302 ) TARİHİ DEĞİŞTİREN İKTİDAR MÜCADELESİ !..

     

  Osmanlı’nın hemen hemen ilk yıllarından itibaren Osmanlı ailesi kadar önemli olan bir başka aile daha vardır : Çandarlı ailesi..
  Bu aileden Halil Hayreddin Paşa’nın 1365 yılında veziriazam olmasıyla başlar iktidarları. Osmanlı’nın askeri ve mali örgütlenmesinde büyük rol oynayan bu paşanın ölümünden sonra yerine büyük oğlu Ali Paşa geçer. Sonra Ali Paşa’nın küçük kardeşi İbrahim Paşa, onun da 1429’da ölümüyle Kazasker Halil Paşa başa geçer ve İstanbul’un fethinden hemen sonra idam edilmesine kadar veziriazam olarak görev yapar..
  Özetle, Osmanlı Hanedanı ile birlikte büyüyen, giderek güçlenen bir sadrazamlık sülalesidir Çandarlılar.. Bu aile aynı zamanda Müslüman kökenli feodal güçlerin temsilcisidir de.. Bu konumu nedeniyle artık istikrarı, komşularla anlaşma temeli üzerinden bir güvenlik arayışını temsil etmektedir. 



  Bu aileye karşı, İkinci Mehmed’in arkasında yer alan güçler, bürokrasinin devşirme dönmelerini ve ulemasını temsil etmektedir. Bu grubun başında da Zağanos Ağa vardır..
  Kısacası taraflar ilericilik ve gericiliği, karşı devrim veya devrimi değil ; iktidarı belirleyecek olan iki egemen çıkar gücünü temsil etmektedir.. 
  Merkezi bürokrasinin İkinci Murad-Çandarlı grubu, yayılmacı siyasetten vazgeçmek, var olanla yetinmek çizgisini benimser duruma gelmişlerdir. Ancak, uzlaşmadan yana tavır koyan bu egemen hizbe karşı devletin özellikle devşirmeler, akıncılar ve ulemadan oluşan ikinci hizbi, savaşta ısrarcıdır. Çünkü bu şekilde, devletteki yükselişlerini güvenceye alabileceklerdir. 
  Aslında eyalet askerlerinin ve Rumeli beylerinin, giderek artan muhalefeti karşısında İkinci Murad çaresiz bırakılmış, iktidarda bulunma koşulları iyice zayıflamıştır. Çandarlı’nın, merkezi düzenleme gücü de önemli oranda ortadan kalkar. Epeydir devlet içinde belirginleşen uc beyleri ile merkezi temsil eden beylerbeyleri arasındaki çatışma büyür. Bu arada Zağanos hizbi ; Çandarlı hizbi çizgisindeki Amasya Sancakbeyi Veliaht Alaaddin’i ve onun bir yaşındaki oğlu Gıyaseddin ile altı aylık oğlu Taceddin’i boğdurarak önemli bir avantaj sağlamıştır. İkinci Murad, o sıkıntılı atmosferde bu olayın üzerine gidememiştir bile..
  Nihayet, 1444 yılı Ağustos ayında Zağanos, Hadım Şehabeddin ve Nişancı İbrahim Paşaların sarayda mevzi kazanımına bağlı olarak, İkinci Murad tahttan çekilmek zorunda kalır.
  “Resmi Tarih” burada, İkinci Murad’ın tahtı kendi isteğiyle oğluna bıraktığına inanmamızı istiyor !. Ama hemen bütün veriler, bunun aksini, Osmanlı Sarayı içindeki kıran kırana bir mücadeleyi belgelemektedir..
  Kaldı ki böyle bir senaryoya inanılması halinde ; İkinci Murad’ın büyük bir erdem olarak sunulan bu davranışı, devleti on iki yaşında bir çocuğa bırakabilecek bir sorumsuzun tavrı olarak sırıtmaya başlar.. Böyle bir tavrın, Hristiyanları kışkırtmaktan başka bir şeye yaramayacağı bellidir. Nitekim Mehmed’in tahta geçişinin hemen ardından Haçlı Ordusu Tuna’yı geçerek Osmanlı topraklarında ilerlemeye başlar..
  Yükselen Osmanlı’yı yönetecek yaşta değildir genç padişah. Çandarlı’nın ise politik deneyiminden gelen avantajları vardır. Vitrininde İkinci Mehmed’in durduğu yeni iktidar bloku kendini bir anda aşılamaz sorunlarla karşı karşıya bularak mevzi kaybetmeye başlar. Sarayda dengeler yeniden değişir !..
  Fakat bu mücadelenin şiddeti, siyasi bunalım ve ekonomik koşulların giderek ağırlaşması, Edirne merkezli olarak halktaki hoşnutsuzluğu artırır. Bu durum özellikle Türkmen halkın yanı sıra daha yeni Müslümanlaşmış Hristiyan-Müslüman kırması kesimde Hurufiliğin hızla yaygınlaşmasını da beraberinde getirir. Osmanlı’da yükselen baskıcı Şeriatçılığa karşı gelişen bu mezhep, İkinci Mehmed’in şahsında sorunlarına çözüm bulma umuduna kapılmışsa da, bizzat Çandarlı, Mahmud Paşa ve Şeyhülislam Molla Fahreddin’in öncülüğünde birleşen merkezi bürokrasi ve Ortodoks ulemanın işbirliğiyle, çok kanlı bir şekilde tasfiye edilir..
  Bu gelişmeler, bunalımı ve devletin zirvesindeki istikrar arayışını iyice artırır. Adeta gizli bir el Çandarlı’nın yeniden yükselişini sağlar !.. Büyük olasılıkla Bizans’ın da etkisiyle, Osmanlı’nın Trakya’dan çıkarılması için başını Macarların çektiği yeni bir saldırı dalgası örgütlenir. Bu atmosferde, Çandarlı, İkinci Murad’ın hiç olmazsa ordunun başına geçmesi kararını çıkartır. 
  Esasen bu sorun da öyle kolay çözümlenmez. Zağanos ve Şehabeddin Paşalar Murad’ın Edirne’de kalması, Mehmed’in de ordunun başına geçmesi için ısrarcı olurlar. Murad’ın savaşı kazanması halinde kendi iktidarlarının zayıflayacağını bilmektedirler. Bunun üzerine Murad devreye girer, babalık otoritesi ile oğlunu ikna eder ve ordunun başına geçerek Macarlara karşı Varna savaşını kazanır..
  Şimdi Murad’ın devlet bürokrasisi ve halk katındaki popülaritesi artmıştır. Fakat safahata olan düşkünlüğü nedeniyle, dengeleri tamamen kendi lehine çeviremez. Asıl önemlisi ; Osmanlı uleması, uc beyleri ve gazilerin muhalefeti devam etmektedir.

  Varna zaferini duyurmak için diğer Müslüman ülkelere gönderilen fetihnameler altında İkinci Mehmed’in adını taşısa da ; Murad-Çandarlı ekibi durumlarını güçlendirirler. Önemli tüm sorunlar, Çandarlı aracılığıyla Murad’a gidip geldikten sonra karara bağlanmaktadır. 
  1446 yazında, para ayarının bozulması gerekçesiyle yeniçeriler ayaklanır ve Mehmed’in iktidarı fiilen olanaksız bir hale gelir. Yeniçeriler Şehabeddin Paşa’nın sarayını basarlar. Paşa son anda kaçarak canını kurtarır, sarayı yağma edilir. Hemen hemen bütün kaynaklara göre bu isyanı Çandarlı Halil Paşa düzenlemiştir. Bir taşla iki kuş vurmuştur Paşa !.. Hem Şehabeddin Paşa’dan kurtulmuş, hem de Murad’ı yeniden tahta çıkartmak için fırsat yaratmıştır..
  İkinci Murad 1446 yılı Ağustos ayında, tahttan çekilmesinden tam iki yıl sonra yeniçerilerin sevinç çığlıkları arasında, padişahlık tahtına yeniden oturtulur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın anlatımıyla, “alınan tertibat üzerine Sultan Mehmed, bir av eğlencesi yapmak üzere şehirden dışarıya çıkarılacak, bu arada Murad gizlice getirilip hükümdar ilan olunacaktı..” 
  Plan aynen uygulanır,avdan dönen Mehmed kendini tahttan indirilmiş bulur !. Zağanos ve İbrahim Paşalarla birlikte, bilinçaltında Çandarlı’ya karşı kemikleşmeye başlayan bir kin duygusuyla, Manisa yollarına düşmekten başka çaresi kalmamıştır..
  


  İkinci Murad 1451 yılı Şubat ayında aniden ölüverir. Kuşkulu bir ölümdür bu.. Çünkü henüz 47 yaşındadır padişah ve yeni doğmuş, henüz sütte bir çocuğu vardır, yani daha sağlıklıdır. Ama bu yeni doğmuş çocuk, Mehmed’in etrafında yuvalanmış olan hizip için bir tehlikedir. Padişah daha gençtir ve şehzadenin büyüyeceği yaşa kadar tahtta kalma olasılığı fazladır. 
  Murad’ın bu ani ölümüyle ilgili ayrıntıyı bir tek Dukas verir : “Bu arada, çok güzel bir gün geçirdikten sonra, ertesi gün başının ve bütün vücudunun ağırlaştığını söyleyerek saraya götürülmesini emretti. Sarayda üç gün yattı ve sara benzeri acılarla öldü..” 
  Müneccimbaşı da tarihinde Dukas’ı doğrular..
  Bir düşünün ! Birdenbire ağzından köpükler çıkarak, dişleri kenetlenerek ve gözleri bir noktaya kilitlenerek ölen bir Murad ile karşı karşıyayız !.
  Mehmed’in tahta çıkar çıkmaz ilk iş emzikteki kardeşini boğdurup babasıyla aynı mezara gömdürdüğü gerçeği ise bu ani ölüm tablosunu tamamlayan bir ayrıntı.. 
  Daha sonra Fatih de benzeri siyasal çekişme atmosferinde ve benzer bir şekilde, aniden gelen bir hastalıkla ve üç gün süren ağrılar sonucu ölüyor !..
  Eğer sapasağlam adamlar, daha ellisine gelmeden, birdenbire ama acılar içinde ölüyorlarsa ve bizler de bu ölümleri normal karşılamıyorsak, bu ölümlerde aynı tip zehrin kullanıldığı kuşkusunu taşımak için yeterince nedenimiz var demektir !..
  Diğer yandan, Murad’ın, pek çok Osmanlı tarihçisinin de aktardığı bir vasiyeti var. Bu vasiyet ; ani ölümünü açıklamasa bile, padişahın içinde bulunduğu ruh halini yansıtması açısından önemlidir..
  Sultan Murad’ın, gösterişten uzak kişiliğini kanıtlamak kaygısıyla aktardığı mütevazı mezar yeri talebi içinde iki çarpıcı unsur dikkat çekmektedir : Birincisi, “Beni Alaaddin’in yanına gömünüz” ; ikincisi de, “Evlat ve akrabamdan kimseyi yanıma gömmeyiniz” dir.. 
  Onun, kendisinden sonraki padişah adayı olarak belirlediği ama öldürülen oğlu Alaaddin’in yanına gömülmek istemesi ; buna karşılık, diğer hizbin adayı olan Mehmed’in yanına gömülmesini istememesi, kırık bir ruh hali içinde terk-i diyar ettiğini gösterir !.. 


   
( Bu yazıda ; Erdoğan Aydın, “Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler” ; 
Halil İnalcık, “İslam Ansiklopedisi” kitaplarından yapılmış alıntılar vardır )              

Leave a reply:

Your email address will not be published.