308 ) ADI “KÜÇÜK” AMA İŞLEVİ BÜYÜK BİR ZAT !..

   Gerçek adı Izrail Lazareviç Guelfand ( 1867-1923 ).. Ayrıca Alexander Helphand adı ile daha çok Latince’de “Küçük” anlamına gelen “Parvus” adını kullanıyordu.. 
  Parvus,1891’de Almanya’ya yerleşti ve SPD ( Alman Sosyal Demokrat Partisi) Merkezi Yayın Organı Neue Zeit ve Vorwart’de yazdı..Almanya’da ekonomi ve maliye doktorası yaptı.. Sesini ilk olarak Kapital’in üçüncü cildiyle ilgili olarak Alman Marxcıları arasında çıkan bir tartışmada duyurdu.. 
  1893’de Prusya’dan çıkartıldı. Saksonya’da Leipziger Volkszeitung’da ve sonra Sachsische Albeiterzeitung’da yazdı ; Alman sosyal demokrasisinde, toprak sorununa ilişkin tartışmalarda aşırı bir tutum belirledi..1898’de Saksonya’dan da kovuldu. Münih’e yerleşti ve Ausder Weltpolitik’i yayımladı.. Slav ve Kuzey edebiyatı yapıtlarını basan bir yayınevi kurdu..
  Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin yayın organı İskra’nın (Lenin’in gazetesi) Münih’te yayınlanmasına yardım etti. Bu partinin 1903’de bölünmesinden sonra Menşevikleri ve Bolşevikleri uzlaştırmaya çalıştı. 1904’de genç Troçki ile sıkı işbirliğine girdi ve onunla birlikte sürekli devrim kuramını hazırladı..
  Parvus’un tezi ; işçi sayısı az olan, sanayisi gelişmemiş Rusya’da işsizlerin ve öğrencilerin devrim yapabileceği yönündeydi. Bu devrim için Rusya’nın büyük bir güçle savaştırılması yeterliydi. Nitekim Rus-Japon savaşının çıkabileceğini daha önceden kestiren Parvus, devrim için gerekli koşulların gelişeceği belli olunca, sürekli devrim kuramını birlikte hazırladığı Troçki ile gizli hücreleri kurmaya başlamıştı. Bu gizli hücreler, sonradan, Kızıl Ordu’nun çekirdeğini oluşturmuştu..
  Ancak bu devrim başarıya ulaşmadı..1905’de Petersburg Sovyetinde çalışırken tutuklanan Parvus, daha sonra Viyana’ya yerleşti..

    

  1906-1908 yılları arasında Parvus’u, Balkanlar’da bir Balkan Sosyalist Federasyonu kurma doğrultusunda çabalar gösterirken görüyoruz.
Balkanlar’daki Bulgar, Sırp, Makedonyalı vb. sosyalistlerle işbirliği yapmış ve onlara öncülük etmiştir. 
  Parvus’un kurmak istediği bu federasyonun iki amacı göze çarpıyor. Bunlardan birincisi ; Rusya’ya karşı, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti ile birlikte ittifak yaparak savaşacak güçlü bir devlet oluşturmak..İkincisi ise, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ı, Osmanlı Devleti üzerinden Hindistan’a ulaştıracak olan halkayı sağlamlaştırmak..
   1907’de, Almanya’da çıkan “Kolonyalizm Politikası ve Yıkılışı” adlı kitabında, sömürgecilik yarışının Avrupa’nın büyük devletleri arasında büyük bir savaşı hazırlamakta olduğunu, bu savaşta Rusya gibi dıştan güçlü ama iç yapısı aslında çürük imparatorlukların yıkılacağını, büyük savaşın Rusya’da sosyalist devrimin başlangıcı olacağını ileri sürdü. Sosyalist devrim, kapitalizmin yıkılmasıyla gelmeyecekti. Çünkü kapitalizmin sömürgecilik sayesinde hala yaşama gücü vardı. Sosyalist devrim işçi sınıfının savaşıyla da meydana gelmeyecekti. Sosyalist devrim için tek şans, emperyalist devletler arasında çıkacak büyük bir savaşın patlamasıydı !..
  Çıkardığı bu sonuç yüzünden sosyalist çevrelerin büyük hücumlarına uğrayan Parvus, 1910 kasım ayı başında Türkiye’ye geldi. Balkan sosyalistlerinden, Osmanlı Parlamentosu’nda Selanik mebusu olan Vlahof Efendi ve Romen sosyalisti Hristo Rakovsky aracılığıyla İstanbul’da İttihat ve Terakki’nin önderleriyle tanıştı..
  Parvus İstanbul’a gelince “İskender” adını alır. İslamiyet’i seçtiğini söyleyerek Çamlıca Bektaşi Tekkesi’ne gider.. Bu arada, İstanbul’da yazdığı yazılarında Türkiye için bir sosyalist devrimin sözünü bile etmemektedir !..

   Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerindeki belgelerin yayınlanması ile doğrulanmıştır ki, Parvus, Rusya’nın çökmesi için içeride milliyetçi ve sosyalist devrimci zümrelerinin ihtilal çıkartması gerektiği düşüncesi ile İstanbul’da Alman Elçiliği’nde çalışan Dr. Zimmer aracılığı ile 9 Ocak 1915’de Büyükelçi Wangenheim ile yaptığı bir görüşmede bu konudaki tekliflerini bildirdi. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine Berlin’e gönderildi ve orada 9 Mart 1915 tarihli ve Rusya içinde ihtilal çıkartma konusu üzerine bir muhtıra sundu..
  1911-1915 döneminde Parvus, İttihat ve Terakki ileri gelenleriyle anlaşmış, bu sefer de Pantürkizm ve Panislavizm savunuculuğu yapmıştır !. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa girmesi gerçekleştikten sonra görevi bitti !..
  Parvus’un Almanya ile birlikte savaşa girilmesi gerektiği yolundaki görüşleri, Osmanlı topraklarına ayak bastığı andan itibaren Türkçülerimiz (!) tarafından halka yayılmaktaydı.. 1911 İttihat ve Terakki Kongresi’nde Celal Nuri (İleri) Almanya ile birlikte hareket etmezsek başımıza gelecekleri belirtir :
“Şimdiki koşullar altında Osmanlı İmparatorluğu bir tabiat garibesidir. Bu durum karşısında Türk’ün geleceği ne olacaktır ? Osmanlı Devleti bağımsızlığını yitirirse Türk’ün alın yazısı ne olacaktır ? Emperyalizm kahramanları karşısında ne yapacaktır ?..”
  Halide Edip (Adıvar) 1913 yılında yazdığı “Yeni Turan” adlı romanında Parvus’un söylediklerini tekrarlar…
  Bir başka Türkçümüz Moiz Kohen (Munis Tekinalp) ise, “Türkler Bu Muharebeden Ne Kazanabilir ? “ adıyla 1914’de bir kitap yazar..Kitapta, Turan yollarına gidilmesi, Almanya ile bir olup savaşa girilmesi önerilmektedir. Eric Jan Zürcher’e göre bu kitap Osmanlı savaş gayelerinin bir bildirisi olmuştu.
  Celal Nuri, Ahmed Agayef ( Ağaoğlu), Gingsberg ve diğer Türkçüler de bu görüştedir. Bütün Osmanlı basını bu konuyu işler, halkı hazırlar..
  Dikkat çeken bir başka husus ise, Parvus’un Rusya’da yaşayan Türkler için hiçbir öneride bulunmamasıdır !..

  Parvus, Türkiye’de vagon ticaretinden ; daha sonra da Almanya, Hollanda ve İsveç’te kömür ve çelik işlerinden milyonlar kazanıp dünyanın sayılı zenginlerinden biri oldu..  
  Osmanlı Devleti’ndeki vurgunlar sadece vagonların alınması zamanında olmadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında başka boyutlarda devam etti. Savaş boyunca sadece devlet değil, millet de Siyonistler tarafından soyuldu. Tren yolları ve vagonlar vurgun için adeta bir silah haline gelmişti. Siyonistlere ayrıcalıklar tanınarak fiyatlar alabildiğine yükseltildi. 
  Almanya ve Avusturya, gerek duyulan ihtiyaç maddelerini satın almak üzere bir satın alma şirketi kurmuştu. Almanya’nın verdiği ve Osmanlı Devleti’nin büyük paralar harcayarak satın aldığı vagonlara karşın, demiryolları, ordunun ihtiyacı olan cephane ve gıda maddelerinin taşınmasına yetmiyor bahanesiyle tüccarlara hiç vagon tahsis edilmiyordu. Ancak öteki taraf lehine kabul edilen şart gereğince, satın alma şirketi kendi lehine tahsis edilmiş olan vagonlarla kendi mallarını düzenli olarak taşıyabiliyordu. Satın alma şirketi böylelikle ülkede tek alıcı durumuna girmişti ve her malı istediği fiyata satın alabiliyor ve ülke piyasalarına girebiliyordu. Hükumet buna engel olacak hiçbir adım atmıyordu.. 
  Büyük suistimaller yapıldı. Talat Paşa bu suistimallere anılarında değinmek zorunda kalmıştır :
“Aynı zamanda aracılık ve imtiyazlar da başladı. Vagonlar satın alınıyor ve satılıyordu. İki vagon için izin almış kimselerin binlerce liralık çıkar sağladıkları söyleniyordu. Söz gelimi para sağladığını ve gizliden gizliye ticaret yaptığını öğrendiğim için görevine son verdiğim (…) Valisi (…) Bey, Enver Paşa’ya başvurarak acınacak halini anlatmış ve kendisine yardım edilmesini istemişti. Vali, Meşrutiyet’ten önce Enver Paşa ile dosttu. Eski dostluk gereği olarak kendisine bir ya da iki vagon için izin verildi. Hemen, bu vagonlar sayesinde beş bin liralık çıkar bağladığı duyuldu..”

   Vagon yolsuzluğu deyince, bir başka büyük dolandırıcıyı anmadan geçmek doğru olmaz : Baron Hirsch.. 
  İsrail’in kuruluşunda hiç şüphesiz ki en büyük mali desteği yapanlardan birisi olan bu zat ; iflasın eşiğinde iken, 1869 yılında Osmanlı Devleti’nden aldığı Rumeli Demiryolları imtiyazıyla köşeyi dönmüştür.. Bakalım bu paraları nereden ve nasıl almış :
“Doğu demiryolları için 1.980.000 tane tahvil 128,5 Frank fiyatla piyasaya çıktı. Bunları Baron Hirsch satın aldı. Daha dolaşımı başlamadan, yani tedavüle çıkmadan, tanesini 150 Frank’a sattı..”
  Sadece bundan dolayı kazancı 42.500.000 Frank olmuştu !.. İş bununla da kalmadı : “Yapımını üstlendiği demiryolu yatırımının aksaması nedeniyle tahvillerin değeri 115 Frank’a kadar düşmüştü. Osmanlı Devleti de 1.980.000 adet tahvil karşılığı 792 milyon Frank borçlandığı halde bu değer kayıplarından ötürü eline sadece 254.430.000 Frank geçmiş, 537 milyon Frank kayba uğramıştı..”
  Kısacası, Osmanlı boşuna batmamış !…

KAYNAKÇA :

Özden Nuri  Akbayır, “Bir Sosyalist Tip” ; Muammer Sencer, “Türkiye’nin Mali Tutsaklığı” ; Atilla Demiral, “Türkiye’deki ve Dünyadaki Komünizm” ; Abidin Nesimi, “Yılların İçinden” ; Niyazi Berkes, “Türkiye’de Çağdaşlaşma” ; Zeman-Scharlau, “Devrim Taciri” ; Abidin Nesimi (Fatinoğlu), “Yılların İçinden” ; İlhami Yangın, “İhtilal Tüccarları” 
          

Leave a reply:

Your email address will not be published.