258 ) DÜNYA JANDARMASI VE ONUN UÇ KARAKOLU !…

  

   “Mother Jones” adlı ABD dergisinin 2011 / Ekim sayısında, ABD’nin , dünyanın diğer ülkelerindeki askeri gücünü gösteren bir harita yayımlandı…
   Pentagon’un hiç asker bulundurmadığı bölgeler haritada açık yeşil renkte. Bu bölgelere bakınca karşımıza şöyle bir liste çıkıyor : Libya, İran, Kuzey Kore, Batı Sahra, Burkina Faso, Togo, Kongo Cumhuriyeti, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Papua Yeni Gine ve Fransız Guyanası !…
   Bu ülkelerin yüzölçümleri toplamı olan 5.613.963 km2, dünyanın toplam yüzölçümü olan 510.065.284 km2’nin yaklaşık % 1’i yapıyor !..
   Bu ülkelerden Fransız Guyanası, Fransa’ya bağlı deniz aşırı il statüsünde. Geriye kalan dokuz ülkeden Libya, İran ve Kuzey Kore dışındakiler ise fakirlik, açlık ve susuzluktan kıvranıyor..
   Aynı dergide, Bush’un 2004 başkanlık seçiminden birkaç ay önce, Amerikan askeri üslerine ilişkin bir plan açıkladığı da anlatılıyor. Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en sert plandı bu.. O dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in hazırladığı düzenlemenin amacı, zayıf durumdaki savaş makinesine hayat vermekti. Bunun için yapılacak şey, eldeki kuvvetleri son teknolojiyle donatıp, daha az güçle daha çok iş yapabilecek ve aynı anda dört bölgede birden çatışma yürütüp baskı kurabilecek bir duruma getirmekti..
   ABD, o günden beri bunu sağlamak için dünyanın birçok yerinde üsler kurmaya devam ediyor..
   151 yabancı ülkede 510.927 asker.. Yaklaşık 120 milyar dolar değerinde 761 askeri üs !..
   21. yüzyılda imparatorluk ; parayla, silahla ve dünya yüzölçümünün % 99’unda asker bulundurarak kuruluyor..
       
 
   İlerici görüşleri yaymak amacıyla kurulan ve kar amacı gütmeyen “The Nation Institute”‘un bünyesindeki TomDispatch.com , ABD’deki araştırmacı gazeteciliğin en iyi örneklerini veren sitelerden birisi..
   3 Ağustos 2011’de, bu sitenin yardımcı editörü yazar Nick Turse’ün “A Secret War İn 120 Countries” adlı bir yazısı yayımlandı. Türkiye’de büyük medyada yer almayan bu yazı çok önemli :
“Amerikan ordusunun içinde yer alan gizli bir kuvvet, Amerikan halkının bilgisi dışında yabancı ülkelerin çoğunda operasyonlar yapıyor. Bu yeni, seçkin Pentagon gücü, büyüklüğü ve kapsamı şu ana kadar hiçbir şekilde açıklanmayan bir küresel savaşı yürütüyor..” diyor Turse…
   Bu bilgiyi dayandırdığı kaynak ise, ABD Ordusu Özel Operasyon Komutanlığı’ndan ( SOCOM ) Albay Tim Nye..
   “Özel Operasyonlar” adı altında, önemli kişilere yönelik suikastlar, daha düşük profilli hedeflerin öldürülmesi, adam kaçırma, kontr gerilla baskınları, yabancı güçlerle ortak harekat ve eğitim gibi çeşitli gizli faaliyetler yapılıyor. Bunların % 85’i “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamındaki yirmi ülkede gerçekleştiriliyor..
   Tim Nye, “Elbette operasyon yürüttüğümüzü tam olarak açıklayamayacağımız yerler de var. Bunları söylemek bizim için avantajlı olmayabilir. Bazı ülkeler de iç sebepler ya da bölgesel nedenlerle bunun bilinmesini istemiyor” diyerek özel kuvvetlerin tam olarak hangi ülkelerde yer aldığını açıklamıyor..
   1980 yılında İran’daki Amerikalı rehinelerin kurtarılamaması üzerine, 1987’de kurulan SOCOM, bugün artık kendi özel bütçesi olan, her türlü olanağa sahip bir güç.. 1990’larda  37 bin personeli varken, bugün sayıları 60 bine ulaştı. 2,3 milyon dolarlık bütçeleri ise, 11 Eylül sonrasında neredeyse üç katına çıkarak 6,3 milyon dolara ulaştı..
   Amerikan ordusu içindeki bu gizli orduya dikkatinizi çekerim..


   Türkiye artık Clinton’ın öngördüğü gibi, Batı ile klasik Orta Doğu bölgesi arasında bir “savunma mevzii”, bir “tampon” değil ; “Genişletilmiş Orta Doğu” için, yani Kuzey Afrika’dan Çin sınırına kadar kapsanan çok geniş bölgede, ABD’nin bir “saldırı üssü” olacaktı !..
   Tam bu noktada, ABD’nin radikal siyasal İslam’a karşı bir silah olarak kullanacağı Türkiye, karşı taraftan daha az tepki çekecek bir kimliğe kavuşturulmak istendi ve içerideki siyasal oluşumların da desteğiyle, ortaya “Ilımlı İslam” modeli çıktı..
   Irak, Mısır, Suriye ve Libya gibi öteki İslam ülkeleriyle birlikte Türkiye’ye empoze edilmek istenen bu model, hiç kuşkusuz, laik bir düzenden geriye gidişi gerektiriyordu. Burada ilginç olan husus ; Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE ve Bahreyn gibi ülkelerin bu modelin dışında bırakılmış olmasıydı..
   Bu eğilim, Türkiye içindeki İslamcı eğilimlerle buluştu ve ABD ile Türkiye içindeki bazı siyasal grupların ittifakı, ülkemizde de ılımlı İslam modeli olarak ortaya çıktı..
   Ama bu model, ABD’nin sandığının tersine, İslam alemi açısından kabul edilebilir ve işlevsel de olsa, Türkiye’nin iç dinamikleri bakımından da, ABD’nin çıkarları ve stratejisi bağlamında ülkemiz açısından olumlu bir sonuç vermeyecekti. Nitekim vermiyor da !…

 

 
   
   

Leave a reply:

Your email address will not be published.