292 ) ATATÜRK’Ü ANLAYARAK SEVMEK !..



   “Gayri resmi tarih” görüşüne göre, Kurtuluş Savaşı’nı yapan Gazi Mustafa Kemal Paşa, makbuldür, olumlu olarak değerlendirilir ; Cumhuriyet’i ilan eden ve devrimler yoluyla toplumu laik ve demokratik bir yapı çizgisinde dönüştüren Atatürk ise makbul değildir ; dinden ve gelenekten saptığı ve toplumu da saptırdığı iddiasıyla, olumsuz değerlendirilir !..
   Mustafa Kemal’in bağımsızlık ve Cumhuriyet hedefleri o denli inanılmazdır ki, Halide Edip gibi bir özgürlük savaşçısı bile, bunlara inanmayarak, Amerikan mandası taraftarlığı yapmıştır..
   Komutanların en kıdemlisi olan Mareşal Fevzi Çakmak bile, Lozan dönüşünde İsmet Paşa’ya, ( Mustafa Kemal’e muhalif olan ) komutanların arasında bir fikir birliği oluşturulması yoluyla işlerin yürütülmesi önerisinde bulunmuş, İnönü’nün bu öneriyi “devletin resmi örgütlenmesi dışında olduğu” gerekçesiyle reddetmesi üzerine sessiz kalmıştır.

 

   Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’i ilan ederken önündeki seçeneklerine kısaca bir göz atalım ; böylece onun devrimci yalnızlığını daha iyi anlayabiliriz..

   1 ) Hilafet Seçeneği : Aralarında Kurtuluş Savaşı komutanlarının da bulunduğu büyük bir kesim bu seçeneği savunmaktadır. Bunlara göre Hilafet, sadece Osmanlı İmparatorluğu döneminde toplumun alışageldiği bir yönetim biçimi olmakla kalmayıp aynı zamanda Türkiye’nin bütün İslam coğrafyasındaki liderliğinin de güvencesi olacaktır. Yani hem toplumda kabul görmesi daha kolaydır, hem de Türkiye’ye, dünyadaki İslam ülkelerinin liderliğini sağlayacaktır. Bu model, aslında Mustafa Kemal’in halifelik görevini yüklenebilmesine de olanak vermektedir.
   Büyük Millet Meclisi, halkın ve milletin temsilcisi olarak Hilafetin de temsilcisidir ; Meclis Başkanı da, bu kimliğiyle Meclis adına temsil görevini yerine getirebilir ; kısacası, Mustafa Kemal, Meclis Başkanı kimliği ile devlet başkanı ve halife olabilir..
   Mustafa Kemal bu öneriyi doğru bulmaz, çünkü onun anlayışına göre, artık din-tarım imparatorluklarının dönemi kapanmış, iktidarın geçerlilik kaynağını halktan, milletten alan çağdaş ulus devletler dönemi başlamıştır. Tabii İslam ülkelerinin liderliği açısından da bu önerinin ne denli anlamsız olduğunu bilir ; Osmanlı Padişahı  5. Mehmet Reşat’ın Birinci Dünya Savaşı’na girerken ilan ettiği “cihad” karşısında Müslüman Arapların, İngilizlerle işbirliği yaparak Halife’nin ordularına karşı savaştığı gerçeğini unutmamıştır..

 2 ) Komünizm Seçeneği : Mustafa Kemal’in önündeki ikinci seçenek, o sırada yükselişte olan ve Kurtuluş Savaşı’na da destek veren Sovyet Rusya’nın rejimi olan Komünistliğin kabulüdür. Bu modele göre Türkiye Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilir, kendisi de Yoldaş Kemal olarak bu devletin başına geçer.
  Bu model, hem o dönemde emperyalist güçlerle savaşan Kuvayi Milliyeciler için ideolojik açıdan uygundur, hem “yükselen deneyim” olarak dünyanın gündemindedir, hem de Kurtuluş Savaşı’na para ve silah desteği veren Rusya’nın yeni rejimi olarak, oradan alınacak yardımla, kolayca uygulanabilir. Üstelik Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’in isteğiyle Türkiye Komünist Partisi de kurulmuştur.
  Mustafa Kemal’in, Komünist modeli derinliğine incelediği ve son derece bilinçli bir biçimde yeni devlet yapısı olarak tercih etmediği bilinmektedir. O sıralarda Lenin’in, Türk Kurtuluş Savaşı da anti-emperyalist nitelikte olduğu için Mustafa Kemal’e yardım amacıyla yolladığı Büyükelçi Aralov, Atatürk’ün bu konudaki görüşlerini kendisine açıkça anlattığını anılarında yazar.. Bu anılara göre, Mustafa Kemal, cepheyi göstermek için Aralov ile birlikte gittiği bir tetkik gezisinde ona, Sovyetler Birliği’ndeki rejimin işçilere dayandığını, oysa kendi elinde sadece köylülerin bulunduğunu, köylülerle ise Bolşevizm kurulamayacağını açıkça söylemiştir.
   Böylece 1917’de dünyanın gündemine bomba gibi düşen “Komünizm” de bir seçenek olarak elenmiş olur..

  3 ) Faşizm Seçeneği : Dönem, ırkçı kuramların moda olduğu, Almanya’da Hitler’in örgütlenmeye başladığı dönemdir. Mustafa Kemal ise bir imparatorluk enkazından, Türklük bilincinin geliştirildiği bir ulus devlet yaratmaya çalışacaktır : Bu amaca en uygun model, Türk ırkçılığına ve milliyetçiliğine dayalı faşist model gibi görünebilir. Bu modele göre Milliyetçi Sosyalist Türk Devleti kurulur, Mustafa Kemal, Führer olur, sorun çözülür !..  Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun en ihmal edilmiş milleti olan Türklük de ön plana çıkarılmış ve yeni devletin ideolojik ve kültürel temeli yapılmış olur.
  Mustafa Kemal, pek çok sorununu çözecek olan bu modele de itibar etmemiştir. Üstelik onu sadece kuruluş döneminde kullanmamakla kalmaz, yıllar sonra Tek Parti Döneminde, İtalya’daki faşist modeli irdeleyen ve bir öneri olarak önüne getirenlere de, onları azarlayarak karşı çıkar..

  4 ) Cumhuriyet Seçeneği : Aslında, feodal bir toplumda, uygulanması en zor olan seçenek Cumhuriyet modelidir.. İlk üç model, Türkiye’de çok daha kolay uygulanabilir seçeneklerdir. Çünkü ; biri din, öteki sınıf, sonuncusu da ırk diktatörlüğüne dayalı olduğundan, din-tarım toplumlarının ilkel ve otoriter yapısına çok daha uygundur.  Ama Mustafa Kemal, en zor olanına, Endüstrileşme ve Aydınlanma olmadan uygulanamayacak bir modeli, laik ve demokratik modeli, yani Cumhuriyet rejimini seçer..
  Çünkü amacı, toplumu dönüştürmek, bir diktatörlük değil, çağdaş bir laik ve demokratik toplum kurmaktır. Bu amaca varmaktaki çabalarında YALNIZ bir liderdir.
  Kurtuluş Savaşı komutanları Hilafet yanlısı olduklarından, yanında sadece İsmet Paşa vardır.. Cumhuriyet’in kurulması ve toplumun laik ve demokratik ilkeler temelinde dönüştürülmesi son derece zor ve uzun bir süreçtir. Altı yüzyıldır “kul” olarak yaşamış insanlara “vatandaş” bilincinin aşılanması, üstelik de bu dönüşümün endüstrileşmeyi ve aydınlanmayı yaşayamamış bir toplumda gerçekleştirilmesi, 20. yüzyılda eşi olmayan bir deneyimin yaşanmasına yol açar.  Bu dönüşümün temelinde kısaca Atatürk Devrimleri denen reformlar yatmaktadır : Eğitim Devrimi, Kıyafet Devrimi, Yazı Devrimi, Dil Devrimi, Tarih Devrimi, Medeni yasanın kabulü gibi devrimler ; dinci-gelenekçi bir tarım toplumundan, çağdaş bir topluma geçişin, kısaca, “kulluktan” “vatandaşlığa” dönüşümün alt yapısını kuran devrimlerdir.
   Batı’da bu dönüşümü sağlayan ( ve çok kanlı olan ) Reform, Aydınlanma, Endüstrileşme, Kentleşme ve bunların sonucu olan Demokratikleşme gibi süreçler Osmanlı İmparatorluğunda yaşanmamış olduğu için, toplumun dönüştürülmesi, hukuk ve eğitim reformlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılır ; Aydınlanma, Endüstrileşme ve Kentleşme, bu devrimler sayesinde eşzamanlı yaşanır.
   İşin en zor tarafı, Batı’da “aşağıdan yukarı”, geniş halk kitlelerinin desteğiyle, ve çok kanlı olarak yaşanmış olan bu sürecin, Türkiye’de “yukarıdan aşağı” devrimlerle gerçekleştirilmek zorunda kalınmasıdır..
   Laik ve demokratik rejimi kuran, toprak ağalığı ve köylülükle mücadele veren çağdaş sermaye ve işçi sınıfları henüz Türkiye’de gelişmemiş olduğu için bu savaşım, ancak sivil ve asker bir avuç bürokratın desteği ile verilir.
   Tabii bu dönüşümün en önemli unsuru ve desteği, Mustafa Kemal’in büyük bir özenle kurduğu ve varlığını sakınarak sürdürdüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.. Meclis’in varlığı, rejimin geçerlilik temellerini, dinci-gelenekçi yapıdan (halife-sultan geleneğinden) , ulusal temele ( halk temeline ) , “demokratik temsil sistemi”ne aktarmayı olanaklı kılar.. Zaten Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasındaki en önemli fark da burada yatar.

   Meşrutiyet rejimleri, padişahlığın, “meşruti bir monarşi” çerçevesinde devamını öngörürken, Cumhuriyet, rejimi doğrudan “Milli Egemenlik” ( Ulusal Egemenlik )  anlayışı üzerine oturtmuştur. Mustafa Kemal’e, toplumu dönüştüren devrimlerini yapma olanağı veren siyasal, yasal ve meşru güç de budur…
 






( Emre Kongar, “Tarihimizle Yüzleşmek”, 2006,  s.164-170 )

Leave a reply:

Your email address will not be published.