268 ) TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİ !..

   

   Dünya tarihindeki en kesin sonuçlu savaşlardan birisi olan, 1870 yılındaki Sedan Savaşı, her ne kadar Fransa ile Prusya arasında geçmiş de olsa, dolaylı olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu da etkilemiştir..
   Bu savaşta Fransız Ordusu hemen hemen yok edilmiş ; İmparator 3. Napoleon, 80 bin asker ve yaralı bir generali ile birlikte esir düşmüştü. Buna karşılık Prusyalıların kaybı ise sadece 9 bin kişiydi !.. Savaş sonunda Almanya, kesinlikle dikkate alınması gereken büyük ve sömürgeye aç bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştı. Fransa’nın ödediği 5 milyon frank tazminat ise, Alman kapitalizminin gelişmesi için adeta bir doping etkisi yapmıştı. Ayrıca, Avrupa’daki Fransız üstünlüğü sona ermiş, güç dengeleri tamamen değişmişti.
   Yine bu savaşın sonunda Almanya, Fransa’dan Alsace Lorraine bölgesini alarak Alman birliğini kurmuş, imparatorluk haline gelmişti. Daha sonra da ; Fransa, Rusya ve İngiltere’den gelecek tehlikelere karşı ittifak unsurları aramaya başlamıştı. Böylece, 1871’de Avusturya ile bir ittifak antlaşması imzaladı, İtalya da 1881’de katıldı. Karşılık olarak 1892’de Fransa ve Rusya arasında ittifak antlaşması yapıldı, 1907 yılında İngiltere katılınca, gelecekteki büyük savaşın safları da belirginleşmeye başlamış oldu..
   Almanya, birliğini geç kurup sömürgecilik mücadelesine geç başlamış olduğundan ; pek çok sömürgecilik bölgesini diğer büyük devletlere kaptırmıştı. Toprakları üzerinde henüz sömürgecilik mücadelesi devam eden Osmanlı Devleti’ni bakir bir ekonomik yayılma alanı ve askeri bir kullanım unsuru olarak gördüğü için de, giderek Türkiye’ye yakınlaşıyordu…
   1880 ve 1890’lı yıllarda Almanya’da Pancermenist fikirler güç kazanmaya başladı. Pancermenizm Cemiyeti Başkanı Profesör Ernest Hasse, 1896’da yayımladığı “Almanya’nın Türkiye Üzerindeki Hakları” başlıklı broşüründe ; Almanya’nın Türkiye’ye, İngiliz Hindistan’ı statüsünde yerleşmesini fikrini işliyordu. ( 1 ) 
   Yine pancermenistlerden Doktor K. Viktor Stettin, “Büyük Almanya-Avusturya-Türkiye İmparatorluğu”nun kurulmasını istiyor, Hamburg ve İstanbul’u bu imparatorluğun iki büyük liman kenti olarak düşlüyordu !.. ( 2 ) 
   Almanların ünlü sosyalistlerinden Rosa Luxemburg, “Osmanlı Devleti ve Alman Emperyalizmi” adlı kitabında şöyle yazıyordu :
“Almanya, Türkiye’nin bütünlüğünü korumak çabasındaydı ; fakat bu gayretin gerçek amacı Türkiye’ nin taksimini erteleyerek, sonradan daha iyi şartlar altında kendi lehine intikal ettirmekti. Önceleri Çarlık Rusya’sı da Türkiye’nin tamamını istiyordu. Fakat Alman etkisi Türkiye’de yerleşince, her iki emperyalizmin çıkarları da çatışmış oldu.. 
Rus Çarlığının ünlü politikacısı Struve şöyle demektedir : ‘ Alman politika adamlarında, Almanya’nın himayesi altında Türkiye’nin Mısır’laştırılması programı ve fikrinde yoğunlaşan özel bir Türk politikası belirmektedir. Çanakkale ve İstanbul boğazları, Alman Suveyş’i haline geleceklerdir. Fakat Karadeniz yahut Marmara’da bir Alman Mısır’ının, Rusya bakımından dayanılamaz bir şey olacağı tamamıyla açık bir şeydir.’  
Alman kapitalizminin Irak ve Hindistan’a giden karayolu Balkan yarımadasıyla Türkiye topraklarından geçtiği, Alman genelkurmayı tarafından daima ileri sürülmüştür..” ( 3 )

   

   Sultan Abdülhamid ise ; Osmanlı’nın , yeni kurulmuş olması nedeniyle geçmişte yaşanmış hiçbir sorununun olmadığı Almanya’yı, devamlı güçlenen ve büyüyen ekonomik ve askeri yapısı nedeniyle, ülkenin kalkındırılmasında kullanmak istemekteydi. Diğer büyük devletleri fazla rahatsız etmeden bir denge politikası izlemekte, bu arada Almanya ağırlıklı yatırımlara ve ticarete devam etmekteydi. Ayrıca Abdülhamid, izlediği panislamist politika ile İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Müslüman sömürgelerini de rahatsız ediyordu..
   1897 yılında tekrar Rum isyanları başladı. Osmanlı’yı savaşa sürüklemek isteyen Yunanistan, Balkan devletleriyle birleşerek genel bir harp çıkartmak düşüncesindeydi. Abdülhamid bir süre büyük devletlerin savaşa engel olmasını bekledikten sonra, Müşir Edhem Paşa’ya, Balkan ülkelerinin birleşmesine fırsat vermeden, hızla Yunanistan’ı ezmesini emretti. Böylece Osmanlı Devleti, 17 Nisan 1897’de Yunanistan’a savaş ilan etti. Veliaht Konstantin’in kumandasındaki 75 bin kişilik Yunan Ordusu imha edilip Osmanlı Ordusu Atina önlerine gelince Ruslar başta olmak üzere, Avrupa devletleri Osmanlı’dan savaşı sona erdirmesini istedi !.. ( 4 ) 
   Almanya’nın Ermeni, Makedonya ve Yunan isyanlarının bastırılmasında Babıali’ye yardım etmesine karşılık ; İngiltere, Karadağ’ın bağımsızlığı ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi yönünde sergilediği tutumla Abdülhamid’
in öfkesini çekti.

   12 Ağustos 1883’de Batı Avrupa’dan kalkan ilk tren İstanbul’a ulaştı. Bu, Avrupa ile ticari ve askeri bağlar için çok önemli bir adımdı. 21 Ekim 1889 tarihinde ise, Alman İmparatoru 2. Wilhelm’in İstanbul’a ilk ziyareti gerçekleşti. Bu ziyaretle, Türkiye’deki Alman yayılmacılığının belkemiğini oluşturacak olan Bağdat Demiryolu imtiyazının Almanya’ya verilmesi olasılığının ortaya çıkması, başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Rusya’yı da korkuttu.. ( 5 ) 
   Dokuz yıl sonra, 5 Ekim 1898’de, Alman İmparatorunun muhteşem buharlı yatı İstanbul’a demirledi. Bu ikinci ziyaretin amacı, barışın ve Hıristiyan iyi niyetinin temsilcisi olarak Kudüs’e ve Şam’a gidecek olmasıydı. Sıradan  bir hacı gibi, kendisini Halife Sultan’ın iyi niyetli korumasına teslim ediyordu !..
   Bu arada, Musul dolaylarındaki zengin petrol yataklarına dair ilk raporlar İngiliz ve Hollandalı şirketleri çok heyecanlandırdığından, Almanların Berlin-Bağdat demiryolu projesinin son bağlantısı için onayı bir an önce alması gerekmekteydi. İstanbul-Bağdat arasını 23 günden 2 güne indirecek olan projeye, petrol söylentileri nedeniyle, ilgi büyüktü.. ( 6 ) 
   Bismarc’ın Osmanlı’ya gösterdiği kayıtsızlık nedeniyle Almanlar, ülkenin ekonomik potansiyeli hakkında tam bir bilgiye sahip değildi. Sultanın da onayı ile, iç bölgeleri araştırmak ve kaynakların bir envanterini çıkartmak için Alman uzmanlar geldi. Bu, dört yıllık bir çalışma olacak ve “Küçük Asya’nın Doğal Kaynakları” adlı, çok kapsamlı bir raporla sonuçlanacaktı.. ( 7 ) 
   İş bilir Alman matbaacıların Halle kentinde bastıkları “Küçük Asya’nın Ticari Kaynakları Haritası”, Wilhelm’in yatı daha Ege Denizi sularında iken, Almanya’da satışa çıkmış ve şaşılacak kadar büyük rağbet görmüştü … ( 8 ) 
   Wilhelm’in amacı ; Almanya’nın Yakındoğu’daki etkinliğini Avrupalı rakipleri aleyhine genişletmek ve Osmanlı’yı Alman emperyalizminin yarı sömürgelerinden biri durumuna dönüştürme sürecini hızlandırmaktı.(9)
   
 

   Wilhelm, Kudüs’e, 29 Ekim’de, Türk ev sahipleri tarafından özel olarak açılan bir geçitten geçerek, üzerinde göz kamaştırıcı beyazlıkta bir feldmareşal üniforması, başında altından kocaman bir imparatorluk kartalı olan miğferi, siyah bir at üzerinde girdi. İki yanında atlı Türk polisleri sopalarla heyecanlı halkı uzak tutmaya çalışıyordu. Böylesine gösterişli ve teatral bir giriş, bazı sert yorumlara ve kıyaslamalara neden oldu. Orta Çağda bile fatihlerin, üç din için kutsal sayılan bu kente gerekli saygıyı gösterdikleri söylendi ; hatta, kente eşek sırtında girmeyi yeğleyen Hz. İsa anımsatıldı.. 
   Wilhelm on gün sonra da Şam’a geldi. Selahaddin Eyyubi’nin mezarına çelenk koyup, som gümüşten bir kandil astı ve mezarın çevresine, en iyi mermerden bir mozole yapılmasını emretti. ( 10 ) 
   Etkili Alman propaganda mekanizmasına güvenerek ve bu sayede sözlerinin tüm Doğu’ya yayılacağını bilerek, 12. yüzyılda Kudüs’ü Haçlılara karşı başarıyla korumuş bu kutsal savaşçıya olan derin hayranlığını dile getirdi..( 11 ) 
   Sultan’ın panislamist politikasından yararlanmak için, “Eğer Osmanlı İmparatorluğu’na bir dinsiz olarak gelseydim, Müslümanlığı kabul ederdim” dedi. 
   Kasım ayında, şerefine düzenlenen ve pek çok Müslüman ileri geleninin katıldığı şölende ünlü söylevini verdi  : “Sultan Hazretleri ve dünyada onu Halife olarak gören 300 milyon Müslüman, Alman İmparatorunun kendilerinin dostu olduğuna ve öyle kalacağına inanmalıdırlar..”
   Propaganda uzmanları bu sözlerini çok uzaklara yayarken, dışişlerinin dağıttığı altınlarla, söylev, Arapça ve Türkçe gazetelerde tam olarak yer aldı. Bunun yanı sıra, sözlerini taşıyan parlak renkli kartpostallar bastırılıp bedava dağıtıldı. Bunların, aralarında İngiliz Hindistan’ı ve Rus Orta Asya’sının da bulunduğu Müslüman dünyasına postalanacağı da bilinmekteydi !..
       
                 
DİP NOTLAR………
( 1 ) Süleyman Kocabaş, “Pancermenizm’in Şark’a Doğru Politikası”, s.69
( 2 ) K.Viktor Stetten, “Avrupa-i Vusta Siyasetinde Yeni Hedefler, Berlin-Bağdat”, s.83-84
( 3 ) Rosa Luxemburg, “Osmanlı Devleti ve Alman Emperyalizmi”, s. 12-16
( 4 ) Hasırcızade, “Abdülhamid Han ve Osmanlı-Yunan Muharebesi”, s.7
( 5 ) Alan Palmer, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Son Üç Yüz Yıl, Bir Çöküşün Yeni Tarihi”
( 6 ) Fritz Fischer, “Germany’s Aims in the First World War”, s. 20-22
( 7 ) Peter Hopkirk, “On Secret Service East Of Constantinople”, s. 33
( 8 ) F. Fischer, a.g.e.  s.20-22
( 9 ) Lothar Rathman, “Alman Emperyalizminin Türkiye’ye Girişi”, s.76
( 10 ) P. Hopkirk,  a.g.e.  s.39
( 11 ) Rıfat Önsoy, “Türk-Alman İktisadi Münasebetleri”, s.42
( 12 ) P. Hopkirk,  a.g.e. , s.40   

Leave a reply:

Your email address will not be published.