294 ) “MUHTEŞEM” YANLIŞLIK !..


      

   Pargalı İbrahim Paşa’nın dönemindeki tarihlerde ; yani Celalzade’nin “Tabakatü’l-Memalik” ve “Derecatü’l-Mesalik”i ile “Lütfi Tarihi” nde, Ali’nin “Künhü’l-ahbar” ında Paşanın damatlığı hakkında hiçbir kayıt yoktur. Bilhassa İbrahim Paşa’nın tezkirecisi, sonra reisülküttab ve nişancı olan Celalzade Mustafa Çelebi, Paşa’nın en çok güvendiği adamı olduğundan, “Tabakatü’l-Memalik” adlı eserinde damatlığına dair en küçük bir ima olmaması dikkat çekicidir..
  İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlı Tarihi”nin 2. cildinin 1. basımında, İbrahim Paşa’nın, Yavuz Sultan Selim’in kızlarından Hatice Sultan’ı aldığını belirtmiştir ama sonra bu yanlışını düzeltmiştir.. 
  Uzunçarşılı, Topkapı Sarayı Kütüphanesinde, Yavuz Sultan Selim’in torunu Osmanşah Bey’in 945 şaban (1539) tarihli vakfiyesini incelerken, babasının İskender Paşa, annesinin de Hanım Sultan olduğunu görmüş ve bu sultanın, Yavuz’un adı bilinmeyen bir kızı olduğunu düşünmüştür..
  Osmanşah Bey’in, annesinin vasiyeti üzerine, İstanbul’da Koğacı Dede Mahallesinde yaptırdığı cami ve medresenin Kızılcamusluk diye bilindiğini ve medresenin Hatice Sultan Medresesi diye tanındığı, Nev’izade Atayi’nin “Şakayik Zeyli”nde yazmaktadır. 
  Buna göre, Yavuz’un kızı, Hanım Sultan denilen, Hatice Sultan’ın ; İskender Paşa’nın karısı ve Osmanşah Bey’in annesi olup ; İbrahim Paşa ile hiçbir ilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır !..     
  Asıl ana kaynak olan “Tabakatü’l-Memalik” de, İbrahim Paşa’nın kimi aldığı açıklanmadığı gibi, padişahın da bir öneride bulunduğuna dair bir işaret yoktur ve oradaki kayda göre İbrahim Paşa kendi arzusuyla evlenmiştir..
  O dönemin veziriazamlarından, Yavuz Sultan Selim’in kızı Şah/Şahi Sultan’ın eşi, Lütfi Paşa da tarihinde bundan bahsetmez ; “Peçevi Tarihi” de..
  Hatice Sultan ile İbrahim Paşa’yı evli gösterenler ise ; pek mükellef olan ve günlerce süren bu düğünün öneminden ve halka verilen ziyafetlerden ; en önemlisi, padişahın da düğüne gelip bir gece kalmasından, tüm düğün masraflarını karşılamasından dolayı bunun ancak bir sultan düğünü olabileceğini düşünmüş olabilirler..

   İbrahim Paşa’nın, Topkapı Sarayı Arşivinde 5860 numara altında, karısına gönderdiği on bir mektup vardır.. Bunlardan birisi, evlendikten dört ay sonra, 930 zilhiccesinde yani 1524 Ekim ayında, deniz yoluyla Mısır’a gittiği sırada Gelibolu’den hareketi sırasında yollamış olduğu ilk mektuptur..
  “Hazret-i Hatunü’l-muazzama” başlığı altında yolladığı mektubunda “derkenar” olarak (mektubun kenarına çıkma yapılarak yazılan not) “kayın anama selam ve dualar ederiz” deniliyor. Bu ibareye göre hayatta olan kayınvalidesi herhalde bir sultan anası değildir..
  Paşa’nın diğer mektupları İran seferine giderken İznik’ten başlayarak Halep’te bulunduğu ve Doğu Anadolu’ya hareketi sırasında  ve savaş alanlarından yollamış olduğu, başarılarından bahseden mektuplardır. Bu mektupların tarihleri yoksa da, İran olaylarına göre, 1533-1535 tarihinde olmaları gerekir..
  Mektuplardaki hitap şekli ; “Hazret-i Hatunü’l muazzama” veya “Hazret-i canum sevdiğim gözleri güzel” ve “Hazret-i Hanum dahi sevdiğim” gibidir.. 
  İbrahim Paşa’nın Mehmedşah adında bir oğlu olmuştur. Mektuplardaki “şah” tabiri dolayısıyla bazıları, çocuğun sultanzade olması ihtimalini ileri sürüyorlarsa da bu tabir o tarihlerde ve hatta daha sonraları şahıslar hakkında kullanılır bir tabir olduğundan, bunun sultanzade demek olmayacağı bellidir…
  İbrahim Paşa’nın mektupları arasında uzun bir mektubu dikkati çekmektedir. İstanbul’dan, karısından aldığı bu mektupta ; karısı, Valide Sultan’ın vefat ettiğini fakat kendisine (kocasına) danışmadan taziyet için saraya gittiğini belirterek paşasından özür dilemiş. 
  Kanuni Süleyman’ın annesi Ayşe Sultan 940 ramazanının dördünde ( 19 Mart 1534) vefat ettiği için, İbrahim Paşa’nın hanımının mektubunun tarihi yine ramazan ayı içinde olmalıdır..
  İbrahim Paşa’nın zevcesi olan bu hanım, gerçekten Yavuz Sultan Selim’in kızı olmuş olsaydı, saraya taziyete gittiğinden dolayı kocasından özür dilemesine hacet yoktu.. Vefat eden Valide Sultan onun gerçek validesi olmasa bile üvey validesi demekti..
  İbrahim Paşa, karısına gönderdiği cevabi mektupta taziyet için saraya gitmesinden dolayı çok memnun olduğunu, şayet gitmemiş olsa asıl bunun büyük bir hata olacağını ve kendisinin de çok üzüleceğini şu şekilde açıklamış :
“Mübarek mektubunuzda, mekanı Cennet olsun, merhume Valide Sultan Hazretlerinin vefatı dolayısı ile saraya gitmiş olduğunuz için tarafımdan özür dilemişsiniz. Allah biliyor ya, bu olaydan haberdar olduğumdan beri, ya gitmediğiniz ya da vakitsiz gittiğinize dair zihnimi karıştıran bir huzursuzluk içindeydim. Mektubunuz gelip de gittiğinizi öğrenince öyle rahatladım ki, size dualar ettim, beni Hüdavendigar Hazretlerinin huzurlarında bir utançtan kurtardığınız için.. Eğer gitmemiş olsaydınız, yüce huzurlarında daima bu utancı duyacak, altında ezilecektim. Çünkü bu, öyle bir haldir ki, hiçbir şeye benzemez.. Sadakat ve mertlik ve de insan sevgisi bununla malum olur..”
  İbrahim Paşa’nın karısı aynı tarihli mektubunda şehzadelerden veya Harem-i Humayun’dan birisi hasta olacak veya ölecek olursa taziyet ve hatırlarını sormak hususunda nasıl hareket etmesi gerekeceğini ve bazı zamanlar saraydaki ziyafetlere davet edilirse gidip gitmemesi hakkında ne düşündüğünü de paşasına sormuş..
  İbrahim Paşa, hastalık ve ölüm gibi bir durumda saraya gitmesini fakat ziyafete davet edilecek olursa kesinlikle gitmemesini, kendisi uzak yerlerde iken davetin uygun olmadığını ; kendisi İstanbul’a geldikten sonra nasıl uygun olursa öyle yapılacağını, Valide Sultan’ın vefatından önce, kaç defa davet edilip gitmediği için ; şimdi onun ölümünden sonra gitmesinin hiç uygun olmayacağından bahsetmiştir…
  İbrahim Paşa’nın, karısına yazdığı mektuptaki tavsiyeleri nedeniyle, hanımın padişah kızı olmadığı anlaşılacağı gibi, Kumkapı’da 1532’de yaptırmış olduğu cami dolayısıyla bu hanımın adının Muhsine olduğu ve Muhsine Hatun Mahallesi bulunduğu da bilinmektedir.. 
  Ayrıca bu mektuptaki ifade tarzı kendisinin kıskanç olduğunu düşündürtüyor. Mektupta karısını saraya davet eden, “karındaşım” dediği zat, eğer padişah değilse kim olabilir ?.. İbrahim Paşa seferde iken karısının saraya gitmesini istememesi, Fatih’in veziriazamı Mahmud Paşa’nın başına gelen olayın bir daha olmaması içindir. ( Bu konudaki 285 no’lu yazıya bakabilirsiniz )       

  Yaklaşık 65 yıl önce olan ve unutulmayan bu olaydan dolayı, ailesi için, sarayı güvenli görmediği anlaşılmaktadır.. Bu durum, belki de katlinin nedenlerinden biridir..
  İbrahim Paşa, 16 Mart 1536’da, ramazan ayının 23’ünde, çarşamba günü saraya iftara çağrıldı. İftardan sonra dönmesine izin verilmedi, her zaman kaldığı odasında uyurken boğduruldu.. 

 İ.H.Uzunçarşılı

Leave a reply:

Your email address will not be published.