314 ) OSMANLI’DA MATBAA, İBRAHİM MÜTEFERRİKA VE BAZI GERÇEKLER..

  

   Osmanlı Tarihi konusundaki çalışmalarıyla tanınan ünlü Alman tarihçi ve dilci Franz Babinger,“Müteferrika ve Osmanlı matbaası” adlı eserinde Osmanlı Türklerinde “sınırsız sayıda” müstensih denilen kitap yazıcılarının bulunduğunu, bunların lonca kurarak matbaanın gelmesini engellemek için ellerinden geleni yaptığını yazıyor. Niyazi Berkes de aynı şekilde, matbaayı ulemanın değil, sosyoekonomik yapının engellediğini belirtmektedir. 
   Babinger, matbaanın Osmanlı Devleti’nde din adamlarınca engellendiğine dair söylenenlere karşı şunları yazıyor :
“Oysa bilindiğinin aksine Şeyhülislam ve ulema, engellemek şöyle dursun, matbaayı destekler. Eser seçimi ve düzeltme işlerini de yine ulema üstlenir. Avrupa’dan usta, çırak ve makine getirtilir..”
   O sıralar, Conte Marsigli gibi yabancıların gözlemlerine göre,sayıları 90 bine yaklaşan müstensihlerin ekmek kapısı kapanmasın diye dini kitaplar basımdan muaf tutuldu. Gerçi bundan önce de Avrupa’da pek çok Türkçe kitap basılıp Osmanlı topraklarında satılıyordu ama bunlara pek de büyük ilgi duyulmuyordu.  Ne var ki bu az ilginin sebebi, Türklerin kitap düşmanlığı değil, tam tersine Türkler arasındaki kitap bolluğu idi.. 
   Türklerin matbaaya fazla ilgi göstermeyişleri, ellerindeki müstensih ordusunun üretim gücünden ileri geliyordu. Zaten 18. yüzyıl başlarına kadar matbaa basımı kitap elyazması, kitaptan pek de öyle kayda değer ölçüde ucuz değildi. 
   15. , 16. ve kısmen 17. yüzyıllarda Avrupa ülkelerinin genel eğitim düzeyi, Osmanlı’ya göre üstün olmadığı gibi, matbaaya rağmen, oralardaki kitap sayısı da düşüktü.. Batı Avrupa’da örneğin bir 16. yüzyıl hükümdarının bin kitaba sahip olması, efsane gibi dilden dile dolaşırdı. Oysa o çağlarda Osmanlı İmparatorluğu’nda on binin üzerinde el yazması kitaba sahip pek çok özel şahıs bulunmaktaydı. Bu konuda Süleymaniye Kütüphanesi’nin “Yazma Eserler Kataloğu”na bakılabilir..

   Çıkma nedenleri arasında matbaada kitap basılması da olan Patrona Halil İsyanı sırasında Müteferrika basımevine hiç dokunulmamış olması ilginçtir. Ve basımevi ondan sonra da yayınına olaysız devam etmiştir. Ne bu isyan, ne de bundan sonrakilerde, basımevine saldırmayı düşünen çıkmamıştır.. 
   Bunun nedeni, isyanın arkasında Bektaşilerin olmasıdır !. 
   Bektaşilerin o günlerde yepyeni bir akımın içine girdikleri de saptanmıştır : Masonluk !.. 
   Bilinen ilk Türk masonu, Yirmisekiz Mehmed Çelebi’dir. Gerçek adı Mehmed Faiz olan bu devşirme devlet adamı, Paris’te Sefarethane Başkatibi iken Fransız Locası’na girmiştir. Onu da İbrahim Müteferrika izlemiştir.. (İlhami Soysal, “Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar”

 

   Türkiye’de İbrahim Müteferrika ile ilgili ilk araştırmayı ; aslen Katolik bir Macar rahibi olan, ünlü tarihçi Dr.İmre Karacson yapmıştır. Bir başka Macar tarihçi, Tibor Halasi-Kun, Macar aristokratı Saussure’yi kaynak göstererek İbrahim Müteferrika’nın hayatını yazdı. 
   Bu bilgilere göre ; Protestan bir Macar ailesinin oğlu olan İbrahim (Müslüman olmadan önceki adı bilinmemekte) 1674 yılında Macaristan’ın Kolozsvar kentinde doğdu. Şehrin Kalvinist Koleji’nde rahip olmak için okurken 1693’de İmre Thököly’nin Habsburglara karşı ayaklanması sırasında Osmanlı askerlerine esir düşerek İstanbul’a getirilmiş ve köle olarak satılmıştır. Kendisi için “fidye-i necat” (kurtarma parası) ödenmediğinden, sahibi de çok zalim biri olduğundan, kölelik hayatına dayanamayarak zor altında Müslüman olmuş, ve İbrahim adını almıştır..
   Türkçe’yi, İslam bilimlerini çabuk öğrenerek yükseldi. Bir süre, Türkiye’ye davet edilmiş bulunan Macar Beyi F.Rakoezi’nin hizmetine verildi. Daha sonra, “vezirlerin emirlerini ilgili kişilere duyurma görevi” demek olan müteferrikalık görevine getirildi. Dil bilmesinden dolayı, başka devletlerle olan müzakere heyetlerinde yer aldı.. Bu arada Müslümanlığı savunmak için bir kitap yazdı : “Risale-i İslamiye” . Bu kitapta İslamiyet’i kendi isteğiyle seçtiğini söylüyordu.
   Dikkatlice incelendiğinde bu eser aslında Katolikliğe, Papalığa, Teslis inancına saldıran bir polemiktir ve İbrahim’in,sanıldığı gibi,eskiden Hristiyan olmadığını göstermektedir !.. Bu durumda, Türklere karşı Avusturya ordusunda savaştığı, esir düşüp köle olduğu, kölelik nedeniyle Müslüman olduğuna inanmak da güçleşir..
   Aslında Müteferrika’nın amacı İslamiyet’i savunmak değil, Hristiyanlığa saldırmaktır. 

   

   Osmanlılar’ın Macaristan üzerindeki egemenliği zamanında ; Katolik, Kalvinist ve Unitarius Kiliselerinin temsilcileri olan ilahiyatçılar arasında İsa’nın tanrısal kişiliği üzerinde tartışmalar yapılıyordu. Bu oturuma başkanlık eden Budin Paşası Mehmed Paşa, Osmanlılaşmış bir Bogomil aileden gelmektedir. 
( “Bogomil” mezhebi sapkın bir Hristiyan tarikatıdır. Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı resmi dini olarak kabul ettiğinde, Hristiyanlardan çok zulüm gören birçok Anadolu Yahudi’si bu mezhebe girmişti.) 
   Bogomil asıllı Mehmed Paşa’nın neden bu tartışmalara izin verdiği de böylece ortaya çıkıyor.. İbrahim Müteferrika’nın da okuduğu Kalvinist Koleji’nde Hristiyanlık düşmanlarının bir kısmı da Katoliklere ve Papalığa çatmak için Kalvinist görünüyorlardı. Böylece bu okullarda gizlice Katoliklik ve Papalık aleyhinde kitaplar okuyorlar ; Hristiyanlıkta Teslis inancının olmadığını, Katolik Kilisesi’nin İncil’i bozduğunu söylüyorlardı..
   Yazdığı, “Risale-i İslamiye”nin baş kısımlarında, Müteferrika, bu yasak kitapları gizlice okuduğunu yazmaktadır.. Bu kitapların gizlice basıldığı yer, Macaristan’da Kolozsvar şehridir ki, matbaacılığın çok gelişmiş olduğu bu kentte, İbrahim Müteferrika doğmuştur !..   

   Osmanlı topraklarına matbaayı ilk olarak İbrahim Müteferrika’nın getirdiği tezinin yanlış olması gibi, İbrahim Müteferrika da ilk matbaacı değildir. İlk Türk matbaası Bünyamin Efendi tarafından açılmıştır. Bu matbaa 1639 yılında 4.Murad’ın emri ile Avrupa’dan özel siparişle getirtilmişti. Demek ki, Osmanlı yönetimi matbaaya karşı değilmiş, üstelik matbaayı getirten devletin en üst makamındaki kişi olan padişahtır..
   1639 yılında 4. Murad’ın emriyle Amsterdam’a giden Bünyamin Efendi, 1000 altın vererek, dönemin en iyi matbaa makinesini satın aldı, bir gemiye yükledi ve birlikte yola çıktı. William Janszoon Blaeu üretimi olan bu baskı makinesi ahşaptı.. 

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.