313 ) WILSON PRENSİPLERİ !..



   ABD Başkanı Wilson’ın  8 Ocak 1918’de Kongre’ye sunduğu on dört maddelik barış programı, tüm dünyada ilgiyle karşılanmıştı. Bu planın özellikle Osmanlı Devleti ile ilgili olan 12. maddesi ;
“Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarına itirazsız hakimiyet temini ve Türk boyunduruğu altında bulunan diğer milletlere de mutlak emniyet içinde mevcudiyet temini ve Çanakkale Boğazı’nın uluslararası güvence altında bütün milletlerin ticaret gemilerinin geçmesine açık kalmasını” öngörüyordu. (T.Yuluğ Kurat,”Osmanlı İmparatorluğu’nun Paylaşılması” s.22 ; Selahattin Tansel,” Mondros’tan Mudanya’ya Kadar” c.1, s.11)
   Uzun süren savaşın ardından çöküntü içine giren bütün halklar için bu açıklamalar inandırıcı geldi. Örneğin o sırada Bağdat’da bulunan Amerika konsolosu, okuma yazma bilmeyen Araplar arasında bile Wilson’ın ortaya attığı on dört prensibin heyecanla tartışıldığını açıkladı.. (Salahi R. Sonyel,” Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika”, c.1, s.5)
   Osmanlı Devleti’nin devlet ve hükumet adamları da, ilan edilen bu barış ilkelerinden sonra, İtilaf Devletleri’nin daha hoşgörülü davranacağına inanmaya başlamışlardı. Savaşın sonuna yaklaşıldığı son aylarda tahta geçen Vahideddin’in niyeti de, yol yakınken bir an evvel bu amansız savaşın sona erdirilmesi ve barış sürecine girilmesiydi. (BOA- DH-KMS, Dosya : 48, Belge No : 10) Sadrazam Talat Paşa, Wilson Doktrini’nin Osmanlı Devleti’ni paylaşılmaktan kurtaracağını umuyordu ve bunun için Başkan Wilson’a başvurmuştu. (Peter Hopkirk, “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun”, s.466)




    Onun istifasının ardından göreve gelen Sadrazam Ahmet İzzet Paşa da ( üstteki resim ) bu prensipleri bir umut ışığı olarak görüyordu. Nitekim Osmanlı Mebusan Meclisi’nde yaptığı konuşmada, “ABD Başkanı tarafından açıklanmış hak ve adalet esaslarına dayanan bir barışı tam bir içtenlikle kabul edeceğiz.” demekteydi. (Ali Türkgeldi, “Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi”, s.29) Osmanlı Hükumetinin karşı olmadığını 18 Şubat 1918’de ABD hükumetine bildirmişti. (Alan Palmer, “Osmanlı İmparatorluğu”, s.266) .
   Wilson Prensipleri Osmanlı kamuoyunu o kadar oyaladı ve halk bu konuya o kadar bel bağladı ki, prensiplerin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla İstanbul’un tanınmış aydın yazar ve hukukçularının da geniş katılımıyla, “Wilson Prensipleri Cemiyeti” kuruldu. (Ahmet Emin Yalman, “Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim”, c.1, s.324) Bu prensipler ile ilgili haber ve yorumlar gazetelerin birinci sayfasından girdi ve sık sık Amerika’ya, üstlendiği sorumlulukları yerine getirmesi hatırlatıldı ve prensipleri hayata geçirmesi istendi.. (Ahmet Emin Yalman, a.g.e., s.70)
   Mondros Mütarekesi’nin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra bir inceleme gezisi yapmak üzere Anadolu’ya gelen Tümgeneral J. G. Harbord, 20 Eylül’de Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. (Seçil Akgün, “General Harbord’un Anadolu Gezisi ve Ermeni Meselesine Dair Raporu”, s.110) Mustafa Kemal bu görüşmede Harbord’a, “Türk milliyetçilerinin Amerikan ulusu ve Kongresinin Türkiye’nin kaderi konusunda hak ve adalete uygunluk esasına dayanan kararlar alacağına inandığını” söyledi. (Fethi Tevetoğlu, “Milli Mücadele’de M. Kemal Paşa-General Harbord Görüşmesi”, Türk Kültürü Dergisi, sayı : 80, c.III, 538-545, Atatürk’ün Tamim,Telgraf ve Beyannameleri, s.72) Harbord Sivas’tan ayrıldıktan sonra 25 Eylül’de geldiği Erzurum’da gerek Kazım Karabekir Paşa, gerekse halk tarafından büyük sevgi gösterileriyle karşılandı. (Kazım Karabekir, “İstiklal Harbimizin Esasları”, s.140) Bu ilginin temelinde, Wilson İlkeleri’ne duyulan güven vardı..

  

   Harbord bölgede yaptığı uzun çalışmaların ardından gözlem ve temaslarıyla ilgili bir rapor hazırladı. Bu raporunu, “Yakın Doğu’da Durum : Ermenistan’a Gönderilen Askeri Kurulu’nun Raporu” adıyla 16 Ekim 1919’da Amerikan hükumetine sundu.
   Harbord raporunda, “Wilson’ın on dört prensibinin, gezdiği ülkelerde geniş ölçüde benimsendiğini, Şammar’dan Basra’ya, çöl Araplarının yaşadığı bölgelerden Kafkasya’ya, Dağıstan’dan Sivas ve Erzurum’daki Türk ulusal akımının önderlerine kadar herkesin ‘kendi kaderini tayin’ prensibine büyük bir ilgi duyduklarını” kaydetti.. (“Harbord Raporu’nun Türkçesi”, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi, Belge No : 150/19-27331)
   Wilson Prensipleri’nin İtilaf Devletleri tarafından merkez devletlerini çözmek ve yenilgiye uğratmak için özellikle yayınlandığı çok geçmeden anlaşıldı. Çünkü İngiliz ve Fransız devletlerinin sınırları içinde de yabancı unsurlardan oluşan çeşitli milletler olduğu halde, bu prensipler onlara uygulanmadı, onlarda heyecan oluşturmadı. Bu prensipler özellikle Osmanlı Devleti’ne uygulanmaya kalkışıldı. Bu konuda gözettikleri tek şey kendi çıkarları ve emelleri oldu. (S.R.Sonyel,a.g.e, c.1,s.5 ; Erol Ulubelen, “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye”, s.200) Bunun en çarpıcı örneğini, bu prensipleri bizzat ortaya atan Wilson’ın ifadelerinden de anlamak mümkündür. 1919 yılı başlarındaki Paris Konferansı sırasında İngiltere Başbakanı Lloyd George, ABD Başkanı Wilson’a, “Türklerin İstanbul’da kalıp kalmayacaklarını” sorduğunda, Başkan Wilson, uluslararası ilişkilerde görülen çifte standarda en iyi örneklerden biri olabilecek cümlelerden birini, “Türkler, Avrupa’da çok uzun süre kaldılar ; artık oradan tamamen temizlenmelidirler” şeklindeki sözleriyle ifade etti. Ortaya attığı prensiplerle mazlum milletlerin umudu haline gelen bir insanın, söz konusu millet Türkler olunca takındığı tavır insanlık adına utanç vericidir..
   Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos, Osmanlı’nın kaderinin ele alındığı ve Sevr’in taslak çalışmalarının yapıldığı Paris Barış Konferansı’nın 3 ve 4 Şubat 1919 tarihleri arasındaki oturumlarında İzmir ve Batı Anadolu ile ilgili isteklerini ortaya koyunca, Venizelos’un bu konuşması Wilson’ı da oldukça etkilemiş ve o da bu konuşmaya alkış tutmuştu. (H.Nicholson,”Peacemaking 1919″) Halbuki Venezilos’un Yunan talepleriyle ilgili yaptığı konuşmada ortaya koyduğu konular hem Mondros Mütarekesi hükümlerine , hem de Wilson Prensipleri’ne tamamen aykırıydı !..
    


   Wilson’ın, aslında dini sebeplerden ötürü, Türklere karşı bir ön yargısı vardı. Türk ve Müslüman düşmanıydı da denilebilir.. Amerikan delegeleri toplantıda Yunan isteklerine karşı çıktıkları halde, o yine de doğru olanı değil, bağnazlığının ve fanatizminin gereği olan şeyi yaptı ve Yunan emellerini sonuna kadar destekledi !.. (Howard N. Harry, “The Partition of Turkey, A Diplomatic History 1919-1923”, s.244)
   Nitekim Halide Edip de, Başkan Wilson’ın on dört prensibi, “özellikle ve kurumlu bir şekilde” açıkladığını söyler. (Halide Edip Adıvar, “Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri”, s.3-4) 
   Wilson Prensipleri Cemiyeti, kurulduğu günden itibaren, hemen faaliyete geçti. Beyannameler basıldı ve yayınlandı, kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı..
   Osmanlı Devleti içindeki  her işi adım adım takip eden İngiliz Gizli Servisi de bu cemiyetin hareketlerinden hiç rahatsız olmadı !.. O tarihlerde İngiltere’nin İstanbul’daki siyasi temsilcisi olan Thomas B. Hohler, 24 Aralık 1918 tarihli mektubunda, İngiliz Dışişlerine, “bu derneğin önemli olmadığını” söyledi !.. (S.R.Sonyel, a.g.e, c.1, s.6) 






   

Leave a reply:

Your email address will not be published.