283 ) KAFESTEKİLER !..

 

   Orhan Veli’nin “İçerde” adlı şiiri, hücresinde oturan bir tutukluyu anımsatır :
“Pencere, en iyisi pencere,
  geçen kuşları görürsün hiç olmazsa,
  dört duvarı göreceğine…”

   Hapishane ve kuş denildiğinde unutulmaması gereken insan Robert Stroud’dur. 1909 yılının Ocak ayında kız arkadaşı Kitty O’Brien’ı dövüp, kolyesini alan Charlie Dahmer’i öldüren Stroud, on iki yıl hapse mahkum olduğunda henüz on dokuz yaşındadır !.. Mc Neil adasındaki hapishaneye gönderilen mahkum, üç yıl sonra ilk kez dışarı çıkarılarak unutamayacağı bir vapur yolculuğu sonrasında Kansas eyaletinin Leavenworth kentinde yeni yapılan bir hapishaneye gönderilir. Kalem taşımanın suç sayıldığı hapishane, on beş metre yüksekliğindeki duvarlarıyla ünlenmiştir ve gardiyanların “duvar görmekten bıktım” diyerek istifa etmeleri yönetim için sıradan bir olaydır !..
   Leavenworth’deki hava, Atlanta Hapishanesinde bir tutukluyu döverek öldüren Andrew F.Turner adlı gardiyanın gelmesiyle daha da gerginleşir. Turner, bir akşam yemeğinde arkadaşıyla konuşan bir mahkuma seslenir : “Ver numaranı !..” Hapishane kurallarına göre, yemek sırasında konuşmak yasaktır. Copunu koltuğunun altına sıkıştıran gardiyan, elindeki deftere verilen numarayı yazar : “Stroud, 8154″ ..
   Robert Stroud, başka bir gardiyan aracılığıyla Turner’a, kardeşi Marcus ziyarete gelinceye kadar kendisini yönetime rapor etmemesini rica eder. Disiplin cezası alırsa yıllardır ayrı kaldığı kardeşini görme olanağını kaybedecektir. Gardiyan, Turner’dan şu yanıtı getirir : “Raporu geciktirebilirim, ama geciktirmeyeceğim.”
   Bir pazar günü, bin yüz mahkumun öğle yemeği yediği salonda bando “Cennet” adlı şarkıyı çalarken Stroud masasından kalkar ve Turner’ın karşısına dikilir. Aralarında geçen kısa konuşma anında Turner copuyla Stroud’a vurmak ister. Boğuşma sırasında gardiyan yere yığılırken Stroud ayakta kalır. Sol elindeki bıçaktan kan damlamaktadır..
   Dört yıl süren mahkeme sonrasında Polis Müdürü O.L.Wood tarafından gazetelere idam sehpası malzemesi için açık arttırma ilanları verilir. Stroud’un aleyhine tanıklık yapan mahkumlar “gerçeği, yalnızca gerçeği” söyleyeceklerine dair yemin etmeden önce ABD Başkanı’nın imzasını taşıyan af tezkerelerini ellerinde sıkıca tutmaktadırlar !.. Stroud, hücresindeki pencereden idam sehpasının kurulmasını seyretmiş, kum torbasıyla yapılan denemeleri de izlemiştir. Marangoza birkaç basamaklı merdivenin korkuluklarını neden zımparaladığını sorduğunda alaycı bir yanıt alır : “Eline kıymık batmasın diye” !..
   1920 yılının Nisan ayında, Başkan Wilson’ın eşi tarafından Stroud’un annesi Elizabeth’e Beyaz Saray’da uzatılan idam kağıdının üzerinde şunlar yazmaktadır : “Müebbet hapse çevrildi. W.W.”

 1942’de

   1920 yılının haziran ayında Kansas’ın ünlü fırtınalarından biri boy gösterir. Stroud, avlunun bir köşesinden rüzgarın duvarı aşırıp dışarıdan içeriye savurduğu gazete kağıtlarını ve kırık dalları seyretmektedir. Birden, büyükçe bir serçenin telaş içinde kanat çırptığını görür. O yöne doğru yürüdüğünde ise bir dal parçasının altındaki parçalanmış kuş yuvasındaki dört yavruyu fark eder. Serçeleri mendiline saran Stroud hücresine dönünce ampulde ısıttığı çoraplarla yavruları sarar. Akşam yemeğini yerken, yavru serçeler ağızlarını açarak cıvıldamaya başlar. Kuşlar hakkında hiçbir bilgisi olmayan Stroud, ekmek parçalarını sebze çorbasına batırarak yavruları beslemeye başlar. Ekmeğin bittiğini görünce yer döşemesindeki çatlağın başına oturur ve hamam böceklerini yakalamaya koyulur. Ertesi gün, yuva olarak yaptığı karton kutunun içinde bir yavrunun tek ayağı üstünde zorla hareket ettiğini gözlemler. Serçenin kırık ayağını iplik ile bir kibrit çöpüne saran Stroud, böylelikle, Ornitolog, yani Kuşbilimci olma yolunda ilk adımını da atar..
   İlkokul üçüncü sınıfa kadar okuyan Stroud, hapishanenin kütüphanesinden kuşçuluk hakkında kitaplar okumaya başlayınca bir kafes yapmaya karar verir. Dört paket sigara karşılığında aldığı bir sabun sandığının çivilerini dişleriyle söker ve tıraş bıçağıyla da kafesin çıtalarını hazırlar. 1925 yılına gelindiğinde hapishane müdürünün yardımıyla elli üç kanarya yetiştirmeyi başarır. Kuşlar hakkındaki denemeleri ise Roller Canary Journal adındaki dergide yayınlanmaktadır. Geçen zaman içerisinde matematik ve hukuk ile de ilgilenen Stroud, Fransızca öğrenmekle de kalmayıp Paris anlaşması hükümlerine göre evlenmeyi de aklına koyar.. 1803 yılında imzalanan bu anlaşmaya göre, içinde Kansas eyaletini de barındıran Lousiana’da Fransız idaresi altındayken sahip olunan bazı haklar koruma altına alınmıştır. Bir erkek ve bir kadın yazılı olarak evli olduklarını ilan ederlerse geçerli sayılacaktır..
   Della May (Mae) Jones, kanarya tutkunu dul bir kadındır. Dergilerden Robert Stroud’un birincilik ödülü kazanan yazılarını takip etmekte, onun büyük bir oturan bir profesör olduğunu sanmaktadır. Jones, kanaryaları anlatan yazıların katılabileceği bir yarışmanın ikincilik ödülü olarak “Green Sally” adındaki kanryasını vermeyi önerir. Dergide ikinciliği kazananın Stroud olduğunu okuyunca da çok sevinir. Ama, “Posta Kutusu 7, Leavenworth, Kansas”  adresi çok değer verdiği kuşunu göndermeye uygun değildir. Yazmış olduğu mektupta Stroud’dan ödülünü gönderebileceği başka bir adres ister. Yanıt olarak gelen mektubu eline alınca, dul kadın ömründeki en büyük şaşkınlığı yaşar : “Leavenworth Hapishanesi” ..
  1951’de
  
   Robert Stroud, bir görüşme gününde, Della May Jones’a evlenmeyi teklif eder. 22 Ekim 1933’de yayınlanan evlenme mukavelesi Hapishane müdürlerini çok kızdırır. Kuşların bakımı için gerekli olan malzemeleri zor temin edebiliyor ve kendisine danışmadığına kızan annesinden de eskisi kadar yardım gelmemektedir. Baskılara dört yıl göğüs geren Stroud, 22 Nisan 1937’de hapishaneye yeni atanan müdürün kararıyla yıkılır : “Della May Jones ile mektuplaşmanız yasaktır.” Ve o günden sonra, karısından bir daha hiç haber alamaz !..
   15 Aralık 1942, Salı günü, saatler sabahın 5’ini gösterirken, Robert Stroud hücre kapısının açılmasıyla uyanır : “Kusura bakma ahbap, gidiyoruz” .. Kitaplarını, mikroskobunu ve kuşların otopsisinde kullandığı diğer araçları yanına almasına izin verilmeyen Stroud, ellerine kelepçe takılmadan önce hasta bir kuşuna ilacını vermeyi başarır..
   İkinci Dünya Savaşı’nın en kızgın günleri olduğu için, San Fransisco kenti Japonların hava saldırısına karşı karartılmıştır. Kendisini Alcatraz Adasındaki ünlü hapishaneye götürecek motora bindiğinde başını yukarı kaldırır.. Yüzlerce martı çığlık çığlığa uçuşmaktadır..
 
   Kuşlarla ilgili bilgilerini topladığı kitabı 1943’de, Webb yayınevi tarafından basılan Stroud, hapishanedeki mahkumların iyi kullanıldığı takdirde çok yararlı şeyler yapabileceklerini anlatan yeni bir kitap yazmaya başlar. Hapishane yöneticileri yazılmakta olan kitabı kardeşine göndermesine karşı çıkarlar ve geri verirler. Stroud, kitabın kaybolmasından korkarak Temyiz Mahkemesi’ne yaptığı bir başvuruya yeni çalışmasından bölümler koyar ve dış dünyanın kitaptan haberdar olmasını sağlar. 1951 yılına gelindiğinde, gardiyanlar, ilaç içerek intihar etmek isteyen Stroud’u son anda kurtarırlar. Hapishanenin revirinde kendine gelen Stroud, midesinin yıkanması sırasında yutmuş olduğu borunun bulunmasına çok üzülür. Ölümü halinde kendisine otopsi yapılacağını çok iyi bilmektedir.  Yutmuş olduğu borunun içindeki kağıt parçasında kitabının savcılık tarafından hukukçu bir tanıdığına gönderilmesini vasiyet etmektedir !..
 
   1956’da iyice yaşlanmış olan Stroud’a öğrencilerin hazırladığı ve kuş resimlerinden oluşan bir albüm gönderilir. Stroud’un almasına izin verilmeyen albümün üstünde şu yazmaktadır : “Yapamam diye bir şey yoktur.” 
   Bu arada, Stroud’un kardeşi, “Büyük Marcus” adıyla oldukça ünlenmiştir. Vodvil kumpanyasında ellerini kelepçeye vurduruyor, ayaklarını zincirlerle bağlatıyor ve üstüne de deli gömleği giymektedir. İzleyicilerin şaşkın bakışları altında tüm bunlardan kurtulan Marcus, kazandığı paraları ağabeysinin özgürlüğüne kavuşması için harcamaktadır.
   Yaşantısını tek kişilik bir hücrede geçiren Ornitolog Robert Stroud’un göğüs kafesindeki can kuşu 74 yaşına geldiğinde, 1964 yılında, özgürlüğe uçar..
   Okumuş olduğu kitapların birinde ; kuşların kafeslerine kum ile karıştırılmış talaş serpiştirilmesi önerilmektedir. Kumu elde edebilir ama talaş bulması çok zordur. Hücresini temizleyen işçi avludaki çatlakların birinde bir paket bulacağını söyler. Havalandırmaya çıkan Stroud, söylenen yerde içi talaş dolu bir paket bulunca çok sevinir. Hücresine dönünce talaşı kum ile karıştırıp kafeslere serpiştirir. Torbanın içinden çıkan kağıtta talaşın, Robert Stroud adlı mahkum için kurulan idam sehpasının kerestelerinden çıkan talaş olduğu ve hatıra olarak saklandığı yazılıdır !..

Leave a reply:

Your email address will not be published.