317 ) DEVRİM, ÖNCE ÇOCUKLARINI YER !..

  

   1924 yılının en önemli gelişmelerinden biri, Kurtuluş Savaşı kumandanlarından bazılarının Meclis’e dönmek ve politika yapmak istemeleri ile başlayan krizdir..
   İkinci Millet Meclisi tek grup olarak oluştuğu halde, bu tek partili Meclis içinde de beraberlik yoktu. Örneğin, aynı zamanda bir grubun lideri konumundaki eski Başbakan Rauf Bey, bir takım bunalımlar içindeydi. Saltanatın kaldırılması için oy vermek zorunda kalmış ve bu yüzden kendi iç varlığında bazı tepkiler yaşıyordu. Ayrıca İsmet Paşa’nın Kabinede kalması gerektiği, yaptıklarının ; yapılabileceklerin en iyisi olduğu gibi açıklamalarda bulunmak zorunda kalmıştı. Ardından, kendine hakim olamayarak, İsmet Paşa’yı Lozan dönüşünde karşılamamak için Ankara’dan ayrılışı, onu fiilen saf dışı bırakmıştı. Kısacası Rauf Bey ya bir köşeye çekilecekti, ya da Meclis’te ve siyasette yeni bir şans denemesine girecekti. O, ikinci şıkkı seçti..
   Milli Mücadelenin diğer bazı liderlerinin de aynı bunalımlar içinde oluşu böyle bir girişim için cesaret veriyordu. Örneğin Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet paşalar gibi ünlü kumandanlar tedirgindiler. Zaferden sonra Gazi’nin birden “insanüstü bir varlık” haline gelmesi, aradaki mesafenin ölçüsüz açılışı, İsmet Paşa’nın önder ve aktif plana geçişi, onları gölgede bırakmıştı.
   Önce, Meclis’ten çekilip, ordularının başında kalmak, silahlı kuvvetlerin ünlü başbuğları olarak olayları izlemek istediler. Ama Kurtuluş Savaşından sonra ordunun az çok önemini kaybetmesi, genelkurmay başkanlığının Kabineden çıkarılması nedeniyle, onlar için artık ordu hayatı çekici değildi. Ve böylece, Meclis’e dönmek ve politik yaşamda şanslarını denemek zorunda kaldılar.
   Bütün bu generaller içinde durumu en nazik olan, Gazi’nin en eski arkadaşı Ali Fuat Paşa idi. Değerli, açık fikirli, Avrupai anlamda centilmen ve ilerici olmasına rağmen ; Ali Fuat Paşa kendini biraz gözaltında hissediyordu. Doktor Adnan’ın, Refet Paşa’nın durumları da böyleydi. Meclis çevresinde, kendileri gibi durumdan hoşnut olmayan ve kişisel bir dikta rejimine kayıldığı kanısını besleyen insanlar görüyorlardı. Kısacası hava ve bilhassa İstanbul basınının havası, bir karşı cephe bekliyordu. İşte bu cepheyi onlar, kendileri yaratmak kararına vardılar.
   Böylece Meclis’te yeni bir parti doğdu : Terakkiperver Fırka ( İlerici Parti )….
   
   Partiler demokratik hayatın temel unsurlarıdır.Ama acaba, Kurtuluş Savaşı ve Lozan sonrası Türkiye’nin düzeni, Cumhuriyet kurulmasına rağmen, normal bir demokrasi miydi ?..
   Rauf Bey ve arkadaşları ; Millet Meclisini, durmuş oturmuş bir ülkenin normal ve demokratik parlamentosu gibi gördüler. Var olan seçim sistemini, parlamento içi çalışma sistemini, durmuş oturmuş bir demokrasinin böyle işlemesi gereken çarkları saydılar. Kendilerini bu düzen içinde, milletin iradesi ile bu parlamentoda yer alan ve dolayısıyla, parlamento rejiminin klasik kuralları içinde çalışabilecek, dokunulmaz milletvekilleri olarak gördüler..
   Ama Meclis kapısına gelen bu ünlü kumandanlar, daha bu kapıdan girelim derken beklemedikleri, ama onların şevk ve cesaretini daha o dakikada kıran, sert bir direnişle karşılaştılar : “Giremezsiniz !. Hele geriye dönün, ordu merkezlerinize gidin. Orada bekleyen, daha tamamlayacağınız formaliteler var. Görevlerinizi, yerinize gelecek olanlara resmen devredin, öyle gelin !..”
   Meclis ikinci döneminin ikinci toplantı yılı 1 kasım 1924’de açıldı. Açış oturumundan sonra normal müzakereler 5 kasımda başladı. Hava gergindi.. Kendilerini Meclis’te savunanlar çok olmakla beraber, paşalar, encümen seçimine katılamadılar. Formaliteler bitip Meclis’e geldiklerinde, seçimler yapılmış ve onlar, kendilerine en uygun yerlere ve encümenlere gelememişlerdi..
   Bu arada İsmet Paşa’nın etrafında genç ve mücadeleci insanlar belirmeye başladı. Örneğin, Recep (Peker) Bey Meclis’te çetin bir mücadeleci olarak parladı..
   Dersim mebusu Feridun Fikri Bey bir gensoru önergesi vermişti. Tenkitler, suçlamalar genişti ve İstanbul basını dah ailk günden, tenkitçilerin lehine ve İsmet Paşa hükumetinin aleyhine cephe almıştı. Recep Bey şöyle konuştu : “Bazı kişiler ve gazeteler diyorlar ki, Ankara’daki hükumet, Meclis’in tatil dönemlerinde, memleketi kanunsuzluk ve usulsüzlükle yönetmiş. Söylentilere göre, bazı arkadaşların gizli defterleri de varmış. Orada bakanların yaptıkları kanunsuz hareketler yazılıymış. Bir gün gelecek, Meclis toplanacak ve orada hükumeti sorguya çekeceklermiş.. Milletin önünde hükumetten hesap sorulacakmış. İşte o gün gelmiştir !. Defterlerin içindekileri döksünler milletin huzuruna !..”
   Feridun Fikri Bey’in “Dökeceğiz..” diye bağırmasından sonra ise şöyle devam eder : “Dökünüz efendim, bekliyoruz. Hükumet, milletin huzurunda sorumluluk sinesi açık olarak karşınızdadır. Belirsizliğe, karışıklığa, duraksamaya gerek yoktur. Ufuklarda bir takım şüphe bulutları ve fısıltılar dolaştırmak, bu genç cumhuriyete ve memlekete hıyanettir..”
   Soru önergesi sahibi Feridun Fikri Bey, bir Meclis Araştırma Kurulunun oluşturulması için karar alınmasını istiyordu. Ama iş Rauf Bey ile Kabinenin savunucuları arasında bir çarpışma halini aldı. Hatta Ali Bey (Çetinkaya) bir aralık kürsüye fırladı. Rauf Bey’e, onun Çerkez asıllı oluşunu ima ederek : “Sen bu toprakta oturamazsın. Atalarının, babanın ve dedenin geldiği yere gidersin. Bu toprak bunu istiyor !..” gibi aşırı, münasebetsiz saldırılarda da bulundu..
   Her şey şunu gösteriyordu : Bu Meclis de kendi içinde parçalanmıştır !..
   Rauf Bey’in son sözleri ise, iğneleyici idi : “Efendiler, ben değil halifeci ve sultancı, bu memlekette, bu makamın haklarını almak yeteneğinde olan, herhangi bir makamın aleyhindeyim.. Allah, vatanımı, milletimi ve hepimizi korusun..”
   Bu, belirsiz tehdit ve suçlamanın hedefi ise, her halde İsmet Paşa değildi !..
   8 kasıma kadar süren tartışmalar sonucunda, Feridun Fikri Bey’in önergesi, 19 oya karşılık 148 oyla reddedilerek İsmet Paşa hükumeti güven oyu aldı..

  

   Gazi, kumandan arkadaşlarından Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa’nın ordu müfettişliklerinden istifa edip Meclis’e katılma kararlarını iyi karşılamaz. Aynı gün yolculuktan Ankara’ya dönüşünde, Rauf Bey ve Doktor Adnan Bey tarafından istasyonda karşılanmaması ; bir de o gece arattığı halde Ali Fuat Paşa’nın bulunamaması karşısında Gazi şöyle der : “Bir komplo karşısında bulunduğumuzdan, bir saniye bile tereddüt etmedim..”
   Gerçekler aynen böyle miydi ?.. Yoksa zamanın gerginliği ve nereye varacağı belli olmayan havası içinde bu beyanları, o günün şartlarına göre mi değerlendirmek gerekir.. Rauf Bey, Karabekir, Ali Fuat paşalar ve diğerleri ; Gazi aleyhinde gizlice örgütlenip O’na karşı fesatlık yapacak insanlar mıydı ?.. Buna “evet” diye yanıt vermek gerçekten zordur. O halde Gazi’ye verilen haberlerde acaba bazı abartmalar mı vardır ?..
   Gazi’de bu kadar geniş bir tepkiye yol açan ve Ali Fuat Paşa’nın o gece aranıp da bulunamamasında odaklanan bu olayın iç yüzü ve gerçekler tam olarak aydınlanamamıştır..
   Ali Fuat Paşa hatıralarında ; kendisinin bütün gece Gazi’yi görmek için beklediği haberinin, Gazi’ye ulaştırılmadığı düşüncesindedir. Bu düğümü asıl çözecek olan Saffet Arıkan ise hakkın rahmetine kavuştuğu için, o gecenin ve bu işin sırrı aydınlanamamıştır..

   

   Meclis içinde ayrı bir parti oluşumu girişimlerine 9 kasım 1924’de geçildi ve gerekli hazırlık, ilişki ve başvurulardan sonra, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 kasım 1924’de kurulmuş oldu..
   Başkan, Kazım Karabekir Paşa ; Genel Sekreter, Ali Fuat Paşa idi.. Cumhuriyet’in ilanından önceki günlerde Meclis’in seçtiği ve Gazi’nin muhalefetine rağmen İçişleri Bakanı olan Erzincan mebusu Sabit Bey ise, yeni partinin İdare Meclisi üyesiydi. Yönetim Kurulunda ayrıca ; Mersin mebusu Besim, Trabzon mebusu Muhtar, Doktor Adnan beyler ile Erzurum mebusu Rüştü Paşa ( İzmir’de idam edildi ), Canbolat ( idam edildi), Şükrü ( idam edildi), Bursa mebusu Necati, Ordu mebusu Faik beyler de bulunuyordu..
   22 kasıma kadar partiye Meclis’ten 28 milletvekili katıldı..
   Yeni parti liberal eğilimli idi. Örneğin programının 2. maddesi şöyleydi : “Hürriyetperverlik (Liberalizm), halkın hakimiyeti (Demokrasi) Fırkanın esas mesleğidir..” 6. maddede ise : “Fırka efkar ve itikadat-ı diniyeye hürmetkardır” ( Parti, düşünceye ve dini inançlara saygılıdır) kaydı yer almıştı. Özetle, Liberal-Muhafazakar nitelikli görünüşte bir partiydi. Normal zaman, normal Meclis ve yerleşik bir rejimin partisiydi ama Türkiye’de daha taşlar yerine oturmamıştı. Bulutlar, daha çok fırtınalara gebeydi. Ne Liberalizmin, ne de muhafazakarlığın, bu şartlar içinde yaşatılmasına olanak yoktu. Nitekim, öyle oldu..
   Parti, Meclis’te, karşı taraftan iyi kabul görmedi. Gazi’ye gelince, Ali Fuat Paşa ve arkadaşlarına başarı temennilerinde bulunmuştu ama ikinci bir partiyi yadırgadığı da belliydi. Bu, 1927 nutkundan da anlaşılır..
   Sonuçta, bir sürü dertli çekişmelerden sonra, Terakkiperver Fırka’nın, önce Başbakan Fethi Bey’in parti liderlerine 25 şubatta yaptığı özel bir tebliğ ile feshedilmesi istendi. Kurucular buna yanaşmayınca da, hükumetin aldığı bir kararla, 3 haziran 1925’de partinin kapatıldığı ilan edildi..

( ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR’İN YAZILARINDAN ALINTILAR YAPILMIŞTIR..)        

Leave a reply:

Your email address will not be published.