320 ) 93 HARBİ !..

 

   1876 sonbaharı boyunca Balkanlardaki uluslararası kriz çok yoğunlaşmış ; Rusya, Sırpları ve Karadağlıları Osmanlı intikamından korumak, Bulgaristan ve Bosna-Hersek’te reformları gerçekleştirmek amacıyla savaş tehdidinde bulunmuştu. 
  4 Kasım günü büyük güçler, İstanbul’da toplanarak Bosna-Hersek’e yönetim özerkliği verme konusundaki İngiliz önerisini kabul ettiler. Konferans ; Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü onaylayacak, ama bir yandan da Bulgar vilayetleri için yönetim reformları düşünecekti.
  Abdülhamid başkentte toplanacak böyle bir konferans önerisini, Allah’ın kendisine koruması için daha yeni teslim ettiği halkın işlerine, dışarıdaki birilerinin burnunu sokması olarak gördü. Daha önceki sultanların hiçbirisine böylesine küçük düşürücü bir teklif gelmiş değildi. 14 Kasım’da Rusların kısmi seferberlik ilan etmesi ve Osmanlı devletinin dışarıdan gelecek mali yardımlara ihtiyacı olması yüzünden konferans fikrini istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kaldı. Konferans delegeleri, birisi dışında hep Babıali’ye gönderilmiş elçilerdi. Onlara destek olmak üzere Paris, Berlin, Viyana ve St.Petersburg’taki dışişleri bakanlıkları Balkanlar konusunda uzman, profesyonel diplomatlar göndermişlerdi. Temsilciler arasında tek istisna İngiltere baş delegesi, Disraeli kabinesinde dışişlerinin Hindistan işleri sekreteri olan Salisbury Markisi idi. Onun Osmanlı başkentine yaptığı altı haftalık ziyaretin önemi, konferansın kendisinden doğan sonuçları bile aştı..
  Konferanstan önce dokuz yuvarlak masa oturumu yapıldı. Bunlar Rus elçiliğinde, General Ignatiev’in başkanlığı altında yapıldı. Amacı, padişahın kendi iç işlerini nasıl derleyip toplaması gerektiğine karar vermekti. 19 Aralık günü Midhat Paşa sadrazamlığa getirildi. Dört gün sonra konferansın ilk resmi toplantısı Haliç’teki tersanenin yanında, Kasımpaşa’daki Donanma Komutanlığı binasında başladığında, açılış konuşmaları birden top sesleriyle bozuldu. Osmanlı Dışişleri Bakanı sakin bir tavırla delegelere, duydukları seslerin anlamını açıkladı : Midhat Paşa’nın anayasasının ilanı kutlanıyordu. Sultanın temsilcileri, imparatorluğun çeşitli halklarına reformlar vaat edilmiş olduğuna göre, artık konferansın amacının ortadan kalkmış olduğunu ileri sürdüler. 
  Sokaklarda ise Müslüman öğrencilerin iyi ve disiplinli biçimde düzenlenmiş gösterileri, Pan-İslavizmi kınıyor ve Rusya’ya karşı savaş istiyordu. Delegeler Rumlarla Ermenilerin de Rusya’ya, Yeni Osmanlılar kadar karşı olduğunu gözlemlemişlerdi. Kamuoyunun bu jesti Sultan’ın kararlılığını artırdı. Yabancı delegelerin her önerisi tek tek reddedildi. Sonunda onlar da 20 Ocak 1877’de bu işten vazgeçtiler. Bir protesto ifadesi olarak başkenti hep birlikte terk etmeleri de etkili olamadı.. 
  Abdülhamid, konferansın başarısızlığa uğramasına fazla üzülmedi. Fakat bu olay Avrupa’nın para piyasalarını ihtiyaç içindeki Osmanlı devletine kapadı ve Rusya ile savaş olasılığını da artırdı. Bu durum ve ilaveten sadrazamın askeri akademilere Hristiyan gençleri de alma girişimi karşısında tepki gösteren dini ve askeri liderlerin şikayetleri artınca ; Midhat Paşa görevden alınarak sürgüne gönderildi.(Alan Palmer,”Osmanlı İmparatorluğu Son 300 Yıl”)

 

  Türk-Rus Savaşı 24 Nisan 1877’de, Meclis-i Mebusan’ın uzlaşmaz tutumunu bahane eden Rusya’nın saldırısıyla başladı. Hicri 1293 yılına denk geldiği için 93 Harbi olarak bilinir..
  Osman Paşa daha savaşın başında Tuna’nın kuzeyine geçip Rus ordusuyla burada karşılaşmak istemiş ama buna izin verilmemişti. Abdülaziz’in 750 bine çıkarttığı ordu mevcuduna ve dünyanın en güçlü donanmalarından birine sahip olmamıza rağmen, bu donanma Rus limanlarını ablukaya almış ama nedense bombalamamıştı.Bu, ciddi bir ihanetti.. (Osman Nuri, “Abdülhamid-i Sani’nin Devri Saltanatı”, c.1, s.245)  
  Aslında Osmanlı devletinin başarısı ve strateji açısından en makul teklif bu idi. Oysa savaş stratejisi savunma üzerine kurulmuştu.
  
 

   Plevne’ye yerleşen Osman Paşa, 20 Temmuzda Rusları bozguna uğrattı. Olay Rusya’da büyük heyecana neden oldu. Osman Paşa, mağlup ettiği düşmanı 36 saat kovalamıştı !.. Süleyman Hüsnü Paşa hiç olmazsa elindeki kuvvetlerle bu kovalamacaya katılsaydı yine Ruslar imha edilebilirdi. Ancak ne Süleyman Paşa ne de M.Ali paşa bu manevraya katılmadılar. (Keçecizade Fuat Paşa, “Kaçırılan Fırsatlar”,s.107-109)
  İkinci Plevne Savaşında, 30 Temmuzda,Osman Paşa tekrar Rusları bozguna uğrattı. 23 bin asker ve 58 topluk Türk kuvvetlerinin karşısında Rusların 50 bin asker ve 184 topu vardı. Osman Paşa 100 şehit vermiş, Rusların kaybı ise 7305 asker olmuştu.. Rusların mühimmatının büyük bir kısmı da yok edilmişti ve bu, bir zaferdi.. 
  Bu ikinci yenilgiden sonra Ruslar Batı Plevne’yi boşalttılar.Yeniden seferberlik ilan ettiler ve Plevne’ye 188 bin kişilik askeri kuvvet yığdılar. İkinci Aleksandr’ ın St.Petersburg’daki muhafız alayı bile Plevne’ye sevk edildi. Çar da Plevne’ye geldi. Başkomutan Grandük Nikola, Romanya Prensi Şarl’a bir telgraf çekerek, Romanya ordusundan yardım istiyordu : “Yardımımıza geliniz ! Nereden isterseniz, nasıl isterseniz, ne şekilde isterseniz, Tuna’yı geçiniz, fakat bir an evvel yardımımıza koşunuz ! Türkler bizi mahvediyorlar, Hristiyanlık davası kaybediyor..” ( William von Herbert, “Plevne Müdafaasında Bir İngiliz Zabitinin Hatıraları”,s.83)
  Bu çağrıya uyan Prens Şarl, 1 Eylül 1877’de Tuna’yı geçerek 35 bin asker ve 108 topla Rusların imdadına geldi. 7 Eylül’de saldırı başladı. Çar da savaşı izliyordu. 30 bin kişilik Osmanlı kuvvetleri üzerine 320 adet Rus ve Romen topu ateş yağdırıyordu. Muharebede Ruslar 15 bin, Romenler 5 bin ölü verdiler. Türklerin kaybı ise 3-4 bin civarındaydı. Harp meclisini toplayan Ruslar geri çekilmeyi tartıştılar ancak devam kararı aldılar. Çünkü bu savaş Rusların dünyadaki itibarını sarsacak duruma gelmişti. Savaşı bu halde bırakmaları Rusya’da iç karışıklıklara bile neden olabilirdi. 
  13 ve 17 Eylül’deki iki saldırıda daha ağır mağlubiyetlerle geri çekilmek zorunda kaldılar. Artık bütün dünya Gazi Osman Paşa’nın başarısını konuşuyordu. 
  Kırım Savaşı’nda “Sivastopol Kahramanı” olarak tanınmış ve artık emekli olmuş General Todleben, Ruslar tarafından Plevne’ye getirtildi. General,yaptığı incelemeler sonucunda Plevne’nin ablukaya alınmasını önerdi. Bunun üzerine Plevne çevresi 48 km. eninde ve bir çember halinde sarıldı. Muhasarayı sürdüren kuvvetler altıya bölünmüş ve sıçan yolları ile hendekler kazılarak Türk hatlarına doğru sokulmaya başlamışlardı. Çember de yavaş yavaş daralmaya başlamıştı.

  Gazi Osman Paşa, Plevne Savaşının ilk gününde İstanbul’dan yardım istemişti. Ancak, Abdülaziz’e karşı yapılan darbede önemli rol oynadığı için müşir yapılan Süleyman Hüsnü Paşa, stratejik önemi çok büyük olan Şıpka geçidini Ruslara kaptırmıştı. Bu yüzden de yardım ulaştırılamıyordu..
  Şayet Süleyman Paşa Şıpka geçidinin önemini kavrayabilse ve gerekli tahkimatı yapabilseydi, Plevne’deki dört muharebeden üçünü kazanan Osman Paşa Rus kuvvetlerini yok edebilecekti. Ayrıca, Süleyman Hüsnü Paşa’nın beceriksizliği yüzünden, Şıpka geçidinde bir gecede 7.500 askerimiz donarak şehit olmuştur..

  Çar’ın 30 Ekim’de yazdığı, “fazla kan dökülmeden” teslim ol çağrısına, Gazi Osman Paşa, “Bugüne kadar vatanımız ve imanımız uğrunda seve seve kan döktük, bundan sonra da teslim olmaktansa buna devam edeceğiz” yanıtını verdi..
  Ancak uzun süre İstanbul’dan yardım gelmedi, muhasara şartları gittikçe ağırlaştı. Plevne’de açlıkla beraber dizanteri ve sıtma hastalıkları da baş gösterdi. Osman Paşa 10 Aralık 1877’de sabaha karşı, 300 araba ve şehir halkı ile birlikte gizlice Plevne’den çıktı. 
  Çembere alınan, çoğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 50 bin kişi, uzun süre Rus Ordusuna karşı gırtlak gırtlağa mücadele verdi. Düşman zaten sayıca çok üstündü ; buna bir de Osman Paşa’nın bacağından yaralanması eklenince muharebenin seyri değişti. 
  Tarihin en büyük savunma savaşlarından biri olan Plevne Savaşı, 19 Temmuz ile 10 Aralık tarihleri arasında, tam 145 gün sürdü. Rus ve Romanya ordusu 250 bin asker ve 250 topu ile Plevne önünde çakılı kalmıştı.. Asker ve sivil iki tarafın insan kaybı 100 bini bulmuştu..
  Plevne düşünce, 14 Aralık’ta Sırplar da Rus ordusuna katıldılar. Plevne’de iki kola ayrılan müttefik orduları İstanbul önlerine doğru ilerlemeye başladı. 
  Süleyman Hüsnü Paşa Maçka muharebelerini de kaybederek Edirne’ye kadar kaçtı. Böylece Edirne de harap oldu. 26 Ocak’ta Edirne’yi alan Ruslar Yeşilköy’e kadar geldiler..
  Ruslar Yeşilköy’e kadar gelince, Ermeniler İstanbul içinde sevinç gösterileri yapmaya başlamış ; Ermeni Patriği, yanında bir heyet, Rus Başkumandanını karşılamaya gitmiş, Rus zaferini kutlamış ve kendisi ile bir saat süreyle sohbet etmişti..

Leave a reply:

Your email address will not be published.