanına gelir, “siz binmeyeceksiniz !” der..  Basri Aktaş’ın adını verir ama nafile !.. 
   Uçak gözünün önünde kuş gibi uçar gider.. 
   Sonradan arkadaşlarından öğrenir : Menderes, uçakta muhalefetten kimsenin olmamasını buyurmuştur.. 
   Ankara’ya ancak iki gün sonra dönebilir !..


 

Leave a reply:

Your email address will not be published.