278 ) DÜNYANIN EN ESKİ İKİNCİ MESLEĞİ !..

  

   İngiltere Büyükelçisi 1588’de, ülkesinin donanmasının, İspanya’nın ünlü “Yenilmez Armada”sı karşısındaki zaferini haber vermeye can atarak Sadrazamın yanına koştuğunda ; Osmanlı hükumetinin savaşın sonuçlarını çoktan öğrendiğini görünce çok şaşırmıştı.. Osmanlı’nın kaynağı Don Alvaro Mendes, namı diğer Salomon Aben Yaeş idi.. Bu zat, Kraliçe Elizabeth’in özel doktorunun eniştesiydi ve 1585’de İstanbul’a yerleşerek sarayda nüfuz sahibi olmuştu !..
   Bu bilgi çok önemliydi, çünkü İstanbul’daki Dubrovnik ( Ragussa) temsilcileri tam tersini, yani İspanyol zaferini iddia ediyorlardı ve bu da, Osmanlı başkentinde ciddi bir endişe yaratmıştı..
   Evet, o devirlerde sağlıklı ve doğru haber alabilmek, ülkelere önemli bir avantaj sağlıyordu..  Örneğin, Kanuni zamanında, Macarların yaptığı sınır savaşlarında çok sıkıntı çeken Macar köylüleri Osmanlı’nın haber kaynaklarındandı.. 1543 yılında Baran’da köylüler, olup biten her şeyi Osmanlı’ya haber veriyorlardı. Hatta Macar askerleri artık Osmanlı’nın haberi olmaksızın bir şey yapamaz olmuştu. Sadece köylüler değil elbette, elçiler de vardı..
   Osmanlı yöneticilerinin Avrupalı elçilerden bilgi edinme konusundaki başarılarının göstergelerinden biri, Macaristan’ın stratejik bakımdan en önemli garnizonlarını listeleyen, Macar kalelerini gösteren bir defterdir. Bu defterdeki raporlarda yer alan bilgiler büyük olasılıkla 1540 sonbaharında Osmanlı’ya gönderilen Macar elçilerinden edinilmiş ve söz konusu liste Sultan Süleyman’ın 1541’deki Macaristan seferinde bir fetih planı görevini görmüştür..
   16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde de yabancı casuslar bulunuyordu. Genelde bu casuslar, ordunun ne zaman nereye hareket edeceğini öğrenmeye çalışırlar ve kendi ülkelerine bu haberleri ulaştırarak tedbirli davranmalarını isterlerdi. 29 Nisan 1563’de Osmanlı ordusunun hareket etmeyeceğini öğrenen İtalyan casuslar, bu haberi hemen ülkelerine ulaştırmışlardı…
   Macarların da, Osmanlı içinde elde ettiği casuslar vardı.. Yeniçeriler, Solaklar, Çavuşlar ve Sofracılar gibi.. Hatta Padişah’ın gece uykuda başını bekleyenlerden ve yürürken ona eşlik eden iki kişinin de Macar casusu olduğu bilinmektedir.. Bu casuslar, birbirlerinden haberleri olmaksızın, sarayda konuşulanları ülkelerine rapor ediyorlardı..
   Kanuni’nin oğlu Selim Manisa’da Sancakbeyliği yaparken, onun Şehzade sarayında bile Macar casusları vardı !..
   Babıali tercümanları, bildikleri Avrupa dilleri, Hristiyan akrabalarıyla bağları ve gerek Avrupa’nın yerleşik ve geçici elçileriyle, gerekse hükümdar ve devlet adamlarıyla ilişkileri sayesinde Osmanlı’nın istihbarat ve dezenformasyon faaliyetlerinde ve bilhassa Padişah’ın elçileri olarak Avrupa’ya sık sık gerçekleştirdikleri resmi ziyaretlerde hayati bir rol üstlenecek bir mevkiye yerleştiler..
   Macaristan’daki Osmanlı idarecileri esir alınan Habsburg Macaristanı askerlerinden değerli bilgiler elde ediyorlardı. Örneğin 1547’de Budin Beylerbeyi, Kuzeybatı Macaristan’daki esas Habsburg askeri birliğinin bulunduğu ve Macaristan Tuna Flotillasının merkezi olan Komarom birliğine mensup bir esir askerden ; Habsburgların askeri hazırlıkları, I. Ferdinand’ın bulunduğu yer ve kardeşi V. Charles’la müzakereleri hakkında önemli ayrıntılar öğrendi. Osmanlı belgelerinde “dil” olarak adlandırılan bu esir asker, aynı zamanda Ferdinand’ın askeri birliklerinin gücü hakkında gerçekçi değerlendirmeler de sunmaktaydı. Bu bilgiler tam zamanında İstanbul’a ulaştırıldı…
   Bu Macar casuslar arasında, Türklüğü kabul etmiş görünen Hristiyan Macarlar da bulunmaktaydı. Asıl adı Gergoly Dioke olan fakat Hüseyin Bey adını taşıyan, İslamiyet’i kabul etmiş görünen Macar casusunun asıl amacı, Osmanlı’ya esir düşen Macar esirlerini kurtarmaktı !..
     

   Osmanlı casusları düzenli olarak Osmanlı Macaristanı ile Habsburg toprakları arasınd gidip geliyorlardı. Osmanlı ve Macar bölgelerinde “pribek” olarak adlandırılan bu casuslardan biri, 1547’nin sonunda, Komarom birliğine mensup bir esir askerden alınan bilgiyi 1548 başında teyit etmekteydi. Bu örnek, Osmanlıların aldıkları bilginin doğruluğunu kontrol etmek için birden fazla kaynaktan haber almaya çalıştıklarını göstermektedir..
   1561’de Macaristan’daki Belgrad Sancakbeyi Hamza Bey, büyük bir Habsburg ordusunun, üzerine gönderileceği tehdidini aldığında, I. Ferdinand’a, Habsburg Kralı’nın bu iş için emrinde yeterince asker olmadığını hatırlatmıştı. Çünkü I. Ferdinand’ın yeterince askeri olsaydı, Hamza Bey bundan mutlaka haberdar edilirdi : “Çünkü altı yıldır Viyana’da yaşayan bir casusum var. Karısı ve çocukları da orada yaşıyor. İsterse kilise ayininde ilahi okuyabilir, bir Musevi din adamı, bir Alman, bir Macar, bir oyuncu, bir asker ya da bir topal adam olabilir ; isterse senin gibi dümdüz yürür, üstelik her dili bilir..”
   II. Bayezid’in ajanları Fransa ve İtalya’ya giderek, Bayezid’in saltanat iddiasına meydan okuduğu için hayatının son on üç yılını Mısır’da, Rodos’ta, Fransa’da, Roma’da geçiren, buralarda Avrupa monarkları ve Papalık tarafından Osmanlılara karşı girişilen Haçlı planlarında bir piyon olarak kullanılmaya çalışılan, Padişah’ın kardeşi Cem hakkında casusluk yapmışlardı..

 

   İstanbul, resmi elçilerin dışında, yabancı ülkelerde ajan ve casuslar da çalıştırıyordu. İstanbul’daki Venedik konsolosunun veya İstanbul ve Venedik’teki Habsburg elçilerinin raporlarından anlaşıldığı kadarıyla bunlar bilhassa İspanya, Venedik ve Avusturya topraklarında aktifti. Bu casusların bir kısmı ikili ajanlık yapsa da, diğerleri hayatları pahasına dahi olsa Padişah’a sadık kaldılar..
   “Kendini Martinengolu rahip Ludovico olarak tanıtan bir Türk casus”, Habsburg karşı istihbaratı sayesinde Viyana’da yakalandı. Habsburg ajanının üzüntüyle anlattığına göre, “baştan, ölmekten korktuğu için itiraf etmeye başladı, ama sonra muhafızlardan birinin hançerini kaptığı gibi dört defa kendine sapladı, sonra da boğazını kesti.. Yeri gelmişken, bu bizim açımızdan hiç de iyi olmadı, çünkü ondan çok şey öğrenebilirdik..”
   1605 yılında, tacir olan Sagdy Janos ve Kun Istvan adlı Macar casusları Türk karargahlarından bilgi toplamışlardı..Ayrıca, Türkler’den kaçan dönmeler ve Türk ileri gelenleriyle evlenen Macar kadınları da bilgi kaynağı idiler..
   Pespirin Kalesi Beyi’nin Macar karısı, talan edileceği için, Macar köylülerinin çayırlara gönderilmemesi haberini gizlice Macarlara ulaştırmıştı..
   16. yüzyılın ikinci yarısında, Avrupalı devletlerin Osmanlı’da açtıkları daimi elçilik kurumları da casusluk faaliyetlerinde bulunmuştu.. Almanlar bunun için Avusturyalı ve İtalyan gençleri Türkçe öğrenmeleri için gönderirken, Alman elçisi von Kregwitz, rüşvet karşılığı, yüksek rütbeli Osmanlı devlet adamlarından bilgi sızdırmaktaydı..
   Padişah 3. Mehmed’in annesi Safiye Sultan bile haber sızdıranlar arasındaydı ve Sadrazam Sinan Paşa, bunları bildiği halde görmezlikten gelmekteydi !..
      
    
 
           

Leave a reply:

Your email address will not be published.