261 ) KÖY ENSTİTÜLERİ !..

    
   Milli eğitimin iki kolunda İsmet İnönü’nün damgası vardır. Bu kolların biri köyde eğitim, diğeri de teknik öğretim kollarıdır. Ama Cumhuriyet tarihimizin eğitim bölümünde, unutulmaz kişilikleri ve planlamacılıkları ile daima yer alacak iki kişi daha vardır : İsmail Hakkı Tonguç ( yukarıda, solda ) ve Rüştü Uzel (yuk. ortada)…
   Cumhuriyet’in ilk yıllarında Rüştü Uzel, Yüksek ve Mesleki Tedrisat Umum Müdürü, İ.H.Tonguç ise, yine Maarif Vekaleti’nde Mektep Müzesi Müdürü olarak çalışmaktaydı.
   Yeni harflerin kabulünden sonra köy eğitimi ve köye, büyük ölçüde ve kısa sürede, bir öğretmen ordusu yetiştirebilmek, önce Maarif Vekili Reşit Galip ( yuk. sağda) tarafından sıkı bir şekilde ele alındı. Gazi Mustafa Kemal’den ve İsmet Paşa’dan aldığı direktiflerle hareket ettiği göze çarpan Dr. Reşit Galip ; bir taraftan üniversite işleriyle meşgul olurken, diğer taraftan da vekalette gereksinen köy öğretmenlerini hızla ve başka birtakım metotlarla yetiştirme yollarını araştırmak üzere özel bir komisyon kurdu.. Komisyonun çalışmaları sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Bu rapora göre ; “Mıntıka Muallim Mektepleri”, yurdun önceden bölüneceği çeşitli bölgelerde kurulacaktı. Bunlar, şehirlerin dışında ve köylük bölgelerde yer alacaktı. Yalnızca o bölge için ve köy ihtiyaçlarına göre öğretmen yetiştireceklerdi. Bu okullarda, yarı ders günü dershanede, yarısı da dışarıda iş ve uygulamayla geçecekti. Her bölge okulu, bölgenin özelliğine göre bir tarımsal işletme olacaktı. Mezunlar, olağanüstü bir ihtiyaç oluşmadıkça, yalnız o bölgenin köylerinde ve köye yerleşmiş olarak çalışacaklardı.
   Bu arada, ilk kurulacak okulun yeri de saptanmıştı : Balıkesir civarında Kepsut nahiyesi !.. Bu sonuca varıldığında ; komisyonda yer alan Şevket Süreyya Aydemir’in anlattığına göre ; Dr. Reşid Galip, yüzüne yansıyan bir rahatlama ifadesiyle, imzalanan raporu ve protokolü alarak, hiç zaman kaybetmeden, gecenin ileri bir saati olmasına rağmen, Çankaya’nın yolunu tutar..
   Fakat ne yazık ki bir süre sonra Dr. Reşid Galip vekaletten ayrılmak zorunda kalır ve az sonra da vefat eder. Onun bu masum, fakat hayrına inandığı ülküsü de, onunla beraber gömülür !..
   Fakat, kaybolan bu umudun yerini bir süre sonra, çok daha güçlü bir hamle aldı : KÖY ENSTİTÜLERİ.. Bu hamle kendine çok daha güçlü,çok daha cesur önderler buldu. İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarıyla, bunları anlayan ve destekleyen İsmet Paşa..
  
   Eğitimde en temel eksiklik, kırsal kesimin okulsuzluğu, öğretmensizliğiydi..Şehirlerde de okul ve öğretmen eksikliği giderilememişti. Ortaokulu bulunmayan ilçe merkezleri az değildi. Fakat köylerin ve hatta kasabaların büyük bir kısmı, henüz ilkokul yüzü görmemişti. Ülke okuma yazmayı öğrenmeden büyüyen çocuklarla doluydu..
   1935’deki son nüfus sayımına göre ; erkeklerin % 77’si, kadınların da % 92’si okuma yazma bilmiyordu. Doğal olarak bu oran köylerde daha da yüksekti ve gelecek için umut verici bir durum yoktu. Köy çocuklarının % 75’i  okula başlatılamıyordu..
   Ayrıca, okuma yazma eksikliğinin dışında bir başka sorun daha vardı : Hiç okulsuz büyüyen çocukların “bilgi” diye öğrendikleri, köyün padişahlık döneminde büyümüş, kendileri de hiçbir eğitimden geçmemiş yaşlılarının anlattıklarıydı !. Bunlar da çoğu defa Cumhuriyet’in çağdaşlaşma hedefleriyle taban tabana zıt olurdu. Köylerin okuyamayan çocuklarını okul yoluyla okutup aydınlatmak, onların bu olumsuz etkilerden kurtulması için de önemliydi. İlk aşamada yirmi bin öğretmen yetiştirilmesine ve binlerce okul yapılmasına ihtiyaç vardı..    
   1935-36’da, yani işe başlanırken ; köylerden 5.080 ilkokulda  6.901 öğretmen çalışıyordu ve bu okullara 370.370 öğrenci kayıtlı bulunuyordu. Köy eğitmenleriyle, köy enstitülerinin devreye girmesiyle, örneğin 1942-43’de 12.207 ilkokul ve buralarda 7.366 eğitmen, 6.918 öğretmen çalışmaktaydı, okuyan öğrenci sayısı da 603.000’e çıkmıştı !..
   1944’de ülkede, yirmi köy enstitüsünde, kız ve erkek toplam öğrenci sayısı 16.400 idi. Bu sayı, öğretmen okullarının, kuruluşlarından 90 yıl sonra, toplayabildikleri sayıdan yedi kat fazlaydı !..
   Enstitülerde 306 bina, bizzat öğrenciler tarafından yapıldı. 15.000 dönüm arazi işlenip ekildi. Enstitü topraklarına 250.000 ağaç dikildi. 1.500 dönümlük orman meydana getirildi. 1.200 dönüm bağ dikildi. Toplam 9.000 baş hayvana bakılıyordu. On altı enstitü, öğrencilerin emeklerini harcamaları sonucu, elektriğe kavuştu..
   Projenin üst kadrosunda ; İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, Milli Eğitim Bakanı  Hasan Ali Yücel vardı.. İtici güç olarak da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü..

  Hasan Ali Yücel

   Sistem şu esaslara dayanıyordu :
… Enstitüler yurdumuzun tarıma uygun olan belirli merkezlerinde yatılı olarak kurulacaktı. Öğrencilere çağdaş öğretmenlik bilgilerinin yanında, köy yaşamının gerektirdiği tüm pratik bilgi ve becerileri de verecekti…
…Öğrenciler, tarımdan hayvancılığa, marangozluktan demirciliğe kadar çeşitli alanlarda ustalaşacaklardı. Sadece el sanatlarıyla değil ; resim, müzik, tiyatro gibi güzel sanatlar alanında da yeteneklerine uygun çalışmalar yapacaklardı…
…Enstitülere beş yıllık ( o sıralar bazı ilkokullar üç yıllık idi ) ilkokulları bitirmiş olan köy çocuklarından sağlıklı ve yetenekli olanlar seçilerek alınacaktı…
…Enstitülerdeki eğitim süresi beş yıldı. Böylece toplam on yıllık eğitimlerini tamamlayan çocuklar “köy öğretmeni” olacaktı. Yirmi yıl zorunlu hizmetleri olacaktı. Mezun olur olmaz atamaları yapılacaktı..
…Gidecekleri köyde okul yoksa, köy ihtiyar heyetinin sağlayacağı olanaklarla okul yapacaklardı. Kural, “Kendi Okulunu Kendin Yap” kuralıydı…
…20 lira olan maaşları şehirdeki öğretmenlerden hayli az olacaktı. Ama gene köyce tahsis edilen bir yerde kendilerine lojman yapacaklardı. Küçük çapta tarıma ve-yerine göre-birkaç hayvan beslemeye uygun bahçeleri olacak, gereksinimlerinin bir bölümünü kendi üretimleriyle karşılayacaklardı..
…Sadece okulda değil, köyün kalkınmasında da aktif olacaklardı. Edindikleri bilgi ve beceriyle köyün her açıdan gelişmesine öncülük edeceklerdi…
   İşte bu idealist program, baştaki idealist kadro ve yöneticileriyle, KÖY ENSTİTÜLERİ KANUNU,  17 Nisan 1940’da, 3803 sayılı kanun olarak çıktı..
   Uygulamasına hemen başlandı. O vakte kadar açılmış olan bazı öğretmen okulları köy enstitüleri haline dönüştürüldü ve yeni enstitülerin inşaatına geçildi.
   İzmir’de Kızılçullu, Eskişehir’de Çifteler, Kırklareli’nde Kepirtepe enstitüleri 1937-38 yıllarında öğretmen okulu olarak başlamıştı, köy enstitüsüne dönüştürüldüler.. Sadece 1940 yılında on dört enstitü kuruldu ve faaliyete geçti : Kastamonu-Gölköy, Antalya-Aksu, Isparta-Gönen, Kocaeli-Arifiye, Kayseri-Pazarören, Malatya-Akçadağ, Adana-Düziçi, Samsun-Akpınar, Trabzon-Beşikdüzü, Balıkesir-Savaştepe ve Kars-Cilavuz.. Bunlara daha sonra dört enstitü daha eklenecekti…
   Ayrıca Hasanoğlan’da bir Yüksek Köy Enstitüsü kurulacaktı. Orada, enstitülerden yetişen öğretmenler daha yüksek kademelerde görev alacak şekilde eğitilecekti..
   

   Köy enstitüleri sistemi yalnızca köy çocuklarının bir an önce okula ve öğretmene kavuşturulması açısından değil, köyün çağdaş yöntem ve bilgilerle kalkınması açısından da çok önemli bir atılımdı. Bunun, savaş yıllarının olanaksızlıkları içinde başarılabilmesi, gerçekçiliği sayesindeydi. Devlet bütçesiyle altından kalkılamayacak büyük yatırımlar yerine, yerel olanakların ve insan emeğinin seferber edilmesi öngörülmüştü.. 
   Sistemin ve uygulamanın aksayan tarafları elbette vardı. Ama genel açıdan köy enstitüleri, Türkiye’nin 1940’lardaki eğitim sorunlarının aşılmasında oluşturulabilecek en akılcı proje idi…
   Tabii, bu gelişmeden rahatsız olanlar da eksik değildi. Güçlerini halkın cahilliğinden alan köy ağaları ile siyaset ağaları, sisteme olan muhalefetlerini önce alttan alta başlatmışlardı.. Çok partili hayata geçişten sonra bunu, enstitüler hakkında uydurulan dedikodular eşliğinde, yıkıcı bir kampanyaya dönüştürecekler ve enstitüleri aşama aşama yıkmayı başaracaklardı..
   1940’ların hemen başında başlayan ve köyler için bir kültür devrimi niteliğinde olan bu uygulama ; 1940’lı yılların sonlarında yediği darbelerden sonra 1950’lerin başlarında tamamen durdurulacaktı..Ama her şeye rağmen Türk eğitim hayatında ve köy kalkınmasında çok değerli ve kalıcı izler bırakmış olacaktı. Bir bilanço yapmak gerekirse ; köy enstitülerinde mezun olup ülkeye kazandırılan öğretmen : 16.000, eğitmen : 9.000 ; yirmi köy enstitüsü için kullanılan 600 kadar bina ile, 7.000 köy ilkokulu binası, savaş koşulları altında uygulanan imece yöntemleriyle eğitim sistemine kazandırıldı.
   Enstitülerin ülkemizin eğitimine, tarımına, hayvancılığına vs. doğrudan doğruya ve dolaylı olarak katkılarının hesabı tutulamaz. Varlıkları devam ettiği sürece, o yolda bir seferberlik halindeymiş gibi çalışacaklardı. Zaten marşları da öyleydi :
“Toplandık baş çiftçinin, Atatürk’ün sesine
  Toprakla savaş için ziraat cephesine..”
   Cepheden uzaklaştırılıncaya kadar o savaşı sürdüreceklerdi !…
   Gerçekte köy enstitüleri, Türkiye’nin her tarafındaki geri kalmış köylerin halkına hizmet ediyorlardı. Köy çocuklarını okutup aydınlatmaya, üretici haline getirmeye uğraşıyorlardı. Bu uğraşlarıyla köylüyü istismar etmeyi meslek edinmiş toprak ağalarıyla siyaset ağalarının çıkarlarını ve otoritesini sarsıyorlardı. O yüzdendir ki, o ağalar koalisyonunun şimşeklerini üzerlerine çekiyor ; suçlamalara ve iftiralara maruz kalıyorlardı..
   Bu koalisyonun yaptığı kampanyalardan, Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer (altta solda )  hiç de şikayetçi görünmüyordu !..Kendisinden önce bakan olan Hasan Ali Yücel’le arası da hiç iyi değildi zaten ; onun dönemindeki enstitü yönetimine de karşıydı..
  Reşat Şemsettin Sirer 
   
   Recep Peker ve Birinci Hasan Saka kabinesinde Milli Eğitim Bakanı olan R. Ş. Sirer ; bakanlığı Hasan Ali Yücel’den devralır almaz ilk olarak İsmail Hakkı Tonguç’u, daha 1946 yılında, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine nakletmişti !..
   Daha sonra ; köy enstitülerini “ıslah” etmek için komisyonlar kurdu, öğretim programlarını değiştirdi, köy okulları yapımında köylünün de katkısını sağlayan sistemi kaldırdı ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü Yüksek Okulu’nu kapattı !..
   1948 haziran ayında kurulan İkinci Hasan Saka hükumetinde Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Tahsin Banguoğlu da Sirer’in başlattığı tasfiye hareketine devam etti. İlk icraatı ; İsmail Hakkı Tonguç’u, Talim Terbiye Kurulu üyeliğinden alıp Ankara Atatürk Lisesi’nin orta kısmının resim öğretmenliğine atadı !.. Bu, kurucu genel müdürünün şahsında, köy enstitülerine ve köy enstitüsü anlayışına indirilmiş yeni bir darbeydi..
   Özetle, CHP’nin 1950 öncesindeki asıl büyük hatası, köy enstitüleriyle başlattığı büyük eğitim hamlesini, kendi hükumetlerinin eliyle frenlemesidir. O hamle sonunda ortaya çıkan değerli öğretim kurumlarının ve mensuplarının yıpratılmasına katkıda bulunmasıdır. Muhalefetten gelen insafsızca saldırılar karşısında onları savunmasız bırakmasıdır…
   CHP’nin burada “din eğitimi”nde olduğu gibi, “halkın dini ihtiyaçlarını karşılamak” diye siyasi bir mazereti de yoktu. Enstitülere hücumlar vardı ama, o hücumları yapanlar “halk” değildi, ağalardı !.. Halkın, köy enstitülerinin yıpratılmasına değil, tam tersine, geliştirilmesine ihtiyacı vardı. Çünkü çoğu, çocuklarını okutma olanağını ancak, oradan çıkan öğretmenlerin sayısı arttıkça bulabiliyordu. 
   Gerçi, CHP bu hatayı yapmasaydı da sonuç değişmeyecek, DP onları tamamen kapatmakta gecikmeyecekti. Ama CHP, o sonucu önleyemese bile, kendi eserini, o ağalar koalisyonuna karşı, sonuna kadar savunma tutarlılığını göstermiş olacaktı.
   O ESER Kİ, DÖNEMİNİN EN İSABETLİ VE EN BAŞARILI ÖRNEKLERİNDEN BİRİ OLARAK DÜNYA EĞİTİM TARİHİNE GEÇMİŞTİ.. 
   TARİHÇİ  ORD.PROF.DR. ENVER ZİYA KARAL’IN, “Tarih boyunca Türkler’in dünya uygarlığına yaptığı tek özgün katkı” OLARAK BAHSETTİĞİ KÖY ENSTİTÜLERİ YERİNİ, 1930’DA KAPATILIP 1948’DE TEKRAR AÇILAN İMAM-HATİP OKULLARINA BIRAKTI !..
 

 

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.