301 ) İRAN’A İLK UÇUŞ !..



   İran Şahı Riza Pehlevi’nin taç giyme töreni 1926 Nisan’ında yapılacaktı. Sonra Mayısa ertelendi. İran tarafı, komşu Türkiye’nin törende önemle temsil edilmesini bekliyordu. Genç Türkiye Cumhuriyeti de hem İran’a dostluk göstermeyi, hem de bir dış ülkede kendisini tanıtmayı arzu ediyordu.
   Hükumetimiz, Şah’ın taç giyme törenine iki askeri uçak göndermeye karar verdi. Belki Cumhuriyet Türkiyesi’nin nasıl çağ yakalamakta olduğunu ve Türklerin nasıl uçak kullandıklarını Şah’a gösterme amacı da güdülüyordu. Karar, 27 Nisan’da Tahran Büyükelçisi Memduh Şevket ( Esendal ) Bey’e ve Tebriz Konsolosumuza telgrafla bildirildi. Telgrafta şöyle deniyordu :
“1- İran Şehinşahı resmi tetevücünde ( taç giymesinde ) hazır bulunmak üzere, iki Junkers tayyaresi 30 Nisan’da Ankara’dan kalkarak, hava müsait olduğu takdirde, 1 Mayıs’da Tebriz’e ve 2’sinde Tahran’a vasıl olacak (ulaşacak) ve Tahran’da bir hafta kaldıktan sonra avdet edecektir (dönecektir).
2- Tayyarelerimizin istikbali ( karşılanması),
3- Tebriz tayyare meydanında mevcut taş ve sair maniaların ( engellerin) temizlettirilerek meydanın ihzarı ( hazırlatılması),
4- Rüzgarın istikametini tayin için, dumanı görülebilmek üzere, tayyarelerin sesi işitildikten sonra meydanın üç köşesinde saman yaktırılması,
5- Meydanın en müsait kısmında iki yüz metro murabbaında (kare) yirmi santimetro genişliğinde bir mahallin kireçle tahdidi (sınırlanması),
6- Tebriz’de tayyarelerin azimet ve avdetleri (gidiş ve dönüşleri) için muktazi (gerekli) 800 litre ağır benzin ve bir miktar gres yağının ihzarını (hazırlanmasını) rica ederim ” ( DBA-Müt.21 : Dışişlerinden Tahran Büyükelçiliğine ve Tebriz Konsolosluğuna tel. 27.4.1926, No. 59780/80 ve 59781/15 )
   Taç giyme töreni dolayısıyla İran Şahı’na bir de değerli kılıç hediye edilmesi kararlaştırılıyor ; murassa (değerli taşlarla süslenmiş) bir kılıç.. Bu kılıç, Birinci Dünya Savaşı sırasında Afganistan Emiri Habibullah Han’a hediye edilecekmiş. Afganistan’a Osmanlı Sefiri olarak tayin edilen eski İzmir mebusu Abdullah Efendi kılıcı Han’a takdim edecekmiş, ama oraya ulaşamamış. Sonra da Habibullah Han bir suikasta kurban gitmiş. Şimdi bu maceralı kılıç Şah Rıza Pehlevi’ye hediye edilecek. Kime niyet, kime kısmet !..29 Nisan 1926 günü, bu değerli kılıç için bir kararname çıkarılıyor. Altında Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in ve bütün bakanların imzası bulunan kararname şöyle :
“İran Şahı’nın resmi tetevvücü münasebetiyle Tahran’a gidecek olan tayyarelerimizle diğer devletler gibi bir hediye gönderilmesi tensip edildiğinden (uygun görüldüğünden), Harbi Umumide İzmir Mebusu esbakı (eski) Abdullah Efendi vasıtasıyla Afgan Emiri müteveffa Habibullah Han’a hediye edilen ve ahval hasebiyle mahall-i memuriyetine gidememesi hasebiyle mumaileyh ( adı geçen ) tarafından Tahran’daki Alman Sefaretine terk ve bilahare Maliye Vekaletine teslim olunan murassa kılıcın gönderilmesi, Hariciye Vekaletinin 28 Nisan 926 tarih ve 59900/229 numrolu tezkeresi ile vukubulan teklifi üzerine, İcra Vekilleri Heyetinin 29 Nisan 926 tarihli içtimaında (bir araya gelme) tasvip ve kabul olunmuştur.” (DBA- İdari, K.60-O. )

   Uçaklar, 3 Mayıs’ta Ankara’dan yola çıktılar. O gün Diyarbakır’a kadar yol aldılar. Geceyi orada geçirdikten sonra 4 Mayıs’ta Diyarbakır’dan kalkacaklardı. Hava bozdu, kalkamadılar. Pilotlar, yıldırım telgrafla Ankara’ya haber verdiler : “Muhalefet-i havadan dolayı bugün yolumuza devam edemedik. Yarın hava müsait olduğu takdirde bir günde Tahran’a geçmeye gayret edeceğiz” dediler.
   Ankara’dan Tahran’a ve Tebriz’e haber uçtu. Uçaklar gecikti, haberiniz olsun, dendi. Herkesi bir kaygıdır aldı. Acaba uçaklarımız törene yetişemeyecekler miydi ?..
   Neyse ki, Tebriz Konsolosumuz Şevki Bey, iki satırlık bir telle gönüllere su serpti. 5 Mayıs’ta, “Tayyarelerimiz salimen gelmişlerdir. Yarın Tahran’a hareket edeceklerdir..” dedi. Dışişlerinden İçişlerine, Milli Savunmaya, Genelkurmaya haberler gitti. Uçaklarımız Tebriz’e varmış, dendi. Herkes bir oh çekti…
   Bundan sonra Ankara’yı asıl hoşnut eden rapor, büyükelçimizden geldi. Uçaklarımız zamanında Tahran’a varmışlardı. Pilotlarımız kusursuz bir gösteri uçuşu yapmışlardı. İranlılar etkilenmişti. Memduh Şevket Bey, Atatürk’ün armağanı değerli kılıcı Şah’a sunmuştu. Şah, pek memnun kalmış ve güzel sözler söylemişti.. İran Şahı, pilotlarımızı da huzura kabul buyurmuştu. Büyükelçi, 27 Mayıs 1926 günlü raporunda kılıcı Şah’a sunmasını şöyle anlatıyor :
“Rıza Şah’ın cülusu münasebetiyle, Reisicumhurumuz Gazi Hazretleri tarafından ihda olunan ( hediye edilen ) kılıç takdim olundu. Bu münasebetle tayyarecilerimiz de huzura kabul olundular. Tarafımdan okunan nutka mukabil Şah, irticalen, evvela Farsça, sonra Türkçe güzel cümleler ile mukabelede bulundu. İfadeleri içinde dikkati celbeden (çeken) cümleler şunlardır : ‘ Bu, yalnız bir dost yadigarı değil, bir kardeş yadigarıdır ; nezdimde mevkii büyüktür. Gazi Hazretlerinin bu hediyeyi bana bu dört genç zabit ile gönderdiğine ne derece memnun olduğumu ifade edemem ; bunları gördükçe insanın sinesi iftihar ve ümit ile doluyor. Ümit ediyorum ki yakın vakitte askerlerimiz düşmana karşı omuz omuza harp edeceklerdir.’  
Şah, ‘kardeş’ sözünü yalnız bizim ile Afganlılar hakkında kullanmakta pek dikkatlidir. Şah’ın emri ile Harbiye Veziri, zabitlerimiz şerefine askeri kulüpte 25 kişilik bir ziyafet vermiş ve bu ziyafette bütün ümera ve erkan, üniformalarıyla hazır bulunmuşlardır. Buna mukabil biz de sefarette bir yemek verdik. 
İki tayyaremizin muvaffakiyetli uçuşları, tayyarecilerimizin burada bulundukları esnada güzel hareket etmeleri, kıyafet ve tavırları, ümit ettiğimizden fazla hüsnü tesir bırakmıştır. Bu seyahati devletimizin buradaki mevkii hesabına bir muvaffakiyet olarak kaydederim.  Bu seyahat Junkers şirketinin mahut ( adı geçen ) tayyaresinin bıraktığı fena tesirleri silmiş ve bizim Tahran’a bir uçuş yapmak için Alman pilotlarına muhtaç olmadığımızı ispat eylemiştir..”

  


( Bilal N. Şimşir, “Bizim Diplomatlar” )

Leave a reply:

Your email address will not be published.