259 ) İLK SİYASİ MÜCADELELER !..

  Solda Abdülmecid, sağda Abdülaziz

   Yakın tarihimizde siyasi mücadele, hangi nesille başlar ?.. İlk Tanzimatçılar mı ?..  Bunun için önce, siyasi mücadele ne demektir ona bir bakmak gerekir…
   Siyasi mücadele ; düzeni yönetenler tarafından değil, düzeni yönetenlere karşı yürütülür. Yürürlükteki siyasi düzen, öyle aksaklıklar, öyle çelişkiler ve yetersizlikler verir ki, bu düzene karşı güvensizlikler, şikayetler, toplum içinde bazı sözcüler yaratmaya başlar. Mücadele, önce bir ruhi direniş şeklinde belirir. Bu direniş ; siyasi hoşnutsuzluklar, mevcut düzeni çeşitli yönlerden eleştirmeler ve bu eleştirilen düzene karşı bir düzen değişikliği özlemi şeklinde gelişir.. Sonunda bu hoşnutsuzlar grubu yavaş yavaş çevrelerini etkilemeye başlarlar. Kendi aralarında görüş, fikir ve hedef birliğine varırlar. Bundan da bir hareket birliği doğar.. Aynı fikir ve görüşleri paylaşanlar ; aralarında direniş ve hareket cemiyetleri oluştururlar. Sahnede liderler belirir, sonunda bu akım ; ya fiili bir mücadele, yani mevcut düzene karşı bir isyan ve ayaklanmayla su yüzüne çıkar, düzeni zor kullanarak değiştirmeye çalışır ; ya da bu mücadele, mevcut siyasi düzen üstünde, yasalara ve şekillere uygun olarak, söz sahibi olması olanağını yaratır..
   İşte bu ölçüler açısından bakıldığında, Tanzimat, bunların hiçbirine uymaz.. Tanzimat ; yukarıdan gelen, siyasi düzeni yürütenler tarafından ve daha çok dış etkenler altında, hatta yabancı devletlerin kefaletine bağlanarak başvurulan bir ıslahat çabasıdır ; daha doğrusu bir ıslahat vaadidir.. Amaç, devletin devamı ve kalıcılığıdır. Çünkü, Osmanlı’nın siyasi düzeni, 19. yüzyılın getirdiği ilkeler ve gereksinimlerle çelişen bir Asya despotizmi halinde donmuş kalmıştır. Halbuki imparatorluğu oluşturan ırklar ve halklardan, Avrupa kıtasında yaşayan Sırplar, Rumlar, Romenler ve Bulgarlar arasında milliyetçi akımlar başlamıştır..

  
   Nitekim Sırplar ve Yunanlılar, özgürlüklerini ilan ettiler. Bu durumda memleketin diğer kısımlarında da ; İslam ve Hıristiyan bütün Osmanlılar arasında hak eşitliğini, can-mal-namus emniyetini vaat ve ilan etmek, kaçınılmaz hale gelmişti. Çünkü var olan düzende, bu eşitlik ve emniyet yoktu..
   Memleketin her tarafında özgürlük mücadeleleri ; mevcut ağalık ve ayanlığa karşı topraksızların sosyal mücadeleleri halinde gelişiyordu. Ama Tanzimat, sadece devletin bir nevi kendini savunması ve genel dağılışı önlemek için girişilen , herkesi memnun edecek şekilde düzenlenmiş ve yukarıdan gelen bir önlemdi. Düzeni yönetenlerin eseriydi ve aslında yetersizdi..
   Bu sebeple, siyasi düzene ve bunun yöneticilerine karşı ilk hareket, biraz geç de olsa belirdi. Doğal olarak aydınlar arasında doğdu ; özellikle Fransız İhtilalinin getirdiği düşünce ve akımların etkisi altında kalan aydınlar arasında..
   Bizim yakın tarihimizde ilk siyasi mücadele çabasını oluşturan bu akım, ancak 1860-1870 arasındaki dönemde canlanır. Hatta fiili gruplaşma, 1865-1868 arasındaki dört yıllık bir dönemi içine alır.
   Hareket, ilk önce İstanbul’da, dar bir aydınlar çevresi içinde belirdi. Daha sonra Avrupa’ya kaçan bazı elemanlar tarafından orada, Saray’a karşı açılan bir basın ve propaganda mücadelesi şeklinde yürütüldü. Bu hareketi Avrupalılar, “Jeunes Turques” yani, “Genç Türkler” hareketi olarak ; örgüt üyeleri “Yeni Osmanlılar” ; siyasi edebiyatımız ise “Genç Osmanlılar” olarak tanımlar.. Genç Osmanlılar’ın seçtikleri hedef, Meşrutiyet düzenidir..
   Bir süre sonra Meşrutiyet’in Osmanlı devletinde, geçici de olsa gerçekleşmesi ve bu suretle Genç Osmanlılar ile Birinci Meşrutiyet arasında, tarihi bir fikir ve hareket bağlantısının bulunuşu, bizim için önemlidir. Zaten bu hareketin öncülerinden bir kısmı adlarını İkinci Meşrutiyet mücadelesine bağlamışlardır. Örneğin, Namık Kemal..
   O halde Genç Osmanlıları, Türkiye’de siyasi mücadelenin “ilk ve öncü kadrosu” olarak almak, hata olmasa gerektir..
  
   Gerçi, daha önce olan bir olay daha vardır.. 13 Eylül 1859’da İstanbul’da, gizli bir siyasi cemiyete üye oldukları için 41 kişi tutuklanır.. Bu olayın planlayıcısı, kimilerine göre “Şeriatı Tutma Cemiyeti”, kimilerine göre ise, “Fedailer Cemiyeti” adlı bir örgüttür. Bu cemiyetin ne zaman kurulduğunu bilen yoktur. Başta Sadrazam, Şeyhülislam ve Serasker’den kurulu bir soruşturma heyeti, bu gizli cemiyetin amacını “halkı ve askeri saltanat aleyhine kışkırtmakla, devlet heyetini ve kanunları bozmak” şeklinde özetler. Suçlama ağırdır.. Resmi kayıtlara göre, gizli cemiyetin kurucuları : Şeyh Ahmet, Çerkez Hüseyin Daim Paşa, Arnavut Cafer Paşa, Tophane-i Amire Ketebesi’nden Arif Bey ve İmalat Meclisi Azası Binbaşı Rasim Bey’dir. Ebüzziya Tevfik, ihtilal örgütünde Şinasi’nin de bulunduğunu yazar..Cemiyete girenlerden, “Süleymaniyeli Şeyh Ahmet ile aramdaki ahdi kabul ettim ve ben muahid (yeminli ve anlaşmalı) fedaiyim” ibaresi yazılı birer taahhütname alınmıştır. Cemiyetin önemli bir kısım üyesi de, bizzat suikast yapabilecek adamlardan oluşmuştur ki, bunlara “fedai” adı verilmiştir.  Cemiyetin varlığını, kendisine üyelik teklif edilen Mirliva Hasan Paşa, teklifi kabul etmeyerek hükumete bildirmişti.
   Soruşturmalar Çengelköy’de Kuleli kışlasında cereyan ettiği için bu olay, yakın tarihimizde “Kuleli Olayı” olarak anılır.  Soruşturma sonunda, vükela heyetine (bakanlar kuruluna) getirilen evraka göre, sanıklardan, kurucular idama mahkum oldular. Fakat Padişah Abdülmecid, bu hükmü müebbet hapse çevirdi. Yabancı tarihçiler bu hareketi, ilk Meşrutiyet çabası olarak gösterirler. İncelemelere ve belgelere göre, bu cemiyet, daha çok bir irtica hareketi, daha doğrusu, Tanzimat’ın getirdiği ve savunduğu ilkelere karşı, bir direniş çabası gibi de görünür.
   İmparatorluğun 19. yüzyıl tarihi üzerine değerli incelemeler yapan yabancı tarihçilerden Engelhardt ve Vambéry, 1859 girişimini, Türkiye’de Meşrutiyet hareketine doğru ilk adım olarak kabul ederler… Bütün yabancı yazarlar, hareketin başında Manastır’a atanan 3. Kolordu Tümen Komutanı Hüseyin Daim Paşa’nın bulunduğunu söylemekte birliktirler.. Aynı zamanda bir İngiliz ajanı olan Vambéry, sonraki yıllarda İngiltere’ye gönderdiği bir raporda ; “Ben Hüseyin Daim Paşa’nın evinde oturdum ve ilk özgürlük hareketlerini gördüm” yazmaktadır.
   Mahkeme dönemi iki ay kadar sürer. Abdülmecid’in vefatıyla Abdülaziz tahta geçtikten bir süre sonra ise, mahkumlar affedilirler. Hatta Hüseyin Daim Paşa’ya rütbesi de iade edilir. Yalnızca Süleymaniyeli Şeyh Ahmet Efendi, Magosa’da sürgün olarak bulundurulur. Namık Kemal de aynı yerde sürgüne gittiğinde tanıdığı Şeyh Ahmet’ten çok övgüyle bahseder..  

( Şevket Süreyya Aydemir, “Enver Paşa” 1. cilt, s. 15-19 ) ( Edouard Engelhardt, “Tanzimat” s.106 ) (Ebüzziya Tevfik,”Yeni Osmanlılar Tarihi” s.13 ) ( Uluğ İğdemir, “Kuleli Vak’ası hakkında bir araştırma” s.31 ) ( Enver Ziya Karal, “Osmanlı Tarihi” c.6, s.96 ) ( Uluğ İğdemir, “Yılların İçinden” s.316-317 ) ( Niyazi Berkes, “Türkiye’de Çağdaşlaşma” s.273 ) ( Erol Ulubelen, “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye” s. 78 )  

Leave a reply:

Your email address will not be published.