304 ) OSMANLI VE ENFLASYON !..

  

   Osmanlı tarihinin ilk develüasyonunu Fatih Sultan Mehmed yapmış, paranın değerini düşürmüştür. Böylece merkezi yapıyı güçlendirmek ve genişletmek için gereken mali finansmanı sağlamıştır.
   Bilindiği gibi, Osmanlı’nın paranın değerini düşürme yöntemine tağşiş denir. Arapça’da “hile yapmak, aldatmak” anlamına gelen bu kelime aynı zamanda, “bir şeyin içine başka bir şey karıştırma, saflığını bozma” anlamlarını da taşır.. Mağşuş, yani tağşiş edilmiş işlemi yapıldığında Galata bankerleri derhal bu durumu fark ediyor ve Batılı devletlerin altınları karşısında Osmanlı parasının değerini düşürüyorlar ; böylece develüasyon ortaya çıkıyor..
   Tarih Vakfı’nın yayımladığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi” kitabının yazarı, Prof.Şevket Pamuk ; “İstanbul ve Diğer Kentlerde 500 Yıllık Fiyatlar ve Ücretler, 1469-1998″  adlı, DİE tarafından yayımlanan kitabında şunları yazıyor : “Tağşişi en çok sevenler, merkeziyetçi ve reformcu padişahlardır. Osmanlı’da ilk tağşiş, Fatih Sultan Mehmed çocukken, tahta ilk çıkışında yapılıyor. Daha sonra Fatih, hemen her on yılda bir tağşiş yapıyor (…) O zamanlar enflasyona karşı güvence sağlayan faiz ve benzeri kurumlar olmadığından sabit gelirliler, yani esnaf  ve Yeniçeriler, çok zarar görüyor. Bir tağşiş sırasında  1 Duka altınının değeri 38 akçeden 44 akçeye çıkartıldığında, Yeniçerilerin maaşı günde 3 akçe.. Bunun üzerine 1446’da Yeniçeriler, muhtemelen Sultan Murad’ı tekrar başa geçirmeye çalışan Çandarlı’nın perde arkasından yönetmesiyle, Edirne’de bir tepede toplanıp olayı protesto ediyorlar ve buçuk akçe “terakki” yani zam istiyorlar. Sonuçta maaşları günlük 3,5 akçeye çıkartılıyor. Edirne’deki bu tepenin adı bugün de ‘ Buçuk Tepe’ olarak anılır.. 


    
   III. Murad döneminde aşırı enflasyon yaşanmış, gümüş paranın değeriyle sürekli oynanmış, yiyecek fiyatları artmıştı. 600 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi gerekirken, dönemin sonunda 800 akçe kesilmekteydi ki bu, yüzde yüzlük bir enflasyon demekti… Aynı nedenle ücretlilerin alım gücü yarı yarıya düşmüş, bunun kaçınılmaz sonucu ise sık sık yinelenen Kapıkulu ayaklanması olmuştur..
   25 Aralık 1574 günü dağıtılan cülus bahşişi ile saltanatına başlayan III. Murad, daha ilk günden bu bozuk düzenin sinyalini vermişti !.. Her biri on bin altınlık yüz on kese altın, yani 1.100.000 altın, İç Hazine’den cülus bahşişi olarak dağıtılmıştı !..
   Saltanatı boyunca alınan tüm önlemlere rağmen hayat pahalılığı her gün artmaktaydı. Narhlara ve rayiçlere uyulmasına ilişkin buyruklara uyulmamaktaydı. Piyasa kırkık ve ayarı düşük akçelerle dolmuştu. İstanbul kadısına yazılan hükümlerde bir altının 60 akçe, bir kuruşun 40 akçe düzeyinde tutulması, halis gümüşün israf edilmemesi istendiyse de para darlığı yüzünden hükümler geçersiz kaldı. Sıkıntı sürerken 10 Nisan 1582’de Mihrimah Sultan’la Rüstem Paşa’nın kızı olan Aişe Hümaşah Sultan’ın Nişancı Feridun Bey’le düğünleri yapıldı. Aynı günlerde, daha görkemli bir düğün hazırlığı daha vardı : Şehzade III. Mehmet’in 51 gün sürecek olan sünnet düğünü, sur-ı hümayun…
   29 Mayıs-19 Temmuz arasındaki bu düğün kutlamaları için Hazine’den 50 yük, yani 2 milyon ile 5 milyon akçe arası çıkartıldı !..
   1586 Mayıs’ında III. Murad’ın kızı  Aişe Sultan, Vezir İbrahim Paşa ile evlendirildi. Düğünde davetlilere giydirilen üç bin hilat (değerli kumaş ya da kürkten kaftan ), nikah mihri için ödenen 300.000 altın ve yine ardı ardına ziyafetler, eğlenceler !..
   1598 sonlarında, III. Mehmet döneminde, pahalılık daha da arttı. Bunun bir nedeni de kalpazanların piyasadaki halis akçeleri el altından çekip, ayarı düşük akçeleri piyasaya sürmeleriydi. Bütün esnaf asıl işini bırakmış, tefecilikle geçiniyordu. Bunların çoğu gemicilerle de ortaktı. Gelen mallar indirilmeden, gizlice stoklanıyor ve sonra da fahiş fiyatlarla satılıyordu..
   Divan-ı Hümayun kararıyla altına 120, kuruşa 70 akçe fiyat konuldu. Oysa altın, piyasada 160 ; kuruş da 110 akçe idi !..
   16 Mart 1600’de başlayan ramazan ayında ; etin okkası 20 akçe, yenmez yutulmaz ekmek 100 dirhemden noksan, yenilebilir nitelikte olan ekmek ise 5 akçe idi. Pazarda ve çarşıda bir altın 160 akçe sayılmakta, asker ulufesi ise 1 altın = 118 akçe hesabıyla dağıtıldığından, Yeniçeriler bundan da ayrıca bir kazanç elde ediyorlardı..
   III. Mehmet döneminde, Avusturya savaşları sırasında, bir altın 220 akçeye fırlamıştı.. 1623-1640 arası saltanatta olan IV. Murad döneminde ise bir altın 250 akçeye çıkmıştı. Akçenin artık değeri kalmadığından “sikke” bastırıldı..
   Enflasyonun en önemli nedenlerinden biri de cülus bahşişleridir. 17. yüzyıl başlarında birer yıl veya en çok dört yıl  gibi kısa süreler içinde hükümdarların değişmesi nedeniyle, cülus bahşişi de kısa aralıklarla ödenir olduğundan hazinede nakit para kalmıyordu..
   “Eyyubi Efendi Kanunnamesi”nde, 1648 yılındaki IV. Mehmet’in cülusunda ; Yeniçeri ve acemi yaya başılarına 3.000’er akçe, Yeniçeri ağasına 100.000 akçe, sekbanbaşı ve maiyetine 30.000 akçe, çavuş başıların her birine 15.000 akçe, Yeniçeri kethüdalarına 7.000 akçe ödendiğini yazar. Cülus bahşişi ile birlikte ayrıca askerin günlük maaşına 2 veya 5 akçe zam yapılırdı, buna da “terakki” denirdi.. Aynı listede her sipahi neferin günlük maaşının 5 akçe ve her acemi neferin günlük maaşının 2 akçe artırıldığı görülür..



   17. yüzyılda Yeniçeri Ocağı’nda asker sayısı artmış olduğundan, asker maaşlarının ödenmesi için devlet hazinesinde nakit para ihtiyacı da artmıştı. 1597 yılına kadar bütçe açıkları daha önceki yıllara ait fazlalıklarla kapatılabilmişti. 17 yüzyıl başlarında ise, bütçe açığı kapatılamaz hale gelmişti. Bu dönemde mali krizin diğer bir nedeni, bütçe açığı ve nakit para sıkıntısına bağlı olarak para değerinin darphanelerde ve madenlerde düşürülmesiydi.. Değeri düşük paranın hazinede ve piyasada çoğalmasından sonra ulufeli askerin, köylü ve esnafın maddi durumları sarsılmıştı..
 
 
             

Leave a reply:

Your email address will not be published.