280/A ) OSMANLI’DAN SİYONİST İSTEKLERİ !..

    

   Aslen Budapeşte doğumlu bir Macar Musevisi olan Theodor Herzl, Avusturyalı zengin bir aileye mensuptu. “Neue Freie Press” gazetesinin Paris muhabiri olarak çalışırken, 1859 yılı Ocak ayında, dünyanın gündemine oturan Dreyfuss davasını gazetesi adına izledi ve görüşleri tamamen Siyonizm’e dönüştü..( 1 )
   Yahudi meselesi ile daha yakından ilgilenmeye başlayan Herzl, “The Jewish State” ( Yahudi Devleti ) adlı kitabını yazdı. Herzl, Yahudi Devleti’nin kurulma zamanının geldiğini bildirerek, sağlığında bu devletin kurulacağını iddia ediyordu.. 
   Osmanlı Devleti’nin Filistin’i kendilerine vermesi halinde bu devletin ileri karakolu durumuna geleceklerini söyleyen Herzl, Arjantin’in de uygun bir olduğunu, buna, kurulacak olan örgütün karar vereceğini belirtiyordu.
   Herzl’in kitabının oluşturduğu etki ile Birinci Dünya Siyonist Kongresi, 29 Ağustos 1897 yılında, İsviçre’nin Basel kentinde toplandı. Kongreye Museviler’in yaşadığı on yedi ülkeden 240 delege katıldı. En çok delege, 97 kişiyle, Rusya’dan gelmişti. Kongre’de, Filistin’de tarımsal ve endüstriyel yerleşim alanlarının kurulması, bir devlet gibi yerel ve ulusal düzeyde Yahudi örgütlerini oluşturmak, Yahudiler’in ulusal duygularının güçlendirilmesine çalışmak, Siyonizm’in gerçekleşmesi ve hükumetlerin rızasını almak için bir an evvel girişimlere geçilmesi kararlaştırıldı.. ( 2 ) 
   Herzl, 1. Siyonist Kongresi’nden bahsederken şöyle diyordu : “Basel’de ben Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem, bana bütün dünya güler. Fakat beş yıl içinde veya elli yıl sonra garanti olarak söylüyorum, herkes bunu böyle bilecektir..” ( 3 )  

 Basel, 1897


   Siyonizm fikrine Batı Avrupa ve Amerika Yahudileri sıcak bakmıyorlardı. Amerika’da rahat içinde olan Yahudiler, bu nedenle, Herzl ve Siyonistlere büyük tepki gösteriyorlardı. Özellikle Amerikalı haham Isaac Meyer Wise, Yahudiliğin bir vatana gereksinim duymadığını belirterek siyonistlere karşı bütün Yahudileri aktif kavgaya çağırıyordu. ( 4 ) Zaten Rusya’dan kaçan Yahudiler’in büyük bir bölümü, rahatça yaşamak için, Amerika Birleşik Devletleri’ni seçip oraya yerleşiyordu..

   Sultan Abdülhamid’den Filistin’e yerleşme izni alınıp, Rusya’dan göç eden diğer Yahudiler buraya yönlendirilse, Siyonizm rüyası gerçekleşecekti ; her şey Sultan’ın iki dudağı arasındaydı. Bu yüzden Herzl ilk olarak, Sultan’ın Avrupa’daki ajanlarından Polonya asıllı Kont Philipp de Newlinsky ile tanışıp anlaştı. Daha sonra İstanbul’daki “Osmanische Post” gazetesi sahibi Diongs Rosenfeld ile temasa geçti. Rosenfeld, ona Osmanlı Devleti’nin mali açıdan çok zayıf durumda olduğunu bildirerek bir an evvel İstanbul’a gelip Abdülhamid’le görüşmesini söyledi..  
   Herzl’in Sultan’dan istemeyi tasarladığı toprak, Tevrat’ın Tekvin Bölümü’nde Yahudiler’e vaat edildiğine inanılan, Nil Nehri ile Fırat Nehri arasındaki alanı kapsıyordu..  Yahudilere bu topraklar üzerinde, Bulgaristan Prensliği’ne benzer bir muhtariyet statüsü tanınmasını isteyecekti. Bu topraklar karşılığındaki teklifi ise şuydu : “Biz, Türkiye’nin mali durumunu düzeltmek için 20 milyon harcayacağız. Bu meblağın 2 milyonunu Filistin’deki değişiklik için vereceğiz. 80 bin lirası, bu sermayenin temeli olacak. 18 milyon lira ile Türkiye’yi Avrupa’nın kontrolünden kurtaracağız.” ( 5 ) 
   Herzl, Doğu Ekspresi’nde Osmanlı diplomatlarından Ziya, Karatodori ve Tevfik paşalarla tanıştı. Onlara, İngiltere’nin Heligolnad Adası’nı para karşılığı Almanlara bırakmasını örnek verdi. Ziya Paşa, Herzl’e, bunu padişahın kabul etmeyeceğini söyledi… 17 Haziran 1896’da İstanbul’a gelen Herzl’i Abdülhamid kabul etmedi. Bunun üzerine Herzl, Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın oğlu Cavid Bey ile görüştü ve kendisini babasıyla görüştürmesini istedi. Ertesi gün sadrazamla görüşen Herzl’i padişah yine kabul etmedi, ancak Kont Newlinsky, Padişah ile görüşüp Herzl’in isteklerini bildirdi.. ( 6 ) 
   Abdülhamid’in yanıtı ise şöyle oldu : “Eğer M. Herzl senin benim arkadaşım olduğun gibi bir arkadaşın ise ona nasihat et, bu konuda başka bir adım atmasın. Ben, bir karış bile olsa toprak satamam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Benim milletim bu toprakları savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar ; onu kanları ile verimli kılmışlardır. Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel, biz onu kanlarımızla sularız… Ben onun hiçbir parçasını veremem.. Bırakalım Yahudiler paralarını saklasınlar. Benim devletim parçalandığı zaman, onlar Filistin’e hiç karşılıksız sahip olabilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben, canlı bir vücut üzerinde ameliyat yapılmasına razı değilim..” ( 7 ) 

2. Wilhelm’in 1898 yılında Osmanlı’yı ziyareti Herzl’i ümitlendirdi. Bu kez de Alman İmparatoruna yanaştı. Kayzer, Yahudi sorununun Avrupa ve Doğu Akdeniz’de yarattığı duyguların farkındaydı. İstanbul’a gelişinin ertesi günü, Herzl başkanlığındaki, Osmanlı olmayan beş Yahudi’den oluşan bir heyeti kabul etti. Filistin’deki siyonist yerleşimlerine Alman koruması sunma fikri, tebaasının onda biri Yahudi olan Kayzer’in ilgisini çekmekteydi.. Oysa Kayzer’in, İstanbul ziyareti sırasında, Abdülhamid’e “Siyonistler Türkiye için hiçbir zaman tehlikeli değillerdir. Fakat her tarafta baş belası olduklarından dolayı onları Almanya’dan kovup kurtulmak istiyoruz” dediği de bilinmekteydi !..
   Sultan da yanıt olarak, Musevi uyruklu vatandaşlarından memnun olduğunu söyleyip nezaketle konuyu kapatmıştı.. ( 8 ) 

   Herzl, Filistin’i ziyaret eden Kayzer’in peşinden gider. Burada yine, Kayzer’e vaatlerde bulunur. Filistin’e yerleşmelerine yardım ederse, dünya üzerindeki bütün Yahudilerin Kayzer ve Almanya için çalışacaklarını yineler. Fakat, ilkinden dokuz gün sonra gerçekleşen bu görüşmede, Kayzer’i eskisi kadar sıcak bulamaz..
   Herzl, Sultan’la konuşamayınca tekliflerini artırır ; Ermeni meselesini de halledeceğini ; Avrupa basınına Ermeni meselesinde, Sultan’ı destekleteceğini, hatta Ermeni liderlerinin doğrudan doğruya Sultan’a itimadını sağlayabileceğini belirtir. ( 9 ) 
   İstanbul’daki İngiliz elçiliğinde hazırlanıp Londra’ya gönderilen bir istihbarat raporu, Ermeni örgütlerle siyonistlerin ilişkisini göstermektedir. Raporda, “Abdülhamid’e  muhalefet eden güçlerin Rusya’daki aşırı Ermeni Taşnak ihtilalcileriyle de ilişkileri olduğu, bunlar aracılığı ile Rusya’yı zayıflatmayı tasarladıkları”  belirtilmektedir. ( 10 ) 
   Abdülhamid, Ermenileri yabancıların kışkırttığını bilmektedir : “Çok geçmeden buna Fransızlar ve İngilizler de katıldılar. Osmanlı ülkesinden koparılacak yeni parçada, onlar da söz sahibi olmak istiyorlardı ; ilk Ermeni komitesinin Türkiye’de değil de Paris’te kurulmuş olması, her şeyi ortaya koyar. Fitnenin başı dışarıda idi..” ( 11 ) 
   Ermeni terörü de zaten bu tarihlerde hızlanmaya başlamıştır.. 1890’da Erzurum’daki ilk ayaklanmayı İstanbul’da Kumkapı ayaklanması izler..
   Theodore Herzl, anılarında, Türkçülüğün kurucularından Vambery’nin de siyonizm davasını desteklediğini belirtir. Vambery aracılığıyla da 19 Mayıs 1901’de Sultan’la görüşmeyi başarır. Sultan, isteklerini reddedip onlara kapıyı gösterince ; 1902 yılının Şubat ve Temmuz aylarında iki kez daha gelir İstanbul’a ama görüşme olmaz.. Herzl, 1896-1902 yılları arasında tam beş kez başkente gelerek, amacına ulaşmak için girişimlerde bulunmuştur.. ( 12 ) 
   Abdülhamid ise, sadece siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onların Filistin’e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevilerin siyonistleşmesini engellemeye çalışmış, siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba sarf etmiş ve Yahudilerin Filistin’den arazi satın almalarını yasaklamıştı. . 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi, Yahudilerin Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de çıkarılan yeni kanun ise, yabancı siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere siyonist örgütlerce para verilerek bölgede önemli bir toprak parçasının siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.. Böylece bazı siyonist koloniler kurulmuştu. Yerli Arap halk ve bürokratlar para kazanma arzusuyla, bu yıllarda, Filistin’in önemli bir bölümünün Yahudilere satılmasında aracılık yapmışlardı..
   1892 sonbaharında Abdülhamid yönetimi, yerli ya da yabancı kim olursa olsun, Yahudilerin taşınmaz mal almalarını yasakladı ; yerel kadastro yöneticilerine ve halka bildirdi.. 
   Bu yıllarda Osmanlı ülkesinde yabancılara toprak satmak “hem vatan hainliği hem de ahiret azabının” nedeni olarak görülüyor ; Abdülhamid’in özel izni olmadan yabancılara toprak satma ve okul, hastane açma gibi misyonerlik kurumlarıyla ilgili haklar kesinlikle verilmiyordu. Sultan, toprağını satmak zorunda kalan Filistinli Arapların topraklarını Hazine-i Hassa adına kendisi satın alıyordu..( 13 )
   Ayrıca ; Ekim 1882’de hac yapacaklar dışındaki tüm Musevilerin Filistin’e girmesini engelleyen Osmanlı yönetimi ; 1884’de hacı dahi olsalar, vizesiz Yahudilerin Filistin’e girişini yasakladı. 1887 ilkbaharında hacıların ziyaret süresi bir ay ile sınırlandırılmış, çıkışlarının garantiye alınması için, girişlerinde oldukça yüklü bir depozito alınmıştı. 1898 Ağustosunda, hangi ülkenin vatandaşı olduğuna bakılmaksızın, Filistin kapıları tüm Yahudilere kapatıldı. 21 Kasım 1900 ‘de yayımlanan Duhul Şartları Nizamnamesi ile kırmızı pasaport uygulaması başlatıldı…



KAYNAK NOTLARI…


( 1 ) Howard M. Sachar, “The Course of Modern Jewish History”, s. 271 ; George Lenczowski, “The Middle East in World Affairs”, s. 260

( 2 ) Nahum Solokov, “A History, Zionism”, s. 268-269
( 3 ) Theodor Herzl, “The Complete Diaries” c.2, s.581
( 4 ) Max Isaac Dimont, “Jew’s God and History”
( 5 ) T. Herzl, a.g.e., c.1, s. 342-365
( 6 ) T. Herzl, a.g.e., c. 2, s. 367-372
( 7 ) T. Herzl, a.g.e., c.2, s. 378-379
( 8 ) Mim Kemal Öke, “Siyonizm ve Filistin Sorunu”, s. 78-79
( 9 ) T.Herzl, a.g.e. , c.2, s.387
(10) Orhan Koloğlu, “İttihatçılar ve Masonlar”, s. 203-206
(11) İsmet Bozdağ, “Abdülhamid’in Hatıra Defteri”, s. 56
(12) Mim Kemal Öke, “Kutsal Topraklar’da Siyonistler ve Masonlar”, s. 53-55
(13)BOA, İrade Dahiliye, 30 Ca. 1311, nr. 40  

İLHAMİ YANGIN’ın,  ” İhtilal Tüccarları” kitabından derlenmiştir…

Leave a reply:

Your email address will not be published.