305 ) İNGİLİZ GİZLİ SERVİSİ İŞ BAŞINDA !..

   

   Mütarekeden sonra Anadolu’nun büyük bölümü çok kısa süre içinde işgal altına alınmaya başlandı. İtilaf Devletleri ve özellikle de İngiltere, İstihbarat Servisi’ni ( Intelligence Service ) seferber ederek, yalnız İstanbul’ da değil, tüm Anadolu’daki örtülü faaliyetlerine mütarekeden sonra daha da ağırlık verdi ve çeşitli eylemlere girişti. İngiliz İstihbarat Servisi, İstanbul’da Padişah ve yönetim kadrosunun yakınına kadar sokulmayı başardı. Samsun’a ayak bastığı andan itibaren de Mustafa Kemal Paşa’yı yakın takibe aldı. Servis, Milli Mücadele’nin komuta merkezi olarak seçilen Ankara’da da Mustafa Kemal Paşa’nın çok yakın çevresine kadar yaklaşmayı başardı. Bakanlar Kurulu ( İcra Vekilleri Heyeti ), Genelkurmay Başkanlığı ( Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti ) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumlarında alınan en önemli, en gizli kararları ve devlet sırlarını bile ajanları vasıtasıyla ele geçirerek çok hızlı bir biçimde İngiliz Hükumeti’ne ulaştırmaktaydı..
   Osmanlı Devleti’nin yıkılışında ve İngiltere’nin ağına düşüşüne bu ülkenin gizli servis ajanlarının büyük etkisi olmuştur. İngiliz ajanları Osmanlı toprağını bir örümcek ağı gibi sarmışlar ve adeta yerin kulağı vardır anlayışına taş çıkartacak şekilde örgütlenmişlerdir. Bunları yaparken, her çeşit ajanlardan, örneğin özellikle çok iyi Türkçe bilen Rum, Ermeni, Musevi ve kimi gayrimüslimlerden, mevcut hükumetle arası iyi olmayan kişilerden, rejim muhaliflerinden, İngiliz yandaşlarından, çıkar düşkünlerinden, boşboğazlık yapan şarlatan politikacı ve yetkililerden, dikkatsizce davranarak ağzından söz kaçıran işgüzarlardan, özellikle o dönemin basın camiası içinde yer almış kişilerden ve Anadolu’da sözde geziye çıkan gezginlerden, dahası çevrede dolaşan ve bazen gerçek olabilen kimi söylentilerden de yararlanma yoluna gitmişlerdir. ( Salahi R. Sonyel, “İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri” )
   Nitekim İngiliz Gizli Servis Başkanı Sir Walter Bullivant’ın sözleri işin ciddiyetini ve durumun Osmanlılar adına vehametini göstermesi açısından manidardır. Şöyle diyor Bullivant :
“Her yandaki ajanlarımdan, yani Güney Rusya’da dilencilerden, Afgan at tüccarlarından, Türkmen tacirlerinden, Mekke yolundaki hacılardan, Kuzey Afrika’daki şeyhlerden, Karadeniz takalarındaki denizcilerden, koyun postu içindeki Moğollardan, Hint fakirlerinden, Körfezdeki Yunan tüccarlardan ve şifre kullanan saygın konsoloslarından raporlar alıyorum..” ( Peter Hopkirk, “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Savaş”, s. 137 )

  

   Savaş yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Müslim veya gayrimüslim azınlıkları Osmanlı’ya karşı ayaklandırmayı başaran İngiliz İstihbaratı, bu eylemlerinin sadece Türkiye’de değil, diğer devletlerde de sürdürdü. Örneğin Cenevre’deki İngiliz İstihbarat ajanı Hugh E. C., İsviçre’deki kimi Fransız ve İngiliz yandaşı Türklerle işbirliği içerisine girdi. Whittall, o sırada Bern’de İngiltere Büyükelçisi olan Sir Horace Rumbold’a gönderdiği yazıda, Kamil Paşa Kabinesi’nde İçişleri Bakanlığı yapmış olan Reşit Bey’in bir Fransız ajanı olduğunu ve sağladığı bilgiler karşılığında bu görevinden dolayı ayda 1.500 frank ödenek aldığını ve Reşit Bey’in oldukça kaypak ve tehlikeli bir adam olduğunu söyledi..
   Savaş yıllarından beri var olan İngilizlerle Fransızlar arasındaki Orta Doğu’ya egemen olma rekabeti bu iki ülkenin istihbarat servisleri arasında da büyük bir rekabete dönüştü. Bu rekabet Mütarekenin imza edilmesinin ardından daha da yaygınlaştı. Nitekim İstanbul’daki Fransa Büyükelçiliği eski tercümanı M.Ledoux, İsviçre’de yaşayan Fransız yandaşı ve İttihatçı düşmanı kimi Türkleri, kendilerine yardımcı olmak üzere ve Fransız pasaportları da sağlamak suretiyle İstanbul’a götüreceğini vaat etti. Onlardan istediği ; zaten İttihatçı aleyhtarı olan yeni yönetimin yakınlarına kadar sokulmalarını sağlamak suretiyle bilgi almaktı..
( S.R.Sonyel, a.g.e., s.2-3 )  
   Bu arada İngilizler basına da sıkı bir sansür uyguladılar. Nitekim İstanbul Hükumeti, İngilizlerin bu isteğini yerine getirdi. Aldığı kararla, neşrine izin verilen makalelerin yayından önce sansüre gönderilmesini istedi ve uymayanların cezalandırılacağını duyurdu. ( BOA, Meclis-i Vükela Mazbataları, Dosya No.228 )
   Bu yeni düzenlemeyi 2 Aralık’tan itibaren uygulamaya koydu. Sansür olayına tepki İstanbul basınında geniş bir şekilde yer aldıysa da sansürü kaldırmak mümkün olmadı..
   Bu arada İngiliz İstihbarat Servisi uzun zamandır yakın takibe aldığı Türkiye’deki Mason Locaları ile de ilgilenmeye başladı. Mütareke sonrası dönemde localar, İtilaf Devletleri’nin işini kolaylaştıracak istikamette kamuoyu oluşturulmasını sağlamak amacına yönelik olarak profesyonelce kullanıldılar. Nitekim İstanbul’da bulunan İngiliz işgal kuvvetlerinin başkomutanı 16 Aralık 1918’de Londra’daki Askeri İstihbarat Şefi’ne gönderdiği kapalı telyazısında, “Mason Locaları’nın İtilaf Devletleri’ne karşı sempati oluşturmak gayesiyle bir araç olarak kullanıldığını” açıkça ifade etti.
   İngiltere Dışişleri Bakanlığı Doğu Masası yetkililerinden George Kindston 21 Aralık 1918’de kaleme aldığı raporunda, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kendi gizli örgütünü Türk Mason Locaları çerçevesi içinde kurduğunu, bu cemiyetin Selanik Musevi Locası’nın bayrağı altında Babıali’ye yürüyerek Nazım Paşa’yı öldüren ayak takımı sayesinde hükumet darbesi yaptığını, İngiliz Farmasonlarının Doğu Masonlarını inkar ettiğine inandığını, Amerikan Farmasonlarının tutumunun ne olduğunu bilmediğini, İtalyan Farmasonlarının ise Masonluğu İtalya’dan getiren ve Selanik Locası’nın başlıca kurucusu bulunan Carasso ( Karasu ) ve İttihat ve Terakki Cemiyeti ile sıkı ilişkisi olduğunu kaydetti.
     

   Mütarekenin hemen ardından kurulan kimi parti ve derneklerin, çalışmalarını Mason Locaları aracılığıyla sürdürdükleri de İngiliz İstihbarat Servisi’nin dikkatinden kaçmıyordu. 31 Aralık 1918 tarihli gizli işaretli bir raporda, “İttihatçı yönetimin tüm üyelerinin yargılanmasını, Türkiye’nin bir imparatorluk olarak kurtuluşunu, sosyal şartların geliştirilmesini,vs.” sağlamak amacıyla, son günlerde, Teceddüt, Talim-i Terbiye, Sulh ve Selamet ve Türk Yolu gibi dernekler kuruluyordu. Bu dernekleri, kendi eylemlerini gizli tutmak amacı güden İttihat ve Terakki Cemiyeti kurmuştu. Dolayısıyla aktif İttihatçılar bu derneklere katılmamışlardı. Dernek üyeleri toplantılarını Mason Locaları’nda yapıyorlardı. Bu localar 28 Kasım 1918’den beri her gece toplanıyor, sonuçta şu iki kararı alıyorlardı :
1. Türkiye’yi güdümüne alması için Amerika’ya başvurmak,
2. Basını gizlice denetlemek..
   Her dernekten iki üye, ulusun temsilcisi sıfatını takınarak İstanbul’daki Amerikan basın temsilcisi M. Barry’ ye yanaşacak, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden hiç söz etmeden ona, Türkiye’nin diriltilmesi için Amerika’nın destek; sempati ve yardımını halkın memnuniyetle karşılayacağını bildirecekti..
   İngiliz istihbarat raporuna göre delegeler ayrıca, Başbakanlığa ( Sadarete ), bakanlıklara, polis, gümrük ve içişleriyle uğraşan yetkili makamlara Amerikalı danışmanlar atanmasını kabule hazır olduklarını açıklamışlardı. Yine bu rapora göre, İttihat ve Terakki Cemiyeti madencilik ve öteki sahalarda Amerika’ya önerilecek ayrıcalık haklarının oldukça çekici yem olacağını sanıyordu. Hatta Amerika’nın Türkiye’yi birkaç yıl yönetmesi için izin verebileceğini ve İttihatçıların çok geçmeden ülkeye yeniden hakim olacağını düşünüyorlardı. Böylelikle Amerika, verilen yeme kapılarak Türkiye’nin bölünmesine karşı çıkacaktı !.. 
( R. Sonyel, a.g.e., s.3-4 )
   İngiliz İstihbarat Servisi, bu kampanyayı yürütenleri yakın takibe almaya bağlamıştı. İngilizlerin en çok rahatsız olduğu kurumların başında, Halide Edip ve Rıza Tevfik’in kurduğu ve Robert Kolej Müdürü Dr. Gates’in de dışarıdan desteklediği Wilson Prensipleri Cemiyeti geliyordu…
( Leland James Gordon, “American Relations With Turkey, 1830-1930”, s.28 )



Leave a reply:

Your email address will not be published.