311 ) FATİH’İN GEMİLERİ YÜRÜDÜ AMA NASIL ?..

   İstanbul’un fethini anlatan herhangi bir tarih kitabında, en belli başlı olaylardan biri olarak, Osmanlı gemilerinin “akıl durduracak bir şekilde ve bir gecede Beyoğlu sırtlarından aşarak Haliç’e indirildiği” iddiasıyla karşılaşırız..
   Doğrusu önceleri ben de bu iddianın, biraz abartılı olsa da, doğru olduğuna inandırılmış olanlardandım. Fakat daha sonra okuduğum bazı kitaplar ( yazının sonunda adlarını paylaşacağım) kafamda epey büyük bir soru işareti yarattı ve sonuçta, bu kitapların savunduğu tezi daha inandırıcı buldum..

   Hiç kuşkusuz İkinci Mehmed’in kafasında daha işgalin ilk planlama döneminden itibaren Haliç’e gemi çıkartma projesi vardır. Çünkü diğerlerine nazaran Haliç’teki surların daha zayıf olduğu bilinmektedir. Ayrıca Fatih’in padişahlığından on dört yıl önce Venedikliler, Adige’den Garda Gölü’ne 14 km. boyunca gemileri taşımışlardır. 
   Yapılan planlama çerçevesinde Boğaz’dan Haliç’e gemi çıkarma işi belki de düşünülmüştür ama çok pahalıya mal olacağı ve uzun süreceğinden dolayı, vazgeçilmiş olma olasılığı daha güçlüdür. Bu dik yokuş ve inişli güzergahtan daha uygun yerler mevcuttur ; Haliç’in iç derinliği bütünüyle Osmanlı’nın elindedir zaten. Üstelik burada hem orman boldur, hem de gemi yapımında çalışacak insan..
   O günkü teknik koşullarda, üstelik kuşatma devam ederken, bu işin olanaksızlığı bir yana ; böylesi büyük bir olayı planlayanlardan geriye en küçük bir teknik ayrıntı, çizim, plan, belge ve bilgi kalmamış olması bile, iddianın bir efsaneden ibaret olduğunu düşündürmeye yeter..
   Beş bin deneyimli usta ve işçi ile yapılan Rumeli Hisarı bile 4,5 ayda bitirilmiştir. Bu yapının yapım süreci, yapanları ve bunu gibi her türlü ayrıntılı bilgi arşivlerde mevcuttur. Keza büyük topların kimin tarafından yapıldığı, hangi başarısız deneylerden geçtiği, çizimlerinin nasıl olduğu, boyları, enleri, Edirne’den İstanbul’a iki ay içinde ve hangi zorluklarla taşındığı gibi her türlü de bilgi de yine arşivlerde vardır..
   Ayrıca Haliç’in iki yakası arasında, fıçıların birbirine bağlanmasıyla oluşturulan köprü inşaatı bile, önceden hazırlanmış fıçılarla, daha ilk günden başlamasına rağmen, ancak gemilerin Haliç’te görünmesinden sonra tamamlanabilmiştir..
   Kısacası, böyle olağanüstü bir işe dair elimizde kesin bilgiler bile yoktur ; gemilerin nereden yürütüldüğü hemen hemen her yazar ve tarihçide farklıdır. Öyle bir muamma ki ; Tursun bey, Aşık Paşazade gibi aynı dönem tarihçilerinde, gemilerin nasıl ve nereden taşındığına ilişkin bilgi yoktur..
   Bu sorular bir yana, gemileri dağdan aşırmaya varacak denli büyük bir zahmet ve zekaya kadar, alt tarafı bir demiri kesemediler mi diye sorası geliyor insanın.. Çünkü bu zincir aşılmaz değil, yalnızca sınırlayıcı ve denetim sağlayıcı bir engelden ibaret.. Nitekim daha 1203 yılında, Venedik donanması tarafından kırılarak geçilmiş. Keza Osmanlılar’ın İstanbul’a girmelerinden sonra kaçmaya çalışan Venedik gemileri tarafından, yeniçerilerin yağmalamaları sırasında, iki gemiciye baltayla kırdırılarak ikinci kez aşıldığı da biliniyor.. 

   Söz konusu zincirin Galata tarafından da bir tehlikesi yoktur ; o koşullarda Cenevizlilerin Osmanlı’ya ciddi bir direnç göstermeleri imkansızdır. Pera’dan tepelerine yöneltilmiş toplar ve Zağanos Paşa’nın on bin kişilik ordusu tarafından boyun eğdirilmiş durumdadırlar. Dolayısıyla zinciri Galata tarafından etkisiz hale getirmek, dağdan gemi aşırmaktan çok daha kolaydır. Zaten bunun aksini iddia etmek, İkinci Mehmed gibi son derece zeki bir padişaha hakaret etmek demektir..
   Dolmabahçe’den, hele ki Tophane’den başlayacak bir gemi aktarma operasyonu doğrudan Bizanslıların gözü önünde yapılmış demektir. En zifiri karanlık gece için bile bunun aksini iddia etmek olanaksızdır. 
   Bu durumda, Müneccimbaşı‘nın da belirttiği gibi, aktarmanın Rumeli Hisarı’ndan başlaması gerekiyor ki bu, durumu daha da olanaksızlaştırıyor…   
   

   “Mufassal Osmanlı Tarihi”nin 1.cildinde, sayfa 430’da şöyle bir yorum var : “İstanbul’un kuşatma ve fethinden bahseden hemen bütün kaynakların işaret ettiği ; daha önce hazırlanan bir projenin 20 Nisan’dan sonra uygulanmasıdır. Çünkü, gemilerin geçirileceği güzergahın saptanması, arazinin çukur yerlerinin doldurulup, tümseklerin kazınması, güzergah üzerindeki ağaçların kesilmesi, gemileri üzerinde kaydırmaya yarayan araçların hazırlanması için bir iki günden fazla zaman harcanması gerektiği bellidir..”
   Hasan Kazankaya, “İstanbul’un Fethi ve Fethin Karanlık Noktaları” adlı kitabında, resmi tezin olanaksızlığı üzerinde şöyle bir mantık yürütüyor :
“En basit hesapla ; 61 metre boyuna, 8 metre genişliğindeki bir kadırgayı, denizden kızakla karaya çıkarmak için gemi başına on dakikalık bir zaman ayırsak, 72 gemi için 12 saatlik bir süre gerekir ki, zaten gece bitti demektir..”

   O dönemde orman olan o arazide ( en kısa mesafe 3 km.) gemilerin geçmesi için binlerce ağaç kesmek ve güzergahı temizlemek gerekiyor. Bu iş bir ayda yapılabilirse mucize !.. Tabii bu en kısa güzergahın kullanılması demek ve de her şeyin Bizanslıların, Galatalıların gözü önünde yapılması demek..
   Arazinin düzletildiğini de varsayalım ; gemilerin üzerinde kaydırılması için yol boyunca, yağlı ve birbirine simetrik binlerce (en kısa mesafe için 6 bin ) kereste hazırlanıp yerleştirilmesi gerekiyor. Çıkışlarda avantaj sağlayabilecek olan yağlı kızakların, inişlerde büyük sorun çıkartacağı da bellidir..
   Bizanslıların bütün gemileri bir sabah aynı anda gördüğünü düşünürsek ; gemilerin denize inmeden önce Kasımpaşa sırtlarında bekletilmiş olması lazımdır. Ayrıca, 72 geminin Kasımpaşa’ya indirilmesi için güzergah üzerinde ciddi bir çalışma yapılmış olması gerekir ki, bu, Bizanslıların gemilerin hepsini birden aynı anda gördüğü esprisini de geçersiz kılıyor..
   Müneccimbaşı, “Sahaifü’l-ahbar” adlı tarihinde şöyle der, “Fakat gerçek olan rivayete göre, gemiler Okmeydanı’nda hazırlanmış ve buradan denize indirilmiştir..”
   Evliya Çelebi de “Seyahatname”sinin 86.sayfasında, durumun ayrıntılarına bir açıklama getirmiştir : “Ebu’l-feth, Timurtaş Paşa’yı iki bin askerle Kağıthane’deki koruluk içinde elli parça kadırga yapmakla görevlendirdi. O da kimi köyleri talan edip tahta ve kerestelerden işe yarayanları gemilerin yapımında kullandı. Koca Mustafa Paşa ise azap askeriyle Okmeydanı ensesinde Levent Çiftliği denilen yerde elli parça kadırga, elli parça da at kayığını hazır eyledi. (Kuşatmanın) Onuncu günde de Kağıthane’deki kadırgalar hazır olup, cümle karada, denizde olan bütün gemiler ve içlerindeki asker hazır baş idiler.. Tersane bahçesi dibinde Şahkulu adlı iskelede denize indirildiler. Gemilerin geçtiği yerler, Okmeydanı’nda hala görülmektedir..”

   Gerçekten de, Kağıthane Deresi ve Okmeydanı’nın “ensesi”, Bizans’ın görme ve duyma ufkunun ötesinde bir alandır. Haliç içinde bitmiş gemilerin gece karanlığında süzülerek Kasımpaşa’ya sessizce getirilmesi ve Bizanslıların bunları birdenbire görmesi olasılığı daha akla yatkındır..

KAYNAKÇA :
Feridun Dirimtekin, “İstanbul’un Fethi”
V.L. Mirmiroğlu, “Fatih’in Donanması ve Deniz Savaşları”
Selahattin Tansel, “Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri Faaliyetleri”
Hasan Kazankaya, “İstanbul’un Fethi ve Fethin Karanlık Noktaları”
Erdoğan Aydın, “Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler”
Evliya Çelebi, “Seyahatname”

Leave a reply:

Your email address will not be published.