275 ) KAZ, KAZAN !…

    

   1753 yılında Londra’da British Museum’un kurulmasıyla 1914 yılında İstanbul’da Evkaf Müzesi’nin açılması arasında, yığınla tarihi eser Osmanlı topraklarından koparıp alınmıştır.  Bu dönemde, Avrupalı araştırmacı ve gezginler, diplomatlar ; antik dünyanın kalıntılarını araştırmak, kazılarla gün ışığına çıkarmak, kataloglamak ve ülkelerine götürmek amacıyla Yunanistan, Türkiye, Mısır, Suriye, Lübnan ve Mezopotamya’ya akın etmeye başlamışlardır..
   Kırım Savaşı sırasında Türkiye’ye gelen İngilizler Anadolu’da ve Ege adalarında arkeolojik yağmalarını hızlandırmışlardı..
   Orta Doğu’da petrolün varlığı keşfedildikten sonra Avrupalılar, “eski eser arıyoruz” bahanesiyle, Osmanlı toprakları üzerinde, istedikleri her yerde kazı yapmışlar ve önemli petrol kaynaklarını tespit etmişlerdi. Osmanlı Devleti kazı işini özel izne bağladığında artık iş işten geçmiş bulunuyordu. Hatta Ruslar bile çeşitli isim ve bahaneler altında Osmanlı topraklarına girerek araştırmalarda bulunuyorlardı. Örneğin bunlardan Rusya Orman Bakanlığı memurlarından Boris İsamiyeroko adlı şahıs, mikrobiyoloji dalında incelemelerde bulunacağını belirterek izin almış ve hareketlerinden kuşkulanıldığı için kendisine sezdirilmeden izlenmesi istenmişti.
   19. yüzyıl sonlarında Alman gezginleri ve kaşifleri, arkeolojik ve antropolojik araştırmalar yapma bahanesiyle şimdiye kadar pek az insanın görüldüğü bölgelere ilgi duymaya başlamışlardı. Bunların en enerjik olanlarından biri, bir Doğu bilimcisi olan ve ülkesinin Doğu’daki kaderine inanan Max von Oppenheim idi. Oppenheim, o zaman Osmanlı toprakları içindeki Irak ve Suriye’de çok dolaştı, haritalar çıkardı, her köy ve aşiretin sahip olduğu ev ve çadıra kadar her şeyi not etti. İngilizler, çok geçmeden onun ve diğer Alman bilim adamlarının Kayzer’in istihbarat servisleri adına çalıştıklarını anladılar. Oppenheim bir süre sonra İngilizler tarafından “casus” olarak anılmaya başladı…

   Aydın Vilayeti salnameleri ( yıllık ) gözden geçirilirse dikkat çekici bir ayrıntı göze çarpar : Efes ve Bergama’nın nasıl gezilmesi gerektiği sahife sahife anlatılmaktadır. Bu mükemmel arkeolojik gezi rehberini hazırlayan ve hazırlatan Osmanlı bürokratlarının, Efes ve Bergama’ya taş yığını diye bakmadığı açıktır. Daha garibi, vilayet yıllığında bu kadar iyi tanıtılan Bergama’nın meşhur anıtı olan Bergama Sunağı Almanlara “taş yığını” diye, gönül rahatlığıyla nasıl bırakılırdı ki ? Ama sonradan belli oldu ki, sunağı zorla kaldırmaya gelen Alman grubuna, Vali Paşa zaptiyeyi göndererek engel olmuş.. Neden sonra Almanlar Saray’dan bir ferman alarak eseri nakletmişler !.. Bu nakil işi, ünlü sunağı kendi kurduğu Asar-ı Atika Müzesi’ne yerleştirmek için uğraşan Osman Hamdi Bey’in ömrünün yarısını götürmüş ve bir kalp krizi geçirmiş..
   Kayzer’e olan bunca borcun, yapılmakta olan demiryollarının, bunda etkisi vardır. Kuşkusuz böyle olaylara rastlanıyordu. Büyük devletlerin hükümdar ailelerinden Türkiye’yi gezen prenslerden, o sırada ilişkilerin iyi olduğu bir devletin İstanbul’daki sefirinden ; gördüğüne imrenenlere, politika gereği bazı şeyler hediye ediliyordu. Ama her zaman bilinçsizce değil, biraz önce bahsedildiği gibi, ciğerden koparır gibi…
   1845 yılı Temmuz ayında Rus grandüklerinden Konstantin, Türkiye’ye gelmiş ; İstanbul ve Çanakkale’yi gezmişti. Burada, Pirkar denen köyde, bir camideki eski bir kitabeyi beğendi. Yunanca kitabe musalla taşı olarak kullanılıyordu !..Yazışmalardan sonra bu taş kendisine hediye edildi.. ( Başbakanlık Arşivi, İrade-Har. , 1748 No’lu belge ) 
   Gene 3. Selim devrinde, İngiltere elçisi Nuruosmaniye avlusunda böyle bir lahit kapağı beğenmiş !.. Ancak bu hediyenin kendisine verilmesi dedikodu ve hoşnutsuzluk yaratacağından ; önce saraya getirilip, kendisine oradan, gizlice verilmiş..( Turgut Işıksal, “Eski Eserlerimizin Yağmasına Ait Örnekler” ) 
   Yukarıdaki örnekleri yaygınlaştırmak, bununla beraber pek doğru değil.. Tersine olaylar da çoktur. Yunan Savaşı sırasında ; Dömeke Meydan Muharebesinin galip komutanı Gazi Edhem Paşa, Yunanistan’dan önemli
eserler getirmiş, müzeye koymuştu… Onlarca yıldan beri restorasyonu bitmeyen Eski Şark Eserleri Müzesi, dünyanın en zengin çivi yazısı arşivine sahiptir..
   Osmanlı eski eserler idaresinin düzenleyip yürüttüğü kazılarda elde edilen zengin koleksiyonlar bu müzeleri doldurur.. Eski eser düşkünlüğü ; sanıldığı gibi Osman Hamdi Bey ile başlamış değildir. O aslında bir geleneğin yetiştirdiği büyük müzecimizdi..
   Aralık 1847’de Kudüs Mutasarrıfı ; Gazze sancağında, Askalan denilen yerde, araştırmaları sonucu bir Sfenks kabartması buldurduğunu yazıyordu. Uzmanlara incelettirdiği bu somaki mermer eser, 3600 yıllık olmalıymış. Kabartmanın tasviri hazırlattırılıp bir raporla birlikte Babıali’ye gönderilmiş. Bir yıl içinde bu eserin İstanbul’a getirildiği, izleyen yazışmalardan anlaşılıyor. Ekim 1847’de, Adana Mal Müdürü Ahmet Ata Bey topladığı sikke, seramik gibi antik parçaların bir envanterini İstanbul’a göndermişti. ( Başbakanlık Arşivi, İrade-Dah. Nr. 8060-8207 ) 

   

( Ağırlıklı olarak İlber Ortaylı yazılarından yararlanılmıştır )

Leave a reply:

Your email address will not be published.