28 ) ELÇİYE ZEVAL OLMAZ !..( 2 )

   İnsanlık tarihinin ilk diplomatlarının Melekler olduğuna inanılır. Melekler, cennetten inerek insana Yaradan’ ın kutsal mesajını ilettikleri için dokunulmazdırlar…
  “Elçiye zeval olmaz”, diplomasinin özüdür ama bu, elçilerin başına hiç bir şey gelmediği anlamına gelmez…

   Hotin Antlaşması’nın bir maddesi uyarınca, 1622 yılında Zbaras Dükü üç yüz kişilik görkemli bir topluluğun başında İstanbul’a geldi. Atlarının İstanbul sokaklarında gümüş nallarını kaybettikleri söylenir. Tam da bir yeniçeri ayaklanmasının ortasında, II. Osman’ın tahttan indirilip yerine I. Mustafa’nın geçtiği bir sırada gelmişlerdi. Leh elçi, güçlükle kalacak bir yer buldu, çünkü kendisine tahsis edilen evde sipahiler oturuyordu ve çıkmayı reddediyorlardı. Bir süre sonra tayınını da alamaz oldu ve sürekli zindana atılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Leh elçi, etrafında olup bitenleri kavrayamayan Sultan’ın huzuruna ancak büyük çabalardan sonra çıkabildi.
Tehditlere ve hakaretlere maruz kaldı. Yaşlı vezir, Leh Kralı’nı, “Yahudi ve hırsız” diye adlandıracak ve elçisini boynuna zincir vurmakla tehdit edecek kadar ileri gitti. Yedi yıllık barış ve ittifak talebi ile gelmiş olan Rus temsilci de Leh elçisinin bu şekilde muamele görmesine sebep olmuştu…

   Sultan İbrahim’ in son günlerinde Venedik temsilcisi Ballarino sekreterleriyle birlikte zindana atılmıştı. Luigi Contari’ nin olağanüstü elçi olarak İstanbul’a geleceği haberi hiçbir etki yaratmadı. Sadrazam Venedik baliosunu casus olarak görüyordu ve elinde olsa kovardı. Sonunda balioyu da tutuklattı, öfkeli bir kalabalığın arasından geçirerek Yedikule zindanlarına gönderdi, hizmetlilerini zincire vurdurdu ve birinci tercümanı Giovanni Antonio Grillo’ yu astırdı. Fransız ve İngiliz elçilerin tüm çabaları sonuçsuzdu…

   12 Kasım 1712′ de ise Babıali’ ye gelen Rus elçisinin huzurunda III. Ahmed sadrazama Rus Çarı’ nın barış şartlarını neden hala yerine getirmediğini sorduktan sonra Moskova’ ya savaş ilanı gönderildi ve rehineler Yedikule zindanına atıldı..
 
   Bu üç örnek, elçilerin o devirlerde bal gibi dokunulabilir olduğuna delil !…

   Elçi ve tercüman katli, onursuz bir davranış olduğundan çok yaygın değildi ama özellikle Ortaçağ ve Yeniçağ boyunca krallar, gizli mesaj taşıyan elçi ve ulakların dokunulmazlığını garanti etmemiştir. Bu nedenle şifreli mesajlar çok yüksek bir bedelle, kaftanlarının içine dikilmek suretiyle tüccarlara taşıtılmıştır.

   17. yüzyılda sürekli diplomasiye geçilinceye kadar diplomatik ayrıcalıklar, diplomatın temsil ettiği ülkenin saygınlığına olduğu kadar, diplomatın acar karakterine de bağlıydı. İdeal diplomat, elbette dürüst, sadık ve ilkeli olmalıydı ama ; esprili, uyanık, hoşsohbet, yemek sofralarında saatlerce oturabilen ve dozunda dedikodu yapabilen biri olması da önemliydi.

   Osmanlı Devleti’ nin en yüksek rütbeli memurları, pazarlıklar sırasında tamamiyle sultanlarının gücüne dayalı, dürüst bir diplomasi kullanıyorlardı. Ragusalılar (Dubrovnik) 15.yüzyılda, “Türkler önce sert davranır, sonra yumuşarlar” demişlerdi..
   Venedik ise bir seferinde bu konuda kendi acı tecrübelerini sahip Macar Kralı’ na şöyle yazmıştı, “Türklerin, para için her şeyi yapma alışkanlıklarını siz de biliyorsunuz ; kim daha fazla para verirse, o kazanır..”
   Ve başka bir yazıda da, “Parasız hiçbir şey olmaz, zira Divan-ı Hümayun para istiyor, boş vaatler değil.” demişler…
   Birçok yeri gezen Venedikli bir gezgin olan De La Broquiere ise şu eklemeleri yapıyor : ” Türklerin doğasına göre, bir kez yüksek bir fiyat belirlendikten sonra, bu fiyattan vazgeçmeleri için çok önemli bir sebep olması gerekir…”
   Bir elçi, hazine ve vezirin kendisi için istenen meblağı getirmediği takdirde reddedilir, hatta bazı durumlarda mahpus bile tutulurdu…

   Diplomat, Cicero’ nun tanımındaki gibi, “Kişisel çıkarları yerine kamu yararını gözeten, yozlaşma ve baskıya karşı çıkan ve hayattaki amaçlardan en asil olanı, yani ülkenin şeref ve zaferi için çalışan” kişiydi…
   Ama aynı zamanda, keyifli ortamları arayan, yaratan, bilgi çalan, saklayan, oyunu her zaman kurallarına göre oynamayan biriydi..

   Machiavelli’ ye göre ; “Tembelin şereflisi”,  Hollandalı Wicquefort’ a göre, “Casusun şereflisi ” idi.. Ateş üzerinde yürüyen bir cambazdı !…

   17. yüzyılda Kuzey Avrupa’ da görev yapan bir diplomatın söylediği gibi ; “Yalan söylemek ve kandırmak şerefli bir insanın hamurunda yoktur ama ülkeye hizmet ederken, bazen başka bir seçenek kalmaz..”

   Machiavelli, “Raffaello’ya Öğütler” adıyla anılan ve 1522 yılında yazdığı bir mektupta, diplomatın beş görevini şöyle sıralar :
” 1. Hizmetinde olduğu hükümdarın karakterini çok iyi bilmek,  
  2. Gerektiğinde hükümdarın fevriliğini kontrol edebilmek,
  3. Oturumlarda en açık ve kolaylık sağlayacak konumu elde edecek şekilde kendini ayarlamak,
  4. Yetkin, açık görüşlü, dürüst, arkadan vurmayan, ikiyüzlü olmayan ve başka şeye inanıp başka şey      söylermiş gibi görünmeyen bir insan olduğuna dair şöhret kazanmak,
  5. Bazen bir gerçeği hükümdara karşı gizlemek gerektiğinde, gizlenen gerçeğin açığa çıkma olasılığı karşısında hazır ve çabuk bir savunma sahibi olmak…”

   Napoleon’ un 1798 yılında Mısır seferine çıkacağı Paris gazetelerinde yazılmaktadır. Haberler ve yorumlar bu sefere yoğunlaşmıştır. Sadece Fransız değil, tüm Avrupa basınında bu yayınlar yapılırken, Paris’ teki Osmanlı elçisi Seyyid Ali Efendi İstanbul’a tam aksini rapor ediyor. Oysa büyükelçinin bu raporu yazdığı gün Napoleon üç haftadır Mısır topraklarındadır !… Seyyid Ali Efendi ya gazete okumamaktadır, ya da gazetelere inanmamaktadır.
   Büyüelçi sadece Fransa Dışişleri Bakanı Talleyrand’ ın “Hiç merak etmeyin, yok böyle bir şey” diye verdiği güvenceye inanmıştır.
   Bu raporu okuduğunda Sultan III. Selim kağıdın altına “Ne eşek herifmiş ” diye not düşmüş !…

   Hinduların ünlü Manu Yasaları ‘ndaki “Barış ve savaş elçilere kalmıştır ; zira ittifakları kuran ve bozan onlardır” kuralı, hükmünü çoktan yitirmiştir, büyük diplomatlar çağı bitmiştir.

   José Calvet de Maqalhaes ; “Diplomasinin Saf Hali” ( The Pure Concept of Diplomacy ) adlı kitabında şöyle der : “”Diplomatik uygulamaların binlerce yıldır ve bildiğimiz tüm uygarlıklarda sürmüş olması, diplomasinin dönüşüme uğrayabileceğini, yoğunluk kazanıp kaybedebileceğini, ama asla çöpe atılamayacağını gösterir.”..

   Tereciye tere satılmaz .. Tüm IR mezunlarının hoşgörüsüne sığınarak, sevgiler..

Leave a reply:

Your email address will not be published.