262 ) MEMLEKETİMDEN “GARİP” İNSAN MANZARALARI !..

     
   2005 yılın kasım ayında piyasaya bir kitap çıktı : “Orhan Kemal’in Babası Abdülkadir Kemali’nin Anıları” … Orhan Kemal adıyla tanıdığımız Mehmet Raşit Öğütçü’nün dördüncü çocuğu olan Işık Öğütçü’ nün, dedesinin anılarını paylaştığı bir kitaptı bu..
   Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’de Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğmuş ; babası Abdülkadir Kemali Öğütçü ise 10 Ağustos 1898- 21 Temmuz 1949 tarihleri arasında yaşamıştır..
   Abdülkadir Kemali ; TBMM’nin ilk dönemi olan 1920-1923 yıllarında Kastamonu milletvekilliği yaptı. Kısa bir dönem Adalet Bakanlığı müsteşar vekilliği, 25 Kasım 1920’de (üstte, soldaki resim o döneme ait) İstiklal Mahkemesi başkanlığında bulundu. 1923 yılında sona eren milletvekilliği sonrası da Adana’ya yerleşti..
   Daha sonra, Abdülkadir Kemali’nin adı 1925 yılında Şeyh Said Ayaklanması ile anıldı !.. Elazığ İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı, altı aya mahkum oldu. Mahkumiyetinin dolmasına kısa bir süre kala, siyaset ile uğraşmamak koşuluyla serbest bırakıldı. Adana’da 26 Eylül 1930 tarihinde Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. Aynı isimle bir de gazete yayımladı. Partisi 21 Aralık 1930’da Bakanlar Kurulu kararıyla kapandı. Gazetede yayımlanan yazılarının “dini siyasete alet ederek halkı kışkırttığı” gerekçesiyle, yayınına son verildi..
   Tam bu sıralarda Abdülkadir Kemali’nin Menemen’e gittiği ve 23 Aralık 1930 tarihinde Menemen’de yaşanan isyana destek verdiği ve iddia edildi.. Bu iddianın hemen ardından Abdülkadir Kemali, 24 Aralık 1930’da Suriye’ye kaçtı !..
   Türkiye’ye dönüşünün yolu ancak, 29 Haziran 1938 tarihinde, İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak mahkum olanlar için çıkartılan af sayesinde açıldı.. Türkiye’ye gelişi ise 1939 yılında, Atatürk’ün vefatı sonrasına denk geldi !..
   Döndükten sonra avukatlık yaptı, Necip Fazıl Kısakürek tarafından çıkarılan “Büyük Doğu Gazetesi”nde yazıları yayımlandı ve dede Öğütçü, 21 Temmuz 1949’da Ankara’da vefat etti..
  
   Mehmet Raşit yani Orhan Kemal, iki yıl babasıyla birlikte Suriye’de kaldıktan sonra 1932 yılında Adana’ya döndü. Niğde’de, 1938’de askerliğini yaptığı sırada, “yabancı rejimle lehine propaganda ve isyana teşvik” suçundan yargılandı. 27 Ocak 1939’da beş yıl hüküm giydi. Sırasıyla Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1940 yılı başında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı.
   Dedesi Abdülkadir Kemali’nin, Nazım’ın “Memleketimden İnsan Manzaraları” isimli şiir kitabında, “Şevki Bey” adıyla yer aldığını Işık Öğütçü kitabında açıklıyor..
   Şiirde, ilgili bölüm şu şekilde yer alıyor :
“Şevki Bey, Birinci Büyük Millet Meclisi’nde de 
-bundan yıllarca evvel-
yine böyle dev gövdesiyle yükselir
ve sağ kolunu yine böyle fırlatıp öne doğru her nutkunun sonunda
-fakat böyle Kur’an’dan ayet değil-
şu beyti okurdu..
‘Namı insaniyete, iman ü vicdan namına
hakkı hürriyet yolunda fışkıran kan namına’
Grupların dışında muhalifti.
Cesurdu, Topal Osman’ı şaşırtacak kadar.
Onu ikinci seçimde mebus çıkarmadılar.
Dövüştü.
İstiklal Mahkemesi’ne düştü,
çıktı hapisten.
Halep’e kaçtı kavgaya dışarıdan devam için,
ve belki de Topal Osman’ı şaşırtacak kadar cesur değildi 
artık,
belki de biraz şantaj edası vardı bu kaçışta.
Halep’te çoluk çocuk aç kaldılar.
Ve Şevki Bey :
anlaşılmamış bir kahramanın ölüsü yüreğinde
ve hala ‘bu ölüden bile korkar’ diye bir teselli,
ve koltuğunda Protestan bir Kur’an’la döndü memlekete
Halep’ten.
Şevki Bey : 
masalların Bağdatlı halifeleri gibi hükmeder kendi evinde : 
Kendine has şahane merhameti,
insafsız adaleti,
akıl almaz hasisliği ve cömertliğiyle.
Ve Şevki Bey şimdi şifalı otlara merak salmıştır :
Kırlarda ot ve çiçek toplar..”

Nazım Hikmet’in şiirleştirdiği bu dizelere göre, günümüzde de hala bir iki serseri ya da “meczup” ile sınırlı tutulmak istenen Menemen İsyanı’nın bir kaçkını İsmet İnönü’nün davetiyle Halep’ten Türkiye’ye “Protestan bir Kur’an” ile dönüyordu !…
   Nazım’ın şiiri duygu yükü ile çokça okunup ezberlendiği halde neden şimdiye kadar bu “Protestan Kur’an” hiç kimse tarafından gündeme getirilmedi acaba ?..
   Nazım ; Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren onlarca gerici ayaklanmadan ve Menemen olayından da haberdar olduğu halde ; Abdülkadir Kemali’nin Cumhuriyet karşıtlığına ilişkin oğlundan aldığı bilgileri neden kahramanlık destanı gibi yazdı ?..
   Nazım bu dizeleri yazarken ; Rotschild ailesinin sahibi olduğu Federal Rezerv Bankası ( FED ) tarafından finanse edilen 17 Ekim 1917 Sovyet devriminin mi, 1939-41 yıllarında Stalin’in Sovyet politikasını din ile yönettiği dönemin etkisinde mi, yoksa Mehmet Raşit’in (Orhan Kemal) etkisinde mi kaldı ?..
   Bu sorular tartışılabilir belki ama ; EMPERYALİZME KARŞI VERİLEN SAVAŞ SONRASI KURULAN BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE KARŞI, AYNI GÜÇLER İLE İŞBİRLİĞİ YAPARAK, GÜNÜMÜZDE DE ÇOKÇA ÖRNEĞİNE RASTLANAN, SÖZDE “DİN ÖZGÜRLÜĞÜ” ADI ALTINDA YAPILAN İRTİCAİ HAREKETLERİ KİMSE HAKLI GÖSTEREMEZ !..
   TARİH HİÇBİR ZAMAN ; EMPERYALİST GÜÇLERİN ASIL HEDEFİNİN, HALKLARIN DİN ÖZGÜRLÜKLERİNİ SAĞLAMAK OLDUĞUNU YAZMAYACAKTIR…

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.