322 ) “BÜYÜK LOCA”DAN İKİNCİ MEŞRUTİYET SAHNESİNE BİR BAKIŞ !..

   

   İttihat ve Terakki’nin yurt içinde iki esaslı merkezi vardı ; birincisi Yahudiler, Yahudi dönmeleri ve Bektaşi masonların çoğunluğu oluşturduğu Selanik Ocağı ; ikincisi, Melamilerin çoğunluk teşkil ettiği Manastır Ocağı.. Manastır Ocağı İngiliz, Selanik Ocağı ise Alman etkisi altına girmişti.. Bölgede Melamilik akımını güçlendiren Muhammed Nur-ül Arabi, gördüğü bir rüya ( ! ) üzerine Mısır’ı bırakıp Manastır’a yerleşmişti. Mısır o günlerde İngiliz yönetimindeydi ve İngiliz mason locaları Mısır’a yayılmıştı..
   İttihat ve Terakki’nin fikir gücünü Selanik, vurucu gücünü ise Manastır oluşturuyordu. Manastır’da, İstanbul Melami Tekkesi şeyhinin oğlu Miralay Sadık Bey lider durumdaydı ve 3. Ordu’daki Melami subaylar hep onun çevresinde yer almıştı..
   Buna karşılık Selanik’de daha çok Batı’nın sosyalist ve masonik görüşleri geçerliydi. Fakat bunların vurucu güçleri Manastır’a göre çok zayıftı. Çünkü ordudaki subayların çoğu Melami’ydi. Ayrıca eşkıya takibinde bulunan devletin silahlı güçleri mensupları da Arnavut asıllı Melamiler’di. ( Abidin Nesimi, “Yılların İçinden”, s.32 )
   Enver Bey cemiyetin Manastır merkezinde çalışıyor ve Selanik’te de genel merkez idare kurulu üyesi olarak bulunuyordu. Bu şekilde her iki merkezin ilişkilerini de kuruyordu. Manastır çok hareketliydi. Enver Bey olmasa Manastır grubu Selanik grubundan daha baskın çıkabilirdi.
   1908’de Meşrutiyet ilan edilince, iktidarın ilk bakışta vurucu gücü oluşturan Manastır Ocağı’na geçeceği sanıldı. Oysa 1908’de iktidar Selanik Ocağı’nın eline geçmiştir. Siyasi iktidarın Selanik Ocağı’nın eline geçmesi, baskı gruplarının, özellikle devlet emniyet teşkilatının 1908’de Selanik Ocağı’nın eline geçmiş olmasındandır. Manastır Ocağı bunların önemini kavrayamadığı için, bu örgütleri elinden kaçırmıştır. Selanik Ocağı, devlet emniyet teşkilatı sayesinde, silahlı güçlere hakim olmuştur. Bu suretle Manastır Ocağı, iktidarı Selanik Ocağı’nın eline kaptırmıştır.
   Ahmet Cemal Paşa’nın İttihat ve Terakki’de üçüncü adam olma nedeni budur…
   Ahmet Cemal Bey, 15 Mart 1898’de Selanik Redif Fırkası kurmay başkanlığını yerine getirmek üzere Selanik’teki 3. Ordu emrine verilmişti. İttihat ve Terakki’ye katılan Ahmet Cemal Bey’in görevi, ordudaki subayları cemiyete kazandırmaktı. 19 Nisan 1905’de kurmay binbaşılığa yükseldi ve asli görevini daha iyi yerine getirebilmek için daha seyyar bir göreve geçmek istedi. 16 Eylül 1906’da “Şark Demiryolları Selanik Hattı Müfettişliği”ne ve buna ek olarak “Askeri yollar inşasının çabuklaştırılmasına” memur edildi. Cemal Bey’in dilediği olmuştu. Artık istediği gibi bölgesini dolaşabiliyor, her yerde askeri birlikler arasında örgüt kuruyordu. Onun sayesinde 3.Ordu’nun subay kadrosunun tamamına yakını cemiyete dahil oldu.
   Kısacası Cemal Paşa cemiyetin Rumeli’de örgütlenmesinde etkin rol oynadı ; cemiyetin bölük adı verilen yerel birimlerini oluşturdu..

   

   Bu arada Manastır Ocağı yanlısı Melamiler, Abdülhamid dönemi yöneticilerini faili meçhul cinayetler yoluyla tasfiye etmişlerdi. İktidardaki Selanik Ocağı da bunlara göz yumdu ve bu suretle Manastır Ocağı’na tavizler verdi. Böylece Serez’de başlayan hareket ; Manastır ve Selanik üzerinden, sonunda İstanbul’a ulaşmış oldu..
   1908 seçimleri sonunda Sultanahmet’te, parlamento binasına çevrilen adliye binasına ; 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Musevi, 4 Bulgar, 3 Sırp ve 1 Ulah (Romen) gelmişti..
   Emanuel Karaso, Nesim Ruso, Nesim Mazliyah ; Meclis-i Mebusan’a seçilmiş Siyonist İttihatçılardandı. (Mim Kemal Öke, “Siyonizm ve Filistin Sorunu”, s.104-105)
   Yeni Osmanlı mebuslarından olan dört Musevi’den üçü ( Karaso, Feraci ve Mazliyah ) A.I.U. ( Alliance Israelite Universelle) okullarından mezun olmuş insanlardı. Buna ek olarak, bazı Türk devlet görevlileri de bu okullarda öğrenim görmüşlerdi ; şair ve filozof Rıza Tevfik Bey gibi.. ( Aron Rodrigue, “Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması”, s.189 )
   Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte masonluk da önem kazanmıştı. Artık soruşturulmayan mason locaları sürekli üye kaydediyordu. Özellikle Alman muhalifi olan İngiliz ve Fransız mason localarının çok üye kaydetmeleri cemiyet yönetimini telaşa düşürmüştü. Meşrutiyet’in ilanından sonra yapılan gösteriler sırasında çeşitli  cemaatler arasında mason locaları heyetleri de yürüyüşlere katıldılar. Bütün localara bağlı masonlar yan yana bayrakları ile sokaklarda yürümüşler ve herkesçe vatanın kurtarıcıları olarak alkışlanmışlardı..
   Masonluğun gücünü tamamen kendi elinde toplamak isteyen Alman yanlısı Selanik Ocağı bu amaçla Türkiye Büyük Locası‘nı açmaya karar verdi. Talat Paşa liderliğinde, Selimiye Süvari Fırkası Komutanı Prens Aziz Hasan paşa, Maliye Bakanı (Yahudi dönmesi) Cavit Bey, Midhat Şükrü (Bleda), Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Fuat Hulusi (Demirelli), Faik Süleyman Paşa, Jandarma Komutanı Galip Bey, Hüseyin Cahit (Yalçın)’la birlikte Türkiye Büyük Doğu Mason Locası‘nı kurdular. Talat Paşa bu locanın ilk Büyük Üstad’ı ( Maşrık-ı Azam ) oldu..
   3 Mart 1909’da İstanbul Tokatlıyan Otel’deki Mason Yüksek Şurası’na 33. dereceye ulaşmış on iki mason katıldı. Bu on iki kişi kıdem sırasına göre 1’den 12’ye kadar sıralanıyordu. 1 numaradaki kişinin adı Mehmet Talat Sai idi ; namı diğer Talat Paşa…

      

   Talat Paşa, 7 Eylül 1909 tarihinde gerçekleşen ant içme töreninde şöyle diyordu : “Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin düzenlerine ve ana kanunlarına uyacağıma ve uyulmasını sağlayacağıma, Büyük Üstad’ın Türkiye’de tek düzenli kuvvet olan Yüksek Şura’nın korumasında oluştuğuna, Yüksek Şuramızla İskoç İttihadına dahil yüksek şuralar tarafından tanınmış mason örgütünden başka kuvvetlerle ilişkide bulunmayacağıma, bu yeminin sadece beni değil, daha sonra yasal bir şekilde yerime gelecekleri de aynı taahhüt altında bulunduracağına, yemin ederim…” ( İlhami Soysal, “Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar”, s. 244,257 )
   Gerçekte Intelligence Service mensubu olan, görünüşte ise büyükelçilik baş tercümanı olarak görev yapan Gerald Fitzmaurice, İttihatçıların, masonlar ve Siyonistlerle tam bir işbirliği içerisinde olduğunu belirtmektedir. Fitzmaurice tarafından hazırlanan bir istihbarat raporuna göre, İkinci Meşrutiyet hareketi Siyonistlerin hazırladığı “dünya imparatorluğu” projesinin ilk adımıydı. “İkinci Meşrutiyet’i gerçekleştirmek için bilhassa Selanik’te yaşayan 80 bin İspanyol Musevi’si ve 20 bin dönme ile mason locaları işbirliği yapmıştır. Toy subayların perde arkasında masonlar, dönmeler, kozmopolitler yani tek kelimeyle Yahudi dehası vardı (…)  Türkiye’nin görünmeyen hükumetinin Talat Bey’in yönetimindeki Büyük Doğu locası olduğu anlaşılmaktadır (…) Genç Türk Hareketi’ni şu anki durumuyla incelersek ; içinde Araplar, Rumlar, Bulgarlar ve Ermeniler gibi Osmanlı azınlıklarından çok Türk ve Yahudi olduğunu görürüz… Yahudilerin ekonomi kafasına sahip olmayan Türkleri tuzaklarına düşürüp şaşırttıktan sonra.. Filistin ya da Babilonya’da bir özerk Yahudi devleti kurulması amacıyla, İsrail’in kutsal saydığı toprakların sahibi olan Türkler üzerinde nüfuz sahibi olmak istemeleri doğaldır. Türklere, Yahudilerin bu ülkeye şartsız göçünü kabul ettirebilirlerse, bir taşla iki kuş vurmuş olacaklardır. İsrail’in yıllardır hayalini kurduğu, Rusya ve Romanya’da esaretteki milyonlarca dindaşını Türkiye’ye getirmek, oradan da Mezopotamya’ya aktarmaktı (…) Selanik komitesinin en nüfuzlu üyelerinden biri olan ve Yahudi asıllı olduğu söylenen Dr. Nazım Bey, sadık adamı olan Selanikli dönme Faik Bey ( Toledo ) ile birlikte ICA’nın ( Yahudi Kolonizasyon Cemiyeti) Paris şubesini ziyaretle, açıkça Romanya’dan 200 bin Yahudi’yi Makedonya’ya ve birkaç milyon Rus Yahudi’sini Mezopotamya’ya yollamak tezini açıklamıştır (…) Genç Türklerin hedefi ; İran, Mısır, Yunanistan ve Bulgaristan’a karşı şoven politika izlemektir ama bunların hepsi, Avrupalı, yani çoğunlukla Yahudi bankerlerin orduyu beslemeye gerekli para yetiştirmesine bağlı.. Rusya’daki Yahudi ve aşırı Ermeni Taşnak ihtilalcileriyle de ilişkileri var. Bunlar aracılığıyla Rusya’yı zayıflatmayı tasarlıyorlar.. ” ( Orhan Koloğlu, “İttihatçılar ve Masonlar”, s. 203-206 )

  

   Rapora göre Yahudiler en çok Yunanlılar ve Slavlara kin duyuyorlardı. Bu kinin tarihsel sebepleri vardı. Bu yüzden Yahudiler Yunanlıları ve Rusları en büyük tehdit olarak görüyorlardı..
   Paylaşımda geç kalmış Almanya bu Siyonist projenin arkasındadır. Rusya’da şiddetli bir antisemit dalga vardır. İngiltere, Yahudi finans çevrelerinin ve Osmanlı’ya nüfuz etmiş Yahudilerin, Alman çıkarlarına hizmet ettiğine inanmakta, ajanları aracılığıyla her yerde Siyonistleri izlemektedir.
   Böylece İstanbul, Siyonist faaliyetlerin ana merkezi oldu…
   İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları İngiliz politikasının tamamen zıddıydı. Siyonistler, İngiltere’nin Almanya’ya karşı en önemli müttefiki olan Rusya’yı zayıflatmak istiyorlardı. Ayrıca Almanya desteğinde bir Yahudi devletinin kurulması, İngiltere’nin Hindistan yolu önünde büyük bir engel olacaktı. Osmanlı Devleti’ni Almanya yanında dünya savaşına katmak istemeleri de apayrı bir konuydu. Cemiyet’in İngiliz yanlısı Manastır Şubesi Reisi Miralay Sadık Bey’in İttihatçılara karşı tavır alma nedeni buydu..
   1909 İttihat ve Terakki Kongresi’nde, masonluk ve Siyonistlik başlıca tartışma konusu oldu.. Mustafa Kemal bir önerge vererek, Cemiyet’in yasal ve açık bir hale gelmesini, askerlerin tamamen siyasetten çekilmesini istedi. İkinci önerge ise Miralay Sadık Bey’in Masonluk ve Siyonistlik Layihası’ydı.  
   Münakaşanın çok ciddileşmesi üzerine Sabetayist Dr. nazım Bey söz aldı : “Bu layiha ( yazı,tasarı) Sadık Bey’in kendi görüş ve duygusunun bir ifadesi olmadığı gibi, içerik olarak gerçeğe de uygun değildir. Bu layiha geniş bir hayal gücünün düzenlediği bir romandır. Devrimimizden maddeten ve manen zarar görmüş olanlar veya bekledikleri makam ve menfaati elde edemeyeceklerini gören Cemiyet düşmanları, gerçekten ustaca bu romanı düzenlemişler, bizi içimizden sarsmak ve yıkmak için de onu Sadık Bey’e vermişlerdir. Duygular üzerinde daima heyecan dalgaları yapan din, İslamiyet, ahlak gibi yazıları zaten son günlerde kendisinin içerlemiş olduğu Melami derviş ruhunda gereken etkiyi yapmış, iş buraya kadar gelmiştir. Görüyoruz ki, aleyhimizde yine Şeriat bayrağı altında harekete geçilmek isteniyor (…)  Talat, bu devrimin en büyük adamı, yüksek vatanperver ve milliyetçi arkadaşımızı, kardeşimizi, ‘vaktiyle mason locasına girmişsin’ diye Cemiyet’ten çıkaracak mıyız ? O, bu cemiyeti kuranlardan biri değil mi ?..  Cavit için ‘dönme’ diyorlar, onun damarlarındaki kan Yahudi kanıymış ! Geçmişi bir inceleyelim : Tarihimize şeref veren zevat arasında, atası şu veya bu dinden dönmüş, kan itibarıyla başka ırklara mensup ne kadar zevat vardır ? (…)  Arkadaşlarım !.. Gerçek şudur ki, vaktiyle Manastır Heyet-i Merkeziyesi’nde bulunmuş olan Sadık Bey, şimdi de bir an evvel fırkanın başına, oradan da hükumet başkanlığına geçmek istiyor. Bunun için huzursuzdur. Talat ve Cavit kıyaslama kabul etmeyecek derecede zeki, irfan ve güç durumlarda karar verip önlem almak özellikleri itibarıyla kendisinden yüksektirler. Onların varlığını ihtirasına engel olarak görüyor. Onun için de cemiyetten kovulmalarını talep ediyor..”
     Dr. Nazım Bey

   Miralay Sadık Bey’in başını çektiği muhalifler, Siyonizm aleyhindeki sert tavırlarını sürdürürken, Talat Bey liderliğindeki Osmanlı masonları da karşı atağa geçtiler. Osmanlı Büyük Locası ; İngiliz localarının yaygın olduğu Lübnan, Suriye, Filistin ve Mısır’da ardı ardına localar açtı. Osmanlı Büyük Doğu Locası 1910 yılında peş peşe İskenderiye’de dört loca açınca Mısır’ın elden gitmekte olduğu korkusu İngilizleri sardı. Beyrut, Halep, şam ve Kudüs’te de arka arkaya localar açılıyordu..

   Osmanlı Masonluğu ile bütünleşmeyi arzulayan Mısırlı milliyetçilerin Cemiyet ile ilişki kurmaları İngiltere’yi çok rahatsız etti. Bu kez Siyonistlik ve masonluk tartışmalarını Meclis’e taşıdılar. Üstelik bu tartışmalara İttihat ve Terakki’nin yolsuzluk iddiaları da eklenmişti..
   12 Ocak 1910’da Hüseyin Hilmi Kabinesi devrilince muhalefet büyük başarı sağlamıştı. Oysa yeni kurulan İbrahim Hakkı Paşa Kabinesi eski hükumetin birçok bakanını koruduğundan İttihatçılar hala çok güçlüydü.. Buna karşılık muhalif milletvekilleri daha sonra Gümülcineli İsmail liderliğinde, 21 Şubat 1910’da Ahali Fırkası’nı kurdular.. Partide Yahudiler hariç her cemiyetten insan bulunuyordu !..Yahudileri hedef alışının nedeni, Filistin’de bir İsrail devleti kurmak istemeleriydi. ( Tarık Zafer Tunaya, “Türkiye’de Siyasi Partiler”, c.1, s.237 )
   Başbakanlık görevinde bulunan İsmail Hakkı Paşa’nın, Osmanlı Devleti’ne kredi veren yabancı bankalardan bazılarının Siyonizm’i finans ettikleri savını kesinlikle reddetmesi yanılgı olarak nitelendirilebilir. O dönemde devlet yönetimindeki gelenek, Osmanlı’ya kredi verenlerin Türk dostu olmaları ya da Türk dostu oldukları için kredi vermeleri inancına dayanıyordu..
   İngiltere ile Abdülhamid zamanında var olan bağlar, Cavit Bey tarafından kopartıldı. İstanbul’daki İngiltere Büyükelçiliği tarafından Londra’ya gönderilen raporlarda, Yahudi mebusların engellenmeleri gerektiği yazıyordu. İngilizlere göre bunlar Siyonistlerdi ve Siyonistler Alman çıkarlarına hizmet etmektedir.
( Mim Kemal Öke, “Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar”, s.144-146 )
   Ahmet Ağaoğlu, Gümülcineli İsmail ve arkadaşlarının başlattıkları Siyonizm tartışmalarında bu iddiaları çürütmeye çalışır. Ağaoğlu, yazılarında, bu olayı planlayanın aslında İngiltere Büyükelçilik baş tercümanı Fitzmaurice olduğunu yazmaktadır. ( Tanin Gazetesi, 3 Mart 1911 ) 
 

Leave a reply:

Your email address will not be published.