291 ) SULTAN ABDÜLAZİZ’İN OTOPSİ RAPORU !..

  

   30 Mayıs 1876 akşamı, penceresinden yaşlı gözlerle izleyen Abdülhamid’in bakışları altında, Sultan Abdülaziz ve ailesi sağanak yağmur altında kayığa bindirilirken Hüseyin Avni Paşa’nın yaveri, arkadaki kayıklardan birine bindirilmekte olan Padişahın eşi Neşerek Kadın’ın üzerinde mücevher olabileceği düşüncesiyle, sarındığı şalı aldı. Alelacele uyandırılıp çıkmak zorunda kalan Neşerek Kadın’ın üzerinde omuzları açık bir elbise vardı. Bu halde kayığa binip, soğuk ve yağmurlu bir havada, uzunca bir süre yolculuk yapmak zorunda kalan kadıncağız ciddi şekilde üşüttü ve iki gün sonra vefat etti.
  Abdülaziz Topkapı Sarayı’nda, altmış sekiz yıl önce III.Selim’in yeniçerilerce öldürüldüğü odaya yerleştirildi. Bu, tesadüfen yapılmış bir hareket değil ; Hüseyin Avni Paşa tarafından kasıtlı olarak alınmış bir karardı. Zaten bu paşayı herhangi bir nedenle öven bir tarihçi de yoktur.. (aşağıda solda )

 

   Avni Paşa, Sultan’ı öldürmeyi çoktan planlamıştı. Uzun zamandır Saray’da casusluğunu yapan İkinci Mabeyinci Fahri Bey’i bu işte kullandı. Cezayirli Mustafa Pehlivan, Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmet Pehlivan’ı Feriye Sarayı’na bahçıvan yaptılar. Bu üç pehlivan, Şehzade Murad Efendi’nin Kurbağalıdere’deki köşkünde, ayda üç altına bahçıvanlık yaparlarken şimdi geldikleri Feriye Sarayı’nda ( aşağıda ) aylıkları yüz altın olmuş, otuzar altın da ikramiye almışlardı..

   Abdülaziz de Topkapı Sarayı’ndan alınarak Feriye Sarayı’na getirildi. İkinci Mabeyinci Fahri Bey ile bu üç pehlivan, eski padişahın odasına girip, uzun bir dövüşmeden sonra bileklerini kestiler, sonra da pencereden atlayıp kaçtılar. Binbaşı Necip ve Binbaşı Ali Bey’ler de cinayet sırasında odada olup onlara yardım etmişlerdi. Yani toplam altı kişiydiler..
  Sultan Abdülaziz’in cesedi doktor raporu için yakındaki karakola götürülür. Hüseyin Avni Paşa, cesedin üzerine karakolun perdesini kopartarak örtmüş ve sadece kollarını açıkta bırakmıştı. Cesedin kollarını ilk gören Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane (Gülhane) Kumandanı Dr. Marko (Apostolidis) Paşa’dan, bileklerdeki yara izlerine bakarak ve cesede elini bile sürmeden, intihar raporu yazıp imzalaması istenir. Marko Paşa, Avni Paşa’nın dostu ve adamıydı ama, böyle bir raporun altına imza atmayacağını söylediğinde Avni Paşa çılgına döndü.. Sonra, askeri Doktor Miralay Ömer Bey çağrılır ; o da imzalamayınca hemen orada apoletleri sökülerek Libya’ya sürgüne gönderilir..
  Sonunda, on dokuz doktor bulunur. Birkaçı sadece kollarına bakar, diğerleri sadece izleyerek raporu imzalarlar. Başlarında Sadrazam, Serasker, Bahriye Nazırı, diğer iki nazır ve çok sayıda subay beklemekte iken zaten fazla şansları yoktur !..
  İmzalanan rapora göre ; sol bilekte beş santim uzunluğunda, üç santim genişliğinde ; sağ bilekte ise iki buçuk santim uzunluğunda bir yara vardır. Tıp bilimine göre, bir bileğini kesen bir insanın kesik bileği ile diğer bileğinde böyle bir yara açması imkansızdır !..
  Ayrıca intihar olaylarında sadece üstteki “radial” damarlar kesilmektedir. En alttaki “cubital” damarların kesildiği hiç görülmemiştir.
  Ertesi gün yayınlanan hükumet tebliği şu şekildedir : 
“Sultan Abdülaziz sakalını düzeltmek üzere istediği küçük makasla her iki bileğinin damarlarını açarak intihar etmiştir..”
  Bu tebliğ ve ekindeki doktor raporu, hiç kimseyi inandıramadığı gibi ; zaten pehlivanlar da yaptıklarını sonradan itiraf etmişlerdir.
  Pehlivan Mustafa olayı şöyle anlatıyor : 
“Fahri Bey arkasından dolanıp kollarını tuttu. Hacı Mehmet ile Cezayirli Mustafa dizlerine oturdu. Ben de sol kolundaki damarları çakı ile iyice kestim. Sağ kolunun dahi birkaç yerine çakı ile bastırdım..” (Ahmet Mithat Efendi, “Mirat-ı Hayret”, S.262)
  Sultan Abdülaziz’in naaşını yıkayan sekiz imamdan, Sultanahmet Şeyhi Ömer Efendi, Yıldız Muhakemesinde ; Sultan’ın iki dişinin kırılmış olduğunu,sakalının sol tarafının yolunmuş olduğunu, sol memesi altında büyük bir çürük olduğunu söylemiştir..
  İsmail Hami Danişmend, beş ciltlik “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi” adlı eserinde, Sultan’ın ölüm nedeninin intihar değil de cinayet olduğuna dair tam otuz bir tane delil sayar..
  Cesedi gören doktorlardan, İngiltere Sefareti doktoru da bu kesikleri insanın kendi kendine yapamayacağını söylemiştir..

    

  Halkın hiçbir katkısı olmayan bu hareket tamamen saray içinde yapılan bir darbeydi. Bu darbeyi yapan Midhat Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Mütercim Rüştü Paşa ve Süleyman Paşa’nın ortak özelliği ise mason olmalarıydı !..
  Masonluk Osmanlı’da bir padişahı tahtından indirip öldürecek kadar güçlenmişti !..
  Abdülhamid olayı şöyle özetler :
“Sultan Murad’ın hastalığı daha ilk gün, biat töreni sırasında hissedilmiş ve görülmüştü. Sultan Aziz, belki gafil avlanmıştı ama kendisinden yana olanlar pek çoktu. Kısa bir süre içinde, Abdülaziz’in lehinde,toplumda büyük tepki doğacağını kurnaz serasker ‘hal’ sırasında gördü. Tehlikeyi ne suretle olursa olsun kaldırmak, onun için bir zorunluluktu. İşte Sultan Aziz’in şehadet sebebi budur !..”

     

  İhtilal gecesi şuurunu yitiren yeni padişahın hastalığı, Abdülaziz’in eşi Neşerek Kadın’ın vefatını duyduğunda büsbütün şiddetlenir. Daha sonra Abdülaziz’in ölüm haberi ile tamamen şoka girer. Duyduğunda düşüp bayılır, sonra da bir buçuk gün boyunca hep kusar.. 
  Abdülaziz’in kayın biraderi, Neşerek Kadın’ın da erkek kardeşi olan Kurmay Binbaşı Çerkez Hasan Bey (yukarıda sağda); bakanlar toplantısını basarak ablasının ölümünden sorumlu tuttuğu Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın üzerine kurşun yağdırır. Bu arada Paşa ile birlikte Hariciye Nazırı Reşit Paşa, birkaç subay ve asker de can verirler.. Yaralı ele geçirilen Çerkez Hasan birkaç gün sonra Beyazıt Meydanı’nda idam edilir..
  Bu son olay Sultan Murad’ın şuurunun hepten kaybolmasına neden olur. Çünkü Serasker Avni Paşa en büyük destekçisidir ; Çerkez Hasan’ı da uzun zamandır tanımaktadır..
  Hükümdarlığının ilk iki haftası boyunca hareketleri o derece garipleşir ki, Eyüp’te yapılacak Kılıç kuşanma töreni devamlı ertelenir. Osmanlı tarihinde Kılıç kuşanmadan padişah olan tek kişi Sultan V.Murad olmuştur..
  Hükumet erkanı ise, Sultan’ın vücudunda çıban çıktığını, iyileşince halkın huzuruna çıkacağını ilan etmişti. Asıl hastalığı gizlendi.. 
  Fakat işin iç yüzünü bir süre sonra bir Fransız gazeteci açıkladı. Rusya Sefiri Ignatiyef de İstanbul’u terk ederken, “Benim Rusya’ya dönüşüm artık İstanbul’da sefirlik için bir şey kalmadığındandır. Devlet-i Aliye Hükumeti başıbozuk bir hükumettir. Padişahları delidir, hizmet etmek mümkün değildir” demesi bardağı taşıran son damla olmuştu. (Hüseyin Hıfzı, “Sultan Murad-ı Hamis ve Sebeb-i Hal’i”,s.16)
  3 Ağustos 1876 tarihli “The Times” ; tahta çıkışından dokuz hafta sonra Sultan Murad’ı şöyle tarif ediyor : Hipnotize olmuş gibi kanepede hareketsiz ve sessiz oturuyor, uzun gün boyunca bıyıklarını ve sakalsız çenesini sıvazlayıp tahttan çekileceği günü düşünüyor ve kendi omuzlarına çok ağır gelen bu yükü kardeşlerinden hangisinin omuzlayabileceğini hesaplıyor..”
  Oysa düşünmesine gerek yoktu !.. Veliaht artık belli idi.. Abdülhamid.. 
  Sultan Murad masonluk kuralları gereği üstatlarının alacağı kararlara itirazsız uymak zorundaydı. Hasta olmadan önce içkiye ve eğlenceye düşkündü. Bu durumdaki bir padişahın “kullanılması” ve yönlendirilmesi kolaydı !.. Ama bu hastalık ortaya çıkıp da tamamı Bektaşi olan ihtilalcilerin karşısına ; dindar, tutumlu ve akil bir profil çıkınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Üstelik hiç istemedikleri Abdülhamid, Nakşibendi idi.. Padişahlığına engel olmak için çok uğraşsalar da, 36 yaşındaki Padişah Murad, bir gün kendini Dolmabahçe Sarayı havuzuna atınca artık başka çareleri kalmadı..
  Abdülaziz “cinnet geçirdi” diye düzmece bir fetva veren Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi, bu kez gerçek bir cinnet fetvası verdi !..

      

Mustafa Dede’nin mushafı. Sağ alttaki leke, bu mushafı okurken katledilen Sultan Abdülaziz’in kanı..

KAYNAKÇA : 
Yılmaz Öztuna, “Bir Darbenin Anatomisi”  ve “Türkiye Tarihi” ; Ahmet Mithat Efendi, “Mirat-ı Hayret” ; İsmail Hami Danişmend, “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi” ; Roderic H. Davison,”Reform in the Ottoman Empire” ; Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, “İlan-ı Hürriyet ve Sultan 2. Abdülhamid Han” ; İsmet Bozdağ, “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” ; Henry Eliot, “İntihar mı Kal mı ? Yahut Vaka-i Sultan Aziz” ; İlhami Yangın, “İhtilal Tüccarları”   

Leave a reply:

Your email address will not be published.