288 ) CUMHURİYET’E DOĞRU İLK KIRGINLIKLAR, İLK AYRILIKLAR !..

  
   Kurtuluş Savaşı sonrası huzursuzluk ortamı tam olarak ortadan kalkmamıştı. Örneğin Lozan’da, antlaşmanın imza aşamasında, Başbakan Rauf Bey, İsmet Paşa hükumetten imza yetkisi istediğinde bunu geciktirip duruyordu.. İsmet Paşa da uzayıp duran konferans görüşmeleri, diğer devlet delegelerinin sıkıştırıp durmaları nedeniyle bunalıma girmişti. Bu yüzden de Başbakanlığa sert çıkışları oldu. 26 haziran tarihli bir mektubunda ;
“Bütün hareket hattının, tüm ayrıntılarıyla Ankara’dan idaresi arzu ve eğilimi ; görüşmelerin en yararlı bir şekilde idaresi ve hayırlı bir barışa varmak yetkisini buradaki delege heyetinin elinden almaktadır. Hükumetçe tercih edilen bu şekil, 93 seferinin (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) saraydan yönetimi gibidir. Bize karşı güvensizlik ve yetersizliğimiz hakkında devamlı açığa vurulan kanaat devam ettikçe, bizim aracılığımızla barış akdi ihtimal dışındadır..”
   Bu telgraftan haberi olduğunda Gazi, İsmet Paşa’ya bizzat şunları yazar :
“Telgrafınızı okudum. Çok asabi yazılmıştır. Bunu gerektirecek hiçbir duygu, düşünce ve davranış yoktur. Sizi haksız buldum. İçinde bulunduğunuz zorluk ve çileler takdir edilmektedir. Bunlar, bundan sonra belki daha da artacaktır. Faaliyet sahanız sınırlı değildir. Sabırla ve soğukkanlılıkla işlerinizi iyi bir sonuca vardırmak için gayret ediniz..”
   Gazi bu telgrafında, “Aradaki kırgınlıklara Ankara değil, Lozan’da her gün hile çıkaranlar etkendir” cümlesini de eklemiştir. Delege heyetinin çevresindeki bazı kişileri kastetmektedir. Bunlara, delegelerden Rıza Nur Bey’den, gazeteci Hüseyin Cahit Bey’e kadar çeşitli insanların girdiği daima söylene gelmiş, nitekim Hüseyin Cahit daha sonra oradan uzaklaştırılmıştır..
   Fakat bunlara rağmen işler sürüncemede kalmaya devam eder. İnönü 18 temmuzda bizzat Gazi’ye müracaat etmek zorunda kalır. Yazısı sert olmaktan çok, şikayetçi ve kırgındır :
“Eğer Hükumet, kabul ettiğimiz şeyin kesinlikle reddedilmesi düşüncesindeyse, bunu bizim yapmamıza imkan yoktur. Düşüne düşüne benim bulduğum yol, İstanbul’daki yabancı yüksek makamlara tebligat yapılıp, imza yetkisini bizden almaktır. Bu durum belki bizim açımızdan dünyada bir skandal olur fakat vatanın yüksek çıkarları, kişisel düşüncelerin üstünde olduğundan, Milli Hükumet kanaatini uygular. Hükumetten teşekkür beklemiyoruz. İşlerimizin muhasebesi, millete ve tarihe bırakılmıştır..”
   Hükumet ise hala kararsızdır. Rauf Bey ve arkadaşları, imza emrini vererek bu antlaşmanın sorumluluğunu kabul etmekten kaçınmaktadırlar. Ya da ileride bu antlaşmaya yüklenecek olanlara karşı kendilerini korumak gibi, zayıf bir ruh hali içine düşmüşlerdir. Ne Gazi’ye, ne İsmet Paşa’ya karşı kesin bir cephe alarak, İsmet Paşa’nın Lozan’da varabildiği sonuçları açıkça reddetmek cesaretini de gösterememişlerdir. Bunun daha iyisini yapabilecekleri yolunda da kesin bir açıklama veya girişimleri olduğuna dair belge yoktur. Hatta Hükumetin daha önce, Karaağaç’ın dahi Yunanlılara bırakılmasına karar verdiği de bilinmektedir !..
   Kaldı ki Hükumet kendini, gereği kadar kararlı veya karar mevkinde görmüyorsa çekilebilirdi. Bu gerçi içeride ve dışarıda zararlı yankılar yapardı. Ama bunu da yapamadığına göre Başbakanın artık kesin bir davranış göstererek Lozan’da ve imza yetkisi için sıkıntılı bir bekleyiş içinde kıvranan İsmet Paşa’ya, kesin ve açık bir tebliğde bulunması gerekirdi… Bunların hiçbiri yapılmadı…
   Gazi ve İsmet Paşa arasında çekilen birkaç karşılıklı telgraftan sonra, Gazi’den 19 temmuz 1923’de gelen tebliğ şöyledir :
“..18 temmuz tarihli telgrafını aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve içten duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim..” 
   Resmi bir emir ve tebliğden çok, dostça bir hava taşıyan bu telgraf, sekiz ay süren çetin, çekişmeli, hatta tehlikeli bir işin, hem şerefli, hem korkulu mücadelesini sona erdirdi. Yeni Türkiye, imzadan sonra Uluslararası Hukuk Şekilleri de tamamlanarak, çağdaş dünya devletleri arasındaki yerini böylece almış oldu..

 

   Rauf Bey, hayatının sonuna doğru aktardığı bazı anılarında, o günlerden bahsederken, İsmet Paşa’nın Lozan’da elde ettiği sonuçları takdir ettiğini, savunduğunu, hatta daha iyileri yapılamaz şeklinde beyanlar verdiğini söyler. Hatta bu sırada Meclis’in gizli toplantılarındaki tutanaklardan da nakillerde bulunur.. Ama bu beyanlarda garip bir tutukluk, sıkıntı havası vardır. Sanki bütün bunları istemeyerek söylüyormuş gibi bir hal göze çarpar.
   İsmet Paşa’yı Lozan dönüşü karşılamaya gitmemesi ve başbakanlıktan istifa edeceği şeklindeki davranışlarına gelince ; bunlar ancak olumsuz bir iç tepkinin, olgun bir devlet adamının kendini kaptırmaması gereken insani bazı zaafların açığa vuruşu olsa gerektir..

  

   9 Eylül 1923’de Cumhuriyet Halk Fırkası kuruldu.. 11 Eylül’de Gazi, Fırka Genel Başkanı seçildi…
   13 Ekim’de, başta İsmet Paşa olmak üzere, diğer on dört arkadaşının imzaladıkları bir önerge Meclis Başkanlığına verildi, Ankara’nın başkent olması istendi. Bu, Mustafa Kemal’in çok önceden tasarladığı bir şeydi zaten..
   Başbakan Fethi Bey ve bazı arkadaşları da, hükumetin alması gereken böyle bir kararı, İsmet Paşa ile arkadaşlarının bir kanun teklifi şeklinde Meclis’e götürmelerinden şikayetçi görünüyorlardı. Meclis’in içinde ise, bütün milletvekillerinin tek bir parti grubu oluşturmalarına rağmen, hemen bir takım hizipler belirmişti.. Bu hizipler, eski Başbakan Rauf Bey’i, Ali Fuat Paşa’dan boşalan Meclis İkinci Başkanlığına seçmek hazırlığındaydı. Meclis’in büyük çoğunluğu ise, İsmet Paşa’ya karşı alerji içindeydi !..
   27 Ekim’de Hükumet istifa etmek zorunda kaldı. Kriz başlamıştı !..
   Bu krizin başlangıcını daha eski günlere götürmek mümkündür.. Örneğin , İstanbul’un işgalden kurtuluşunu kutlamak üzere İstanbul’a giden on dört kişilik heyeti, Haydarpaşa İstasyonunda kimse karşılamaz !.. Nedeni bir türlü iyi açıklanamayan bu olay, Meclis’te büyük kaynaşmalara neden olur..
   Ali Fuat Paşa’nın “Siyasi Hatıralar, Kısım II”de belirttiği bir bölüm de ilginçtir. Ali Fuat Paşa, Meclis İkinci Başkanlığından ayrılıp İstanbul’a giderken Gazi’nin, kendisine, Rauf Bey’e verilmek üzere bir mesaj ilettiğini yazar. Gazi, bu mesajda, Rauf Bey’den, Meclis İkinci Başkanlığını kabul etmesini istemektedir..
   Rauf Bey, kendisini istifaya zorlayan “nedenler” ortadan kalmadığı için bu teklifi kabul edemeyeceğini söyler. Bu “nedenler” pek de belli değildir. Çünkü Rauf Bey aynı gün Ali Fuat Paşa’ya şunları söylemiştir :
“Gazi Lozan’ın ikinci safhasında, eski ve çok samimi arkadaşım İsmet Paşa ile devam eden  yazışmalarda çıkan anlaşmazlıkların, beni istifaya zorladığını sanarak, İsmet Paşa’yı Hariciye Vekilliğinden, dolayısıyla İcra Vekilleri Heyetinden uzaklaştıracağını söyledi. Ben, bilakis, İsmet Paşa’nın her şekilde, bu görevinde kalmasını söyledim..”
   Ama her şey göstermektedir ki ; bu olayların, çatışmaların ve kırgınlıkların altında da, yalnızca ve kuvvetli bir İsmet Paşa alerjisi yatar..
   İsmet Paşa’nın, “Mücadele bana karşıydı. Zaman zaman kırgınlık, kıskançlık.. Benim durumumu arkadaşlar güçlükle hazmediyorlardı..” sözlerinde, bir gerçek de yok değildir..
   Özetle kriz, halledilecek gibi görünmüyordu. Gazi’ye göre, “Hırslı bir hizip, Meclis’i işgale çalışıyordu..”
   Bunun üzerine Çankaya bazı önlemler düşündü ve bunları uyguladı..
   Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Cephesi Kurmay Başyaveri olup, çeşitli görevlerden sonra milletvekili ve İçişleri Bakanlığı da yapmış olan Şükrü Sökmensüer’de anı olarak kalan bir küçük cep defterini her defasında aynı heyecanla okuyan Şevket Süreyya Aydemir şunları yazmaktadır :
“Bu defter, dar, uzunca, kağıt kaplı, en basitinden, incecik bir defterdi. Zaten beş on yapraktan ibaret olan defterin ancak birkaç sayfası kullanılmıştı. Yazılar kurşun kalemle yazılmıştı. Bunlar sanki, yatağında uyku tutmayan bir insanın, gecenin kim bilir hangi geç saatinde, şöylece yatağında doğrulup da, kim bilir nereden eline geçen bu derme çatma defterciğe çiziktirdiği kısa notlar gibiydi.
   Bu notlar Gazi Mustafa Kemal’indir. Cumhuriyet’in ilanına karar verdiği gece yazılmıştır. 28 Ekim günü geç vakit Gazi, toplantı halinde bulunan parti yönetim kurulu tarafından davet edilmişti. O saatler, parti grubunda krizin zirve noktasına çıktığı saatlerdir. Bir türlü kabine kurulamamaktadır. Gazi durumu görmüştür ve artık müdahale saati çalmaktadır.. 
   Gazi ; küçük, basit not defterinin düzensiz ve dağınık durumdaki sayfalarında, işte o akşamın bu olaylarını notlandırmıştı.. O heyecan verici gecenin adeta bir öyküsüydü bu notlar…”   
   
                     

Leave a reply:

Your email address will not be published.