303 ) “TÜRK” HANS’IN ANILARI !..



   Cemil Koçak’ın “Geçmiş Ayrıntıda Saklıdır” adlı kitabında okuduğum ilginç bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.. Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgili yazılmış, yerli yabancı, bazı anı kitapların irdelendiği bu eserinde, sayfa 220 ile sayfa 236 arasında yer alan, gerçek bir öykü aynı zamanda..
   Burada bahsedilen Alman ; teğmen ve bölük komutanı olarak Prusya ordusunda görev yaparken, bu görevin ona artık sıkıcı gelmeye başlaması üzerine ve de dünyaya açılmak istemesi nedeniyle, 1908 yılında, İstanbul’daki Harbiye Nezaretine başvurarak Türk ordusunun hizmetine girmeyi teklif eden Hans Rohde..
   Harbiye Nezaretinin, bir takım müzakerelerden sonra, işe aldığı genç subay, 1909’da Hayfa’ya gelerek, ve de rütbe atlayarak, yüzbaşı ve bölük komutanı olarak göreve başlar.. Rohde, 1909-1913 arasında muvazzaf bir Türk subayı olarak Türkiye’de çalışır.. Önce Hayfa’da hem Türk askerlerini eğitir, hem de Türk dilini hızla öğrenerek, 8-9 ay içinde Türkçe’ye tamamen hakim hale gelir. Zaten bu, bir bölük komutanı olarak gerekli bir şeydir.
   1912 yılında Balkan Savaşının başlamasıyla Rohde bölüğüyle birlikte Trakya’daki Çatalca cephesine gelmiş, orada Bulgar birliklerine karşı savaşmıştır.
   1913 yılında tekrar Almanya’ya dönüp nişanlanır. Kayınpederi ile kayınvalidesi davetiyeye şöyle yazarlar :
“Kızımız Eva Ulrich ile Osmanlı İmparatorluğu Ordusunda Yüzbaşı Herr Hans Rohde’nin nişanlarını duyurmaktan şeref duyarız..”
   1916 ile 1917 yılları arasında, Türkiye’ye tekrar gelir ve General Von Falkenheim önderliğindeki Yıldırım Ordusunda kumandanlık eder. Ordunun Filistin cephesindeki tümen komutanlarından biri, bu cepheye 1 Mayıs 1917’de gelen  Albay İsmet ( İnönü ) Bey’dir..
   I. Dünya Savaşı ertesi yüzbaşı olarak Alman ordusuna geçmiş ve 1925 yılında Alman Ordusu adına ilk kez resmi bir görevle Türkiye’yi ziyaret ederek, Alman ve Türk orduları arasındaki, savaş sonrası ilk, bağları kurmuştur..
   Hans Rohder Almanya’ya döndüğünde, Berlin’deki Savunma Bakanlığına atanmış ; bakanlık da ona Berlin Üniversitesinde Türkçe, Arapça, Japonca ve Rusça öğrenmesi veya bu dillerdeki eksiklerini tamamlaması için iki yıllık bir çeşit izin vermiştir. Fransızca’yı da zaten bilmektedir…
   1932 yılında Berlin’in doğusunda küçük bir şehir olan Frankfurt an der Oder’deki  8 numaralı piyade alayına tabur komutanı olarak atanır. 1934 yılında Alman ordusundan Türkiye’ye giden bir delegasyona başkanlık eden Rohde, 1 Nisan 1936’da Yarbay rütbesiyle askeri ataşe, aynı zamanda hava ve deniz ataşesi olarak Ankara’daki Alman Büyükelçiliğinde çalışmaya başlar…Ankara’nın yanı sıra aynı zamanda Atina ve Tahran’daki Alman Elçilikleri üzerinde de yetkilidir..Daha sonra buralara da birer askeri ataşe atandığından, yalnızca Ankara’da görev yapar..
   2 Ağustos 1944’e, yani Alman-Türk ilişkilerinin kopmasına kadar, anlattığı bazı olaylar ise şöyledir :
   1940 yılı Ekim ayında, Almanların haberi olmaksızın, Yunanistan’a saldıran İtalya, çok geçmeden askeri bir yenilgiye uğrar. Yunanlılar İtalyanları Arnavutluk’a kadar püskürtünce, İngilizlerin Balkanlar’a çıkma tehlikesini göze alamayan Almanya, savaşı buralara kadar yaymak istememesine rağmen, hazırlıklara başlar. Yunan askeri ataşesi, Rohde’ye, Almanya’ya karşı savaşmak istemediklerini, Almanların Balkanlar’a müdahale etmemesi gerektiğini belirtir ve İtalya’nın bir daha saldırmayacağına dair Almanya’dan garanti ister. Rohde bunu Alman Genelkurmayına bildirir.
   1941 yılının Şubat/Mart döneminde durum iyice ciddileşir ve Rohde, Hitler’le bir görüşme yapmak üzere Almanya’ya çağrılır. Bu görüşmede Hitler, “İtalyanlara yardım etmek için Bulgaristan’ı işgal edip Yunanistan’a saldırırsak, Türkiye’nin tavrı ne olur ? ” diye sorar. Rohde, böyle bir müdahalenin gerekli olmadığını söyleyip, gönderdiği raporların eline geçip geçmediğini sorar. Hitler, onun sözünü keserek, “Size Yunanistan’a saldırayım mı, saldırmayayım mı diye sormadım. Bu, sizin sorununuz değil. Size sadece, Türkiye’nin tavrı ne olur diye sordum” der.. Rohder bu kez de Alman ve Yunan orduları arasındaki eskilere dayalı iyi ilişkilerden, I. Dünya Savaşında Yunanlıların Almanlara karşı savaşmamış olmalarından bahsetmeye başlayınca ; Hitler, çok sert bir şekilde, “Artık lütfen soruma cevap verin ve kaçamak sözler söylemeyin” der..Bunun üzerine Rohde şu yanıtı verir : Yunanistan’a saldırmak mutlaka çok gerekliyse, Türkiye ile ilişkilerde çok güç bir durum meydana gelecektir. Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girebileceğini hesaba katmak zorundayız. Ancak, bunu engellemenin bir yolu vardır. İnönü’ye özel bir mektup yazarak, Almanya’nın bu müdahalesinin gerekliliğini anlatın ve Türkiye’ye saldırmak gibi bir niyetinizin olmadığına ilişkin garanti verin. Türkiye’yi bu konuda inandırmak amacıyla, Alman birliklerinin Bulgaristan’da, Bulgar-Türk sınırına 50 km. kala duracaklarına dair garanti verin. .”
   Bu olay, gerek Türkiye’deki Alman Büyükelçisi von Papen’in anılarında, gerekse başka yayınlarda belgelenmiştir. 1941 yılının Mart ortasında von Papen, bu kişisel mektubu İsmet İnönü’ye iletmiştir. Olası bir Alman-Türk çatışmasının önüne bu suretle geçilmiş olduğu söylenebilir..
 1942 sonu durum..

   Rohde, Türk politikasından, Türk politikasının önderlerinden, Türk Hükumetinden ve Ordudan saygıyla söz etmektedir.. O zamanki Türk Hükumetinin ve Ordu yönetiminin, en güç koşullar altında, Türkiye’ye büyük tarihi hizmetlerde bulunduğunu söyler. Barışı isteyen Hükumet için durum çok zordur. Çünkü üzerinde, müttefiklerden, İngiltere’den ayrılması için bir Alman-İtalyan baskısı vardır. Hans Rohde devamlı olarak o zamanki Alman yönetimini, Türkiye’ye saldırma fikrinden uzak tutmaya çalışmıştır. Alman Genelkurmayı üzerinde etkili olduğu da söylenebilir..

   Savaşın dönüm noktası sayılabilecek olan 1943 yılı ortalarında, artan müttefik baskıları sonucu, Alman Hükumeti ve Genelkurmayında, Türkiye’nin savaşa girebileceğine dair endişeler belirir.. Rohder’in bu konuda endişelenmemeleri yolunda gönderdiği raporlar Alman yetkililer tarafından inandırıcı bulunmamaya başlar. Bu sırada o da Alman ordu yönetimine duyduğu güveni kaybetmeye başlar..
   1943 yılı sonlarında Adana’daki İnönü-Churchill görüşmesinden sonra, Almanların kaygıları iyice artar. Ordu üst kademelerinde, “Türkleşmiş” olmakla suçlanmaktadır. Türkiye’de geçirdiği uzun ve faal yıllar dolayısıyla, Türkiye’nin durumunu bir Alman’dan çok bir Türk gibi değerlendirmekle itham edilir.
   1944 baharında, Kırım yarımadası düşünce, Türk-Alman ilişkileri gerginleşir. Bunun böyle olacağını, Rohde önceki raporlarından birinde öngörmüştür zaten.. Türk Hükumeti, müttefik güçleri tarafından, Almanya’ya yaptığı krom sevkiyatını hemen durdurmaya zorlanmaktadır. Hükumet de bu talebi kabul ederek krom sevkini durdurur..
   Alman resmi makamları, bu sevkiyatın durdurulmasına karşı çok sert tepki göstermeyi planlamaktadır.. Bu nedenle,  1944 yılı Nisan sonu/Mayıs başında Rohde ve Büyükelçi von Papen, birlikte Almanya’ya çağrılır. Türkiye aleyhinde çok sert bir dille konuşan ve bir misilleme yapılmasını isteyen von Ribbentrop’a ve diğer yöneticilere, gerçekçi olmaları yönünde telkinde bulunurlar. Şu anda askeri bir harekat yapabilecek bir durumda değillerdi zaten..Görüşmeler sonunda karşı önlem almaktan vazgeçen Hitler ve yönetim onları tekrar Türkiye’ye gönderir..


   Ankara Gazi Çiftlik’teki istasyonda, 18 Nisan 1945 günü, basın mensupları Rohde’ye nereye gideceğini sorarlar. O da cevaben, “Nereye gideceğimizi biz de bilmiyoruz. Yolculuğumuzun sonu belirsizlik..” der.
Alman Büyükelçiliğinin diğer personeliyle birlikte İsveç Drottningholm gemisiyle önce Lizbon’a varırlar. İsviçre Kızıl Haçı gözetiminde yapılan bu yolculuğun Lizbon’a varış tarihi olan 8 Mayıs 1945’de Almanya teslim olmuştur. Lizbon’dan Liverpool ve Göteborg aktarmasıyla Kiel’a vardıklarında 17 Haziran 1945 olmuştur !..
   1947 yılına kadar, iki yıl, savaş esiri olarak İngilizlerin elinde bulunur. 1952 yılından itibaren de emekli maaşı bağlanır..
   1952 yılında tekrar Türkiye’ye gelir. Ankara’daki Büyükelçilikte bulunan ve Türk hükumeti tarafından serbest bırakılan mobilya vs. gibi özel eşyalarını toplayıp bir gemi ile Almanya’ya nakledecektir. Bu ziyareti sırasında ona büyük kolaylıklar sağlanır ve büyük dostluk gösterilir. Eski Türk subayları tarafından davet edilir ve kendisine çok lütufkar davranılır..
   1954 yılındaki ölümüne kadar emekli Türk general ve subaylarla da mektuplaşmıştır…
   1913 yılında Almanya’ya döndükten sonra yazdığı, “Balkan Savaşı Sırasında Yaşadıklarım” ; yine aynı dönemde, tamamen teknik nitelikli yazdığı, “Balkan Savaşı Sırasında Türk Ordusunda Muharebe Kuralları” ; 1923 ya da 1924 yılında yazdığı, iki ciltlik, Türk Kurtuluş Savaşını çok ayrıntılı anlattığı, “Asya İçin Mücadele” ;  1953 yılı başında yazmaya başladığı anılarını ise bitiremeden hayatını kaybetmiştir..
   İşte gerçek Türk dostu bir Alman’ın sinema filmi senaryosunu andıran yaşamı…    

Leave a reply:

Your email address will not be published.